BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞU
YAŞAR EYİCE
*- DENİZDE YAZILAN BİR DESTAN
18 Mart 1915'te Çanakkale Zaferi, Türkiye ve
Müttefik kuvvetlerinin Gelibolu'daki yenilgisi için önemli bir dönüm noktası
olarak tarihi yeniden şekillendirdi.
Tam 111 yıl önce, 18 Mart 1915'te, dünya tarihinin
seyrini değiştiren ve modern Türkiye'nin temellerini atan eşsiz bir kahramanlık
öyküsü yazıldı. O dönemin 'yenilmez' donanmaları, müttefikleri Rusya'ya yardım
ulaştırırken Çanakkale Boğazı'nı geçmeyi ve İstanbul'u işgal etmeyi amaçlarken,
Türk askerinin kararlılığı karşısında yenilgiye uğradılar.
Müttefik Kuvvetler, 19 Şubat 1915'te başlayan
saldırılarını 18 Mart'ta en yüksek seviyeye çıkardı.
*- ALT ÜST OLDULAR
Amiral de Robeck komutasındaki devasa filo,
Çanakkale Boğazı'ndan geçmeyi başarabileceğine inanıyordu.
Ancak, Türk topçusunun isabetli ateşi ve Nusret
Mayın Gemisi'nin bir gece önce döşediği 26 stratejik mayın, işgalci güçlerin
planlarını alt üst etti.
Bouvet, Irresistible ve Ocean zırhlılarının
batırılması, Müttefik Kuvvetler için ilk büyük ders oldu ve onlara 'Çanakkale
Boğazı geçilemez!' gerçeğini öğretti.
*-BİR MİLLETİN YENİDEN DOĞUŞU
18 Mart sadece askeri bir başarı değil; Balkan
Savaşları'ndan sarsılan bir milletin özgüvenini yeniden kazandığı gündür.
Bu zafer, I. Dünya Savaşı'nın süresini en az iki
yıl uzatmakla kalmadı, aynı zamanda Çarlık Rusyası'nın çöküşünü hızlandırdı ve
sömürge yönetimi altındaki birçok ezilmiş millete bağımsızlık umudu aşıladı.
*-ATATÜRK VE MİLLİ MÜCADELE RUHU
Deniz zaferinden sonra başlayan kara savaşlarında,
Yarbay Mustafa Kemal'in 25 Nisan 1915'te Gelibolu Arıburnu'nda 57. Alay'a
düşmanın ilerlemesini durdurmak ve zaman kazanmak için verdiği tarihi emir:
'Size saldırmanızı emretmiyorum; ölmenizi
emrediyorum!'
Bu direniş, Türk halkının vatan sevgisini tüm
dünyaya kanıtladı. Gelibolu'da sergilenen birlik ruhu, birkaç yıl sonra
başlayacak olan Milli Mücadele'nin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun
habercisi oldu.
Bugün, 18 Mart Şehitler Anma Günü ve Gelibolu
Deniz Zaferi vesilesiyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve bu toprakları
vatan yapan yoldaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
*- TARİHE SIĞMAYAN BİR DİRENİŞİN ZAFERİ
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay,
18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yılı
nedeniyle bir mesaj yayımladı.
Başkan Tugay, mesajında Anafartalar’da,
Arıburnu’nda, Conkbayırı’nda yazılan destanın; bir milletin imkânsızlıklar
içinde neleri başarabileceğinin en güçlü kanıtı olduğunu söyledi.
Tugay, “Çanakkale; yoklukta var olmanın, umudu
yitirmemenin, inançla ayağa kalkmanın adıdır. Kurtuluşun ilk adımı, bağımsız
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun habercisidir. Tarihe sığmayan bir direnişin
zaferidir.” dedi.
Dr. Cemil Tugay, yayımladığı mesajda şu ifadelere
yer verdi.
“Bugün, bir milletin, tüm gücüyle varlık savaşı
verdiği, tarihin akışını değiştirdiği yerdeyiz.
Çanakkale’deyiz.
Bugün bize tüm vatan Çanakkale…
Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusu; Kafkasya’dan
Irak’a, Filistin-Suriye’den Avrupa cephelerine kadar çok geniş bir coğrafyada
büyük mücadeleler vermişti.
Bu cephelerin hepsi tarihimizin onurlu
sayfalarıdır. Ancak Çanakkale, hem askeri sonuçları hem de milletimizin
kaderine etkisiyle bambaşka bir yerde durur.
*- GEÇEMEDİLER
1915 Şubat’ında İngiliz ve Fransız donanmaları,
Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’u işgal etmek ve Osmanlı’yı savaş dışı
bırakmak amacıyla harekete geçti.
18 Mart’a kadar 14 defa denediler, geçemediler.
18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’na tüm deniz
güçleriyle saldırdılar. Donanma kuvvetimiz çok sınırlıydı fakat işgalciler
karşılarında, vatanından vazgeçmeyen milleti, topyekûn bir orduya dönüşmüş
olarak buldu.
Karşılarında, bu savaştan Anafartalar Kahramanı
olarak zaferle çıkacak Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’i buldular.
Etkili mayınlama, topçunun büyük başarısı,
askerin, kurmayların azim ve kararlılığıyla 18 Mart adı, tarihe altın harflerle
yazıldı: Çanakkale geçilmez.
Anafartalar’da, Arıburnu’nda, Conkbayırı’nda
yazılan destan; bir milletin imkânsızlıklar içinde neleri başarabileceğinin en
güçlü kanıtı oldu.
Çanakkale; yoklukta var olmanın, umudu
yitirmemenin, inançla ayağa kalkmanın adıdır.
Kurtuluşun ilk adımı, bağımsız Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşunun habercisidir.
Tarihe sığmayan bir direnişin zaferidir.
Bugün yine aynı gururu yaşıyoruz.
*- GÖNÜLLÜ OLARAK ÇANAKKALE’DE SAVAŞTI
Türkiye Bosna Hersek Kültür Dernekleri Federasyonu
Başkanı R. Barbaros Taşer, Türk milletinin dünyaya gücünü gösterdiği 18 Mart
Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.
Federasyon Başkanı Taşer, Çanakkale Savaşı’nda 111
yıl önce dönemin zor koşullarında adeta imkânsızın başarıldığını belirterek,
Çanakkale Zaferi ile tarihte benzeri görülmemiş gerçek bir destan yazıldığını
söyledi.
Türk ulusunu yok etmek isteyenlerin hayallerinin
boşa çıkarıldığını vurgulayan Taşer, Türk milletinin gücünü tüm dünyaya
Çanakkale’de gösterdiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:
“Milli mücadelenin ilk ateşinin yakıldığı
Çanakkale Zaferi ile Türk milleti; vatan sevgisini, cesaretini, azmini ve
kahramanlığını tüm dünyaya göstermiştir.”
*-ATA DEDELERİYLE GURUR DUYUYOR
Bu büyük zaferin kazanıldığı savaşta Sancak’tan
gönüllü gelen 15 bin 700 Boşnak’ın, Türk milletinin bağımsızlığı için kanını
döktüğünü vurgulayan Federasyon Başkanı Taşer, Sancak’ın Novi Pazar kentinde
kurulan askeri alım merkezine başvurarak Çanakkale Savaşı’na katılan ata
dedeleriyle gurur duyduklarını ifade etti.
Federasyon Başkanı Taşer, yalnızca Sancak’tan
değil, tüm Balkan coğrafyasından Boşnak, Arnavut, Pomak ve diğer Balkan
halklarının da Çanakkale Savaşı’na katıldığını belirtti.
*- KARANLIK AYDINLIKTAN KAÇAR
Haluk Narbay'dan Akla Sığmayanlar…
“İnsanlık tarihinin en eski ve en sarsıcı
hakikatlerinden biri, doğrunun çoğu zaman kalabalıklarda değil, sessizliğin
derinliklerinde yankı bulmasıdır.
Bu yüzden, bilgeliğin izini sürenlerin yolu çoğu
kez yalnızlıktan geçer; çünkü ışık, karanlığın en yoğun olduğu yerde kendini
belli eder.
Ömer Hayyam’a atfedilen şu sözler, yalnızca bir
şiir değil; insanın hakikatle kurduğu kadim ve çoğu zaman sancılı ilişkinin
özlü bir anlatımıdır:
“Karanlık aydınlıktan, Yalan doğrudan kaçar. Güneş
yalnız da olsa ışık saçar. Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık; Kargalar
sürüyle, kartallar yalnız uçar.”
*- DOĞRUYU KAYBEDİNCE
Bu dizelerin her biri, yüzyıllardır değişmeyen bir
gerçeğin farklı yüzlerini gösterir.
İlk satırda karşımıza çıkan “karanlık ve aydınlık”
karşıtlığı, yalnızca fiziksel bir durum değil; aynı zamanda insanın iç
dünyasındaki çatışmayı da temsil eder.
Eski bir özdeyiş der ki:
“Işık en çok karanlıkta fark edilir.”
Gerçekten de hakikat, çoğu zaman onun yokluğunda
anlaşılır.
İnsan, doğruyu çoğu zaman kaybettiğinde ya da
ondan uzaklaştığında değerini idrak eder.
*- YALAN HIZLI KOŞAR
“Yalan doğrudan kaçar” ifadesi ise, hakikatin
doğası gereği güçlü olduğunu hatırlatır.
Bir Anadolu anekdotunda anlatılır:
Bir bilgeye, “Doğru mu daha güçlüdür, yalan mı?”
diye sorarlar.
Bilge gülümseyerek cevap verir:
“Yalan hızlı koşar ama doğru yürüyerek de olsa
eninde sonunda yetişir.” Bu yüzden yalanın kalabalıklar içindeki rahatlığı
geçicidir; hakikat ise sabırlıdır ama kalıcıdır.
*- KALABALIKTAN KAÇANLAR
“Güneş yalnız da olsa ışık saçar” dizesi, bireysel
duruşun gücünü anlatır. Tarih boyunca pek çok düşünür ve bilge, kalabalıkların
aksine tek başına durmayı seçmiştir.
Çünkü ışık olmak, çoğunlukta olmak değil;
karanlığa rağmen parlayabilmektir.
Bir başka özdeyiş bunu şöyle ifade eder:
“Bir mum, binlerce karanlığı tek başına yok
edebilir.” Güneşin yalnızlığı, aslında onun gücünün göstergesidir.
“Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık” kısmı ise
en derin ve en dokunaklı olanıdır.
İnsan çoğu zaman anlaşılmak ister; fakat doğruyu
söyleyenin kaderi, çoğu zaman yanlış anlaşılmak ya da dışlanmaktır.
Eski bir hikâyede, köydeki tek dürüst adamın
herkes tarafından “garip” görülmesi anlatılır.
Çünkü o, diğerleri gibi davranmaz; çıkar yerine
vicdanı seçer.
Bu yüzden yalnız kalır ama iç huzurunu kaybetmez.
*- KARTALLAR YALNIZ UÇAR
Son dize ise güçlü bir metaforla kapanır:
“Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar.”
Bu söz, niceliğin değil niteliğin önemini
vurgular.
Kargalar kalabalıktır; çünkü sıradanlık birlik
ister.
Kartallar ise yükseklerde uçar; çünkü zirveye
herkes çıkamaz.
Bir dağcı anekdotunda şöyle denir:
“Zirveye yaklaştıkça kalabalık azalır.”
Bu yalnızlık, aslında bir eksiklik değil; bir
seviyenin göstergesidir.
Bütün bu dizeler bir araya geldiğinde, Ömer
Hayyam’ın sözleri yalnızca bir öğüt değil; aynı zamanda bir teselliye dönüşür.
Okuyana şunu fısıldar:
Eğer doğru yoldaysan ve yalnız hissediyorsan, bu
bir kayıp değil; belki de hakikate biraz daha yaklaştığının işaretidir.
*- YÜRÜMEYİ ÖĞRENMELİ
Sonuç olarak, Ömer Hayyam’a atfedilen bu sözler
etrafında kurduğumuz bu anlatıyla aslında tek bir gerçeği görünür kılmaya
çalıştık:
Hakikat çoğu zaman alkışlanmaz, doğruyu savunmak
çoğu zaman kolay değildir ve insanın kendi vicdanına sadık kalması, onu kalabalıklardan
ayırabilir.
Bu yalnızlık bir eksiklik değil, bir bedeldir;
fakat aynı zamanda bir değerin, bir duruşun işaretidir.
Yani mesele yalnız kalmamak değil, neden yalnız
kaldığını anlayabilmektir.
Peki, birey ne yapmalı?
Her şeyden önce kalabalığın yönüne göre değil,
kendi iç pusulasına göre yürümeyi öğrenmeli.
Doğruyu savunurken onay aramaktan vazgeçmeli;
çünkü hakikat, çoğunluğun desteğine ihtiyaç
duymaz.
İnsan, gerektiğinde tek başına kalabilmeyi göze
almalı ama bu yalnızlığı bir kırgınlığa değil, bir olgunluğa dönüştürmelidir.
Kendi ışığını başkalarının gölgesine göre kısmak
yerine, tıpkı o dizelerdeki güneş gibi, var olduğu gibi parlamayı
sürdürmelidir.
Çünkü en nihayetinde insanı değerli kılan, kaç
kişiyle yürüdüğü değil; hangi yolda, ne uğruna yürüdüğüdür…”
*- NE OLUR?
Bir dakika durun ve şunu hayal edin.
Çin yarın bir karar alıyor.
‘Bundan sonra buğday sadece yuan ile satılacak!’
Ne olur?
CNN: Çin dünyayı rehin alıyor.
BBC: Gıda silah olarak kullanılıyor.
Reuters: Çin küresel güvenlik tehdidi…
BM acil toplanır. NATO masaya oturur. Yaptırım
paketi hazırlanır. 48 saat içinde Çin ‘diktatör devlet’ ilan edilir.
Şimdi ikinci senaryoyu hayal edin.
Çin diyor ki:
‘Tüm çipler yuan ile alınacak.
Tüm denizcilik sigortaları yuan ile yapılacak.
Yuan kullanmayan ülke küresel finans sisteminden
kesilecek…’
Ne olur?
Savaş nedeni sayılır.
Ekonomik terör denir.
‘Dünya düzenini tehdit ediyor’ denir.
*- GÜVENLİ
Haklılar mı?
Haklılar.
Tek bir ülke bunu yaparsa gerçekten dikdatörlük
olur.
Ama bir sorun var.
Amerika bunu 50 yıldır yapıyor.
Ve kimse diktatörlük demiyor.
Lütfen dikkatli okuyun.
1944'te dünya bir anlaşma yaptı.
Bütün paralar dolara bağlandı.
Dolar altına bağlandı.
Sistem basit:
Doların arkasında altın var.
Güvenliydi.
*- NEDEN DEĞERLİ?
1971'de Nixon ne yaptı?
Altın bağını kimseye sormadan tek taraflı kopardı.
‘Geçici tedbir’ dedi.
55 yıl geçti.
Hâlâ geçici.
Dolar artık altına bağlı değil.
Hiçbir şeye bağlı değil.
Peki dolar neden hâlâ değerli?
Cevap: Petrodolar…
1974 yılında ABD ile Suudi Arabistan anlaştı.
Anlaşma çok basit:
‘Petrolünüzü sadece dolar ile satacaksınız.
Karşılığında sizi askeri olarak koruyacağız.’
Suudi Arabistan kabul etti.
*- KURALI
Ne oldu?
Petrol almak isteyen her ülke önce dolar almak
zorunda kaldı.
Japonya petrol alacak?
Önce dolar alacak.
Almanya petrol alacak?
Önce dolar alacak.
Hindistan petrol alacak?
Önce dolar alacak.
Brezilya petrol alacak?
Önce dolar alacak.
Dünya nüfusunun %95'i petrol kullanıyor.
Hepsi dolar almak zorunda.
Bu ne demek?
Dolara 50 yıldır trilyon dolarlık yapay talep
yaratıldı.
Amerika'nın yaptığı tam olarak bu.
Bir ülke petrole erişmek istiyorsa dolara erişmek
zorunda.
Dolara erişmek istiyorsa Amerika'nın kurallarına
uymak zorunda.
Kurallara uymayan ne olur?
*- HAYIR!
Irak.
2000 yılında Saddam petrolü euro ile satmaya
başladı.
3 yıl sonra Amerika Irak'ı işgal etti.
Saddam idam edildi.
Sebep?
‘Kitle imha silahları.’
Kitle imha silahı bulundu mu?
Hayır.
Libya.
2011'de Kaddafi altın destekli Afrika dinarı
planlıyordu.
Afrika kıtasının tamamı dolardan bağımsız
olacaktı.
Yaptırımlar başladı.
Kaddafi sokakta öldürüldü.
Sebep;
‘İnsan hakları.’
Kaddafi gitti. Libya 3 parçaya bölündü.
İran.
Petrolü yuan ve rupi ile satmaya başladı.
Dolar kullanmayı reddetti.
Ne oldu?
Dünyanın en ağır yaptırımları. SWIFT'ten
çıkarıldı. Ekonomisi boğuldu. Ve şimdi bombalanıyor.
Venezuela.
Petrolü Çin'e yuan ile satıyordu.
Maduro yakalandı.
Tesadüf mü?
Hayır.
Hepsinin ortak noktası:
Doları reddettiler.
Hiç düşündünüz mü?
Doların arkasında altın yok.
Üretim yok.
Sadece bir söz var.
‘Petrol dolar ile satılacak!’
*- SİSTEM ÇALIŞIYOR
Bu söz bozulursa ne olur?
Dolara talep düşer.
Dolara talep düşerse sistem çöker.
Bu yüzden bu söz korunuyor.
Ne pahasına olursa olsun.
Bu sistem nasıl çalışıyor?
Şöyle düşün.
Sen mahallede bakkal açıyorsun.
Ama mahallenin kabadayısı geliyor.
Diyor ki:
‘Bu mahallede alışveriş yapmak isteyen herkes önce
benim dükkândan jeton alacak.
Jetonla ödeme yapacak.
Jeton almayan kimse alışveriş yapamaz.’
Sen soruyorsun:
‘Neden senin jeton?’
‘Çünkü ben diyorum…’
*- MECBURSUN
Kabul etmezsen ne olur?
Dükkânın yıkılır.
Belki kavga edersin.
Ama mahalledekiler kendi aralarında:
‘Jeton sistemi mahallenin güvenliğini sağlıyor!’ diyor.
İşte dolar sistemi bu…
*- MATEMATİK
Rakamlarla anlatayım.
Amerika dünya üretiminin %16'sını yapıyor.
Ama dünya ticaretinin %88'i dolar ile yapılıyor.
%16 üretim. %88 ticaret.
Bu matematik tutmuyor.
Neden tutmuyor?
Çünkü doların değeri üretimden gelmiyor.
Savaştan geliyor.
Petrol anlaşmasından geliyor.
SWIFT kontrolünden geliyor.
11 uçak gemisi.
750 askeri üs.
170 ülkede asker.
Dünyanın en büyük donanması.
Bu sistem sayesinde ayakta kalıyor.
Doların arkasındaki güvence altın değil.
Ordu!...
*- KUVVETLİLER
Şimdi Çin aynı şeyi yapsa?
Çin diyor ki:
‘Buğdayı yuan ile alacaksınız.’
Batı:
‘Dikdatörlük!’
Amerika diyor ki:
‘Petrolü dolar ile alacaksınız.’
Batı:
‘Sağlam ekonomi.’
Çin diyor ki:
‘Yuan kullanmayana yaptırım uygulayacağız.’
Batı:
‘Ekonomik savaş!’
Amerika diyor ki:
‘Dolar kullanmayanı SWIFT'ten atacağız.’
Batı:
‘Ulusal güvenlik.’
Çin bir ülkeyi bombalasa:
‘Savaş suçu.’
Amerika bir ülkeyi bombalasa:
‘Demokrasi operasyonu.’
*- SESSİZLER
Aynı eylem. İki farklı isim.
Fark ne?
Çünkü Ray Dalio'nun dediği gibi günümüzde orman
kanunları geçerli. Güçlü haklıdır.
Bunu yapan ABD olunca kimse sesini çıkartamıyor.
Bu sistem ne zamana kadar sürer?
Tarihe bakın.
İngiltere 200 yıl sterlin ile dünyayı yönetti.
Sonra bitti.
Portekiz, İspanya, Hollanda.
Hepsi kendi dönemlerinde dünya parasını kontrol
etti.
Hepsi bitti.
Ortalama ömür: 80-100 yıl.
Dolar sistemi: 1944'ten beri 82 yıl oldu.
Tarihin sonuna yaklaşıyor olabiliriz.
*- SONU GELİYOR
Çin altın biriktiriyor.
Rusya altın biriktiriyor.
BRICS kendi ödeme sistemini kuruyor.
Suudi Arabistan yuan ile petrol satmaya başladı.
Merkez bankaları 30 yılda ilk kez altını doların
önüne geçirdi.
Herkes hazırlık yapıyor.
Çünkü herkes biliyor.
Bu sistem ebedi değil.
Ve asıl soru.
50 yıldır dünyaya ‘dolar kullanacaksınız’ diye
dayatan sistem.
Kabul etmeyeni bombalayan sistem.
Uymayan ülkelerin liderlerini deviren sistem.
Bu sisteme ne deniyor?
*- BANA NE?
Batı medyası:
‘Uluslararası düzen.’
Ben:
‘Dünyanın en büyük dikdatörlüğü.’
Bir imparatorluğun en büyük başarısı suçlarını
başarı gibi göstermesidir.
Amerika bunu mükemmel yapıyor.
Siz ne diyorsunuz?
‘Bana ne!’ mi?
*-








Yorumlar
Yorum Gönder