İŞSİZLİK TEMBELLİK DEĞİL, ÇARESİZLİKTİR
YAŞAR EYİCE
*- GECEYARISI AÇIKLAMASI
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu
gece yarısına doğru paylaştı:
“Ankara–İzmir YHT hattında son viraja giriliyor.
11,5 milyon vatandaşımız Yüksek Hızlı Tren
konforuna kavuşuyor.
Mesafeler kısalıyor;
Türkiye Hızlanıyor…”
Bütçede bu güzel haber için ne kadar pay ayrıldı
bilmiyorum.
Ama koskocaman bakan böylesine önemli haberi
verdiğine göre parasal bir sıkıntı kesinlikle yoktur.
Önceki yıllarda Ankara- İzmir otoyolu ve ulaşımı
için neredeyse bir yevmiyenin bütçeye konduğunu biliyorum.
Bir başka bildiğim de, halâ Halkapınar- Otogar
arasındaki metro inşaatının başlamaması ve bütçeye yeterli ve gerekli fasılanın
konmadığı...
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun
gece yarısına doğru yaptığı paylaşımından yararlanan Serhat Yakıcı isimli
vatandaş da sorunlarını dile getirmiş;
“Türk Telekom altyapı şebekesi
getirmesi talep ediyorum lütfen yardımcı olun çalışmaları yapılmıyor teşekkür
ederim.”
İzmirli olduğunu sandığım Sedat Acemoğlu adlı kişi
de bakana şöyle sesleniyor:
“otoyol da iyi olurdu…”
*-
BECERİKSİZLİK SON SAFHADA
Sedat Bey’in ‘otoyol’ dileğinden aklıma kentlerin
yolları geldi.
Geçilecek gibi değil…
Örneğin Urla’yı ele alalım.
Tüm yollar delik deşik.
Nedeni inşaatçılar ve alt yapıların sağlıklı
yapılmaması…
Belediyecilik denilince yıllardır ilk akla gelen
‘Yol, su, elektrik’ idi.
Şimdi bunlara, doğalgaz ile internet de ilave
edildi.
Kim inşaat yapıyorsa, konutun ya da apartmanın
önündeki kanalizasyon olsun, elektrik, su, doğalgaz bağlantıları için yapılan
tüm kazı çalışmaları belediyeler tarafından mutlaka incelenmeli, yolun,
caddenin düzgün bir şekilde bırakılmasını sağlamalıdırlar.
Aksi halde inşaat ruhsatları iptal edilmeli,
oturma ruhsatları verilmemelidirler.
Temizlik görevlileri hiç olmazsa haftada bir en
ücra sokaktan da geçiyor.
Mutlaka ve mutlaka yollarda gördükleri
olumsuzlukları, çukurları, inşaatçıların yaptıkları kazıları akşamları rapor
etmeliler.
Bu bir mecburiyet olmalı…
Hatta kaymakamlar ve valiliklere bu konuda geniş
yetki tanınmalı.
Görevini yapmayan, askıya alan, başından
savanlara, caydırıcı cezalar verilmeli.
Araçların bu çukurlar, kazılan yollar nedeniyle
milli ekonomiye verdikleri zararın herhalde onlarca fabrikaya eşit.
Öyleyse bu konuda da ‘top yekün’ bir kalkınma modeli
uygulanmalı…
Konu önemsemeyecek konum ve durumda değil…
Uzun ömürlü çözümleri özellikle Çevre ve
Şehircilik Bakanlığından bekliyoruz.
Çünkü belediyeler ve yönetenler sadece hava atmayı
biliyorlar…
Tabii çalışanlar da, iş yapmamakta ve tembellikte
birbirleriyle yarışıyorlar.
‘Hayır’ diyene daha rastlamadım…
Pozisyonlar geçicidir.
Unvanlar sınırlıdır.
Ama insanlara nasıl davrandığın, her zaman
hatırlanır.
*- HALİNDEN ANLAMAZ!
Urla’daki kasaptaki ‘yağlı müşteri’ kadının ileri
sürdüğü gibi, [Mh1] ‘İşsiz
olmak’ tembellik değildir.
Geç uyanırsın ama dinlenmiş hissetmezsin. Her gün
aynı döngü… Başvurular, sessizlik, belirsizlik.
Bir bildirim gelir, umutlanırsın…
Yine sonuç yok!
Ailen sorar:
‘Bir gelişme var mı?’
Arkadaşlar yavaş yavaş kaybolur.
İnsanlardan kaçarsın.
Paran yetmez.
Dinlenirken bile suçluluk hissedersin.
Özgüvenin erir.
Kendinden şüphe etmeye başlarsın.
Yetenek vardır… Fırsat yoktur.
Geceler düşünmekle geçer.
Çabalarsın…
Ama kimse görmez.
İşsizlik bir durum değil, ağır bir zihinsel yük.
Anlamadan yargılamayın, kasaptaki kadın ve ablası…
İnsanlarda vicdan, adalet, merhamet kalmamış artık
demekten tükendik! İçimiz paramparça!
Böyle insanlar o kadar çoğaldı ki, fakir- fukara-
işsizlerle ilgili haberleri yalanlama yarışına girdiler…
Çarşıda kulak kabartır, bu tipleri göreceksiniz.
Bunlara mutlaka rastlayacaksınız
*- ÖNEMLİ KURAL
Siz neyin fazlasına sahipseniz, evren onun zıddını
gönderir.
‘Fazla’ merhametliyseniz, zalimlerle;
‘Fazla’ cesursanız, korkaklarla,
‘Fazla’ bilgiliyseniz, cahillerle,
‘Fazla’ zekiyseniz, aptallarla sınanırsınız!..
Bu asla değişmez, önemli bir kuraldır.
*- CESUR YÜREKLER
Engin
Çetin anımsattı;
“4 Nisan 1953…
TCG Dumlupınar Denizaltısı Faciası
Türk denizcilik tarihine acı bir hatıra olarak
kazınan o gece, sadece bir denizaltı değil; umutlar, hayaller ve nice yuva
derin sulara gömüldü.
Bugün, o karanlık sularda sonsuzluğa uğurlanan
kahraman denizcilerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Onlar, görev uğruna gözlerini kırpmadan vatan
nöbetine giden, son nefeslerinde bile metanetini koruyan cesur yüreklerdi.
‘Vatan sağ olsun’ diyerek sonsuzluğa yürüyen o
kahramanlar, bizlere fedakârlığın ve görev bilincinin en büyük mirasını
bıraktı.
Sessizliğin en derin olduğu yerde bile onların
sesi hâlâ yankılanıyor…
Unutmadık.
Unutmayacağız.
Ruhları şad olsun.
*- AVRUPA’DA BİLE…
Murat Eştürk ile Nevzat Karagülle ve Ramazan Akın,
‘Adalet’ konusunu ele alan şiirleri arayıp paylaşmışlar bir hukukçu gibi…
İşte örnekleri:
- Halkın Ekmeği
Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
Bakarsınız kıt,
Bakarsınız doyum olmaz tadına,
Bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek, başlar açlık,
Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.
Bozuk adalet yeter artık!
Acemi ellerle yoğurulan, iyi pişirilmemiş adalet
yeter!
Yeter katıksız, kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!
Bolsa insanın önünde ekmek, lezzetliyse,
Gözler öbür yiyeceklere yumulsa da olur.
Ama her şey bollaşmaz ki birdenbire…
Bilirsiniz, nasıl bolluk doğurur ekmek:
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene.
Ekmek her gün nasıl gerekliyse nasıl,
Adalet de gerekli her gün,
Hem o, günde birçok kez gerekli.
Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlencede,
Hele çalışırken canla başla,
Kederliyken, sevinçliyken,
Halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
Günlük, has ekmeğine adaletin.
Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli,
Onu kim pişirmeli, dostlar, söyleyin?
Öteki ekmeği kim pişiren?
Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın, gündelik
ekmek gibi.
Bol, pişkin, verimli.
(Bertolt Brecht…)
*- ŞİKAYETNAME
“Selam verdim, ‘rüşvet değildir’ deyü almadılar
Hüküm gösterdim, ‘faydasızdır’ diye iltifat
etmediler.
Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar ama
bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.
Dedim: – Ey arkadaşlar, bu ne yanlış iştir, bu ne
yüz asıklığıdır?
Dediler: – Bizim adetimiz böyledir.
Dedim: – Benim riayetimi gerekli görmüşler ve bana
tekaüt beratı vermişler ki ondan her zaman pay alam ve padişaha gönül rahatlığı
ile dua kılam.
Dediler: – Ey zavallı! Sana zulüm etmişler ve
gidip gelme sermayesi vermişler ki, daima faydasız mücadele edesin ve uğursuz
yüzler görüp sert sözler işitesin.
Dedim: – Beratımın gereği niçin yerine gelmez?
Dediler: – Zevaittir, husulü mümkün olmaz.
Dedim: – Böyle evkaf zevaidsiz olur mu?
Dediler: – Asitanenin masraflarından artarsa
bizden kalır mı?
Dedim: – Vakıf malın dilediği gibi kullanmak
vebaldir.
Dediler: – Akçamız ile satın almışız, bize
helaldir.
Dedim: – Hesaba alsalar bu tuttuğunuz yolun fesadı
bulunur.
Dediler: – Bu hesap, kıyamette sorulur.
Dedim: – Dünyada dahi hesap olur, haberin
işitmişiz.
Dediler: – Ondan dahi korkumuz yoktur, katipleri
razı etmişiz.
Gördüm ki sualime cevaptan başka nesne vermezler
ve bu berat ile hacetim kılmağın reva görmezler, çaresiz mücadeleyi terk ettim
ve mey’us ü mahrum guşe-i uzletime çekildim.
*- ADALET
Özdemir Asaf’tan;
“İnsansız adalet olmaz,
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama, olmaz olsun…”
*- ANLAYAN ÇIKAR MI?
Boynu eğri olmamıştık kafire bi’l ittifak
Müslümanın kalmadı iş erlerinde baş ayak
Olmağa vareste gerdan-bestelerden yok ümid
Söndü ümmidi adalet kalmadı ızhar-ı Hak
Pençe-i zalimlerin attı o şahinler bugün
Yoldular mazlum kebuterlerde bitti tüy tozak
Mürtekipler seddi bend etti adalet kal’asın
Feth-i bab etmez tüfenk top yay kılınç okla bıçak
Bul adalet çeşmesinin katresinden bir eser
Yandı tüttü bende zulmün ateşinden dil dudak
Doldu zulmün çillesi halk oldu yarım müslüman
Şeyhulislamlar zemane başına versin sebak
Lafzı var manası yok ahkam-ı şer’in şimdilik
İsmini yad etmeğe dillerde resmen bir tuzak
Vah yazık Tuba-yı adl-i saltanatta hasılı
Kalmadı Seyrani’ye meyve verir bir dal budak
(Seyrani)
*- ASIL ADALET
Paul Eluard ise şöyle diyor:
İnsanlarda tek sıcak kanun,
Üzümden şarap yapmaları,
Kömürden ateş yapmaları,
Öpücüklerden insan yapmalarıdır.
İnsanlarda tek zorlu kanun,
Savaşlara, yoksulluğa karşı
Kendilerini ayakta tutmaları,
Ölüme karşı yaşamalarıdır.
İnsanlarda tek güzel kanun,
Suyu ışık yapmaları,
Düşü gerçek yapmaları,
Düşmanı kardeş yapmalarıdır.
Hep var olan kanunlardır bunlar,
Bir çocukcağzın tâ yüreğinden başlar,
Yayılır, genişler, uzar gider
tâ akla kadar.
*- HAKİM BEĞ
Gene tehir etme üç ay öteye,
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.
Otuz yıl da babam düştü ardına;
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.
Kırk yıl önce; yani babam ölünce,
Kadılıklar hâkimliğe dönünce,
Mirasçılar tarla, takım bölünce,
İrezillik beni buldu hâkim beğ.
Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git;
Bini buldu burda yediğim zılgıt.
Eğer diyeceksen: ‘bana ne, öl git!’
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.
Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,
Yüz yılda höküme bağlanmaz mı bu?
Kazanmasam da hu, kazansam da hu!
Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.
Keşife-meşife, damgaya, harc’a
Kanımız kurudu harca da, harca..
Sayenizde avukatlar yıllarca,
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.
Mübaşir itekler, kâtip zavırlar;
Değişti bizde de göya devirler.
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar,
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.
Kabahat sizde mi, kanunlarda mı?
Şaşırdım billâhi yolu yordamı..
Kızma sözlerime alam kadanı,
Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.
Mülkün temeliydi adalet hani?…
Bizim hak temelde saklı mı yani?
Çıkartıp ta versen kim olur mâni?
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ?!
Hem davacı pişman, hem de davalı..
Bu yolda tükettik çulu, çuvalı.
Sabret makamından çalma kavalı,
Sürüler ekine daldı hâkim beğ.
(Abdurrahim Karakoç)
*- ADALETSİZ DÜNYA
Ağaçlan uzun kısa
O da biter kese kese
Geniş değildir herkese
Adaletsiz yalan dünya
Fil de canlı karınca da
Kimi yerde kimi dalda
İyi kötü bu dünya da
Adaletsiz zalim dünya.
Toprakların altın bakır
O da bizde yoktur şükür
Kimi zengin kimi fakir
Adaletsiz fani dünya.
Mahzuni de senden uçar
Belki yıldızlara geçer
Seni eken bir gün biçer
Adaletsiz yalan dünya.
(Mahzuni Şerif)
*- YARGI
Bülent Ecevit’in şiirlerinden bir paylaşım:
“Öldürenle katiliz, çalanla hırsız
Tümümüz sanığız, tümümüz savcı
Tümümüz suçlu, tümümüz yargıç
Kimi aklar, kimi suçlarız
Kimi bağışlar, kimi asarız
Kendimizi başkasında,
Her gün bıçak saplı
Birinin arkasında
Vurulan da biziz, vuran da…”
(Bülent Ecevit)
*-







Yorumlar
Yorum Gönder