AMERİKA'YI ÖVME YARIŞI ARTIK GERİLERDE KALDI
YAŞAR EYİCE
*- MASADA KALMASIN
Zeytincilik yayılıyor.
Bu konuda ilk ve en önemli adımı atan Akhisar
oldu.
Helikopterle şehrin üzerinde tur atarken, yanımda
olan Gazeteci Ünal Tümin’e ‘Zeytincilik Enstitüsü Bornova’da ama İzmir bundan
yararlanmıyor’ demiştim.
Şimdi geç de olsa İzmir uyandı gibi.
İzmir zeytininin hak ettiği yeri bulması için
Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde Zeytin Bilim Kurulu oluşturuldu.
Kurul; zeytin ve zeytinyağının topraktan sofraya
her sürecinin analiz edilerek, doğru üretim ve pazarlama stratejilerinin
belirlenmesine katkı sağlayacak.
Kurulun ilk toplantısında konuşan Başkan Dr. Cemil
Tugay, İzmir’deki zeytin ve zeytinyağının kalitesini belgelemek ve kefil olmak
istediklerini ifade etti.
Toplantıda Zeytin Bilim Kurulu üyeleri zeytin ve
zeytinyağının geleceğine yön verecek bilgi alışverişinde bulundu. Zeytinciliğin
ekonomik durumu, hasat, depolama sorunları, hastalık ve zararlılar ile
mücadele, üreticinin girdi maliyetleri, üretimi ve kaliteyi etkileyen çevresel
faktörler, uluslararası pazarlar, ihracat ve markalaşma gibi çok sayıda konu
masaya yatırıldı.
Umarım birçok konu gibi ‘zeytin’ konusu da masada
kalmaz.
Zeytin üretiminde, hasat öncesi bakım, hasat
şekli, depolama uygulamaları ve sofraya gelene kadar yapılacak çok şey var.
İklim değişikliği, toprak yapısı, çeşit uyumu gibi
pek çok konu var.
Bir bölgede her çeşidin karışık bir şekilde
dikilmesi bölgesel yağ özelliğinin oluşmasında sorun yaratıyor.
Belediye bir bakanlık değil ama belediyenin
yapabileceği çok şey var. Hastalıklarla mücadele, hasat, depolama ve sonuçta
zeytinyağı kalitesinin artırılması gibi konularda uzmanların deneyimlerinden
yararlanılmalı.
*- TERZİ HASAN
Geçenlerde yazmıştım.
Böyle eli öpülesi ustalarımızı hatırlamamız hatta
mahallelerine büstlerini dikmeliyiz.
Bunun örneklerini özellikle Avrupa ülkelerinde
bazı kentlerde görüyoruz.
Biz de yapmalıyız.
Her mahallenin, her şehrin kahramanları vardır,
bunlar sevilen sayılan insanlarımızdır.
Siyasilerden, sıradan yöneticilerden çok daha
önemlidirler o kentler için.
Manisa deyince ‘Manisa Tarzanı’ aklımıza geliyor.
Ama Manisalıların bir başka sevgili Hasan Ustaları
vardır.
O bir terzidir.
Fahrettin Er yazmış;
“Yanımda gördüğünüz bu kıymetli insan, bir
zamanlar neredeyse bütün Manisalıları giydirmiş bir ustadır.
Manisa’da onu tanımayan çok az kişi vardır.
Adı Hasan Terzi.
Bugün 91aşında ve hâlâ iğneye iplik geçirebiliyor,
hâlâ dikiş makinesinin başına oturup terzilik yapabiliyor.
*- İKİ PANTOLON, BİR CEKET
Benim Hasan abiyle tanışmam ise çok eski yıllara
dayanıyor.
1975 yılında, ortaokula yeni başladığım günlerde
babam beni elinden tutup onun dükkânına götürmüştü.
Ethem Uyarların olduğu taraflarda küçük ama işinin
ehli bir ustanın çalıştığı bir dükkândı.
Kumaşların arasında dolaşırken gözümüze lacivert
bir kumaş ilişmişti. Hasan abi kumaşı eline alıp şöyle bir yokladı, sonra
gülümseyerek “Bundan güzel takım olur” demişti.
O kumaştan bana iki pantolon ve bir ceket dikti.
O yıllarda bu adeta bir gelenek gibiydi.
Bir yıl geçer, ben biraz daha büyür, yeniden Hasan
abinin dükkânının yolunu tutardık.
Her sene aynı düzen devam etti:
Bir ceket ve iki pantolon…
*- MANİSA’NIN HAFIZASI
Bu gelenek yalnız ortaokul yıllarımda değil, lise
yıllarım boyunca da sürdü.
Hasan abinin ölçü alırken ki titizliği,
makinesinin başındaki ustalığı ve kumaşa hayat veren o sabırlı elleri hâlâ
gözümün önündedir. Üniversiteye gidene kadar giydiğim takım elbiselerin çoğu
onun emeğiyle dikildi.
Bugün geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki
Hasan abi yalnızca elbise dikmedi; çocukluğumdan gençliğime uzanan yılların
hatırasını da ilmek ilmek işledi.
Şimdi 91 yaşında ve hâlâ iğneye iplik takabiliyor.
Bu azim, bu ustalık ve bu hayat enerjisi gerçekten
hayranlık uyandırıcı. Aynı genleri paylaştığımız için kendimi şanslı
hissediyorum.
Bu gidişle Hasan abinin 100 yılı devireceğine
inanıyorum.
Allah ona sağlıklı, uzun ömürler versin.
Çünkü bazı insanlar yalnızca bir meslek ustası
değildir; bir şehrin hafızasıdır.
Hasan Terzi de Manisa’nın yaşayan hatıralarından
biridir.
*- DOKTORLAR KÖYÜ
Haber şöyle:
“100 haneli köyden 100’ün üzerinde doktor çıktı!”
Sivas merkeze bağlı Kolluca köyü, yetiştirdiği
doktorlarla dikkat çekiyor. Yaklaşık 100 haneli köyden son 48 yılda 100’ün
üzerinde doktor çıkarak Türkiye’nin dört bir yanında sağlık hizmeti sunmaya
başladı.
Köyün ilk doktorlarından biri olan çocuk sağlığı
ve hastalıkları uzmanı Cahit Gümüşer, yıllar önce köy gençlerine örnek oldu.
Onun ardından birçok genç tıp fakültesini tercih
ederek doktorluk mesleğine yöneldi.
Bugün köy nüfusuna kayıtlı doktorlar arasında
sağlık yöneticileri, başhekim yardımcıları ve farklı branşlarda görev yapan çok
sayıda hekim bulunuyor.
Köyden çıkan yeni nesil öğrenciler de tıp
fakültelerinde eğitimlerini sürdürüyor.
Kolluca köyü, bu yönüyle halk arasında ‘doktorlar
köyü’ olarak anılmaya başladı.
*- RAPORUN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ
Herkesin konuştuğu değil, doğru insanların sizi
dinlediği yerde olmalısınız.
Buluşmalarınızda, davetlerde bunu dikkat
etmelisiniz.
İnsanlar büyük ve gürültülü akışlardan uzaklaşıp
daha küçük, güvenilir ve samimi topluluklara yöneliyor.
Yüz yüze etkinlikler gibi daha mahrem alanlara
istikrarlı bir geçiş var.
Bir rapora göre:
‘Dark social’ olarak tabir edilen bu kapalı
alanlarda etkileşim yalnızca ‘like’ veya ‘repost’ seviyesinde kalmıyor;
kullanıcılar daha uzun sohbetler ediyor, fikir paylaşıyor ve içerik
üreticileriyle gerçek bir ilişki kuruyor.
Bir mevzu etrafında buluşmalar organize ediliyor.
Küçük topluluklarda iletişim daha kişisel, daha
güvenilir ve daha etkili.
Ve görünen o ki, önümüzdeki yıllarda dijital
etkiyi belirleyecek en önemli soru şu olacak:
‘Kaç takipçiniz var?’ değil, ‘kaç kişilik gerçek
bir topluluğunuz var?’
*- KISA DEVRE OLMUŞ
Ceyda Bölünmez Çankırı isimli bir milletvekili var
(varmış)
Bu kadın milletvekili bazı gazetecilere iftar
yemeği vermiş.
Ama davetsiz, ya da katılmayan biri de, sosyal
medya hesabından bu milletvekili için bazı iddialarda bulunmuş.
Tabii ki sinir bozucu bir durum.
Ceyda Bölünmez Çankırı da, şahsını hedef alan
iddialar için, ‘mesnetsiz ve tehdit iftiralarıyla’ bir algı operasyonu
yürütüldüğünü öne sürmüş.
Ama benim dikkatimi çeken nokta şu;
Açıklamasında geçmişte yaşandığını öne sürdüğü bir
olaya da değinen Çankırı, ilgili sosyal medya hesabının kullanıcısının bir
dönem aracına usulsüz şekilde çakar lamba taktığını iddia etti.
İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı, sosyal
medya hesabından yaptığı açıklamada
“Bunun adı gazetecilik değil, İzmir’in iradesine
ipotek koymaya çalışan bir sosyal medya zorbalığıdır.” Diyerek şunları
anlatıyor:
“Bu kişinin trafikte emniyet güçlerine kendisini
“Ceyda Bölünmez Çankırı’nın danışmanı” olarak tanıttığını ve ayrıcalık talep
ettiğini öne sürerek, böyle bir duruma asla izin vermediklerini belirtti.
İzmir milletvekili Çankırı, açıklamasını “Kirli
kalemlerin değil, tertemiz bir İzmir’in ve hakikatin yanında durmaya devam edeceğiz.”
sözleriyle tamamlamış.
Demek İzmir’de de ‘çakarlı araç’ kullanma özentisi
ortaya çıktı.
Demek ki İzmir’de kirli kalemler ortaya çıktı.
Demek İzmir’de sanayiciler gibi davetler ‘Bizden’
olanlarla olmayanlar arasında tercih yaptırıyor.
Demek ki, İzmir’e son zamanlarda yerleşen sosyal
medya sahipleri milletvekilleri ile özel ilgi kuruyor, yararlanma yollarını seçiyorlar.
Yani durum iç açıcı değil.
Şunu ilave edeyim, ne işe yaramayan milletvekillerini
bazı belediye başkanlarıyla olduğu gibi tanımıyorum.
Tabii ki İzmir’e son yıllarda demir atmış,
belediyelerin daha doğrusu İzmirlinin hakkını yiyen, kendilerini ‘Medya mensubu’
gibi tanıtan sahtekârları da tanımıyorum…
Umarım bunlarla karşılaşmam…
*- OKUMAK İSTEYİNCE
Eğitim dili Fransızca olan Galatasaray
Üniversitesi’nde yaşanmış gerçek hikâyedir.
İlber Ortaylı Fakültede tarih dersi vermektedir ve
bir öğrenciye inanılmaz bir ayar vermiştir.
İlber Hoca dersin bir bölümünde kitaptan makale
okumaya başlar. Okulun eğitim dili sebebiyle Fransızca okuyan İlber Hoca,
normal konuşmasından biraz daha yavaş bir şekilde kitabı okumaktadır.
Fırlama ve bir o kadar da ukala olan öğrencilerden
birisi el kaldırır ve söz ister;
‘Hocam isterseniz kitabı verin ben okuyayım, dersi
daha hızlı işlemiş oluruz!’ der kinayeli bir gülüşle.
Tavrını hiç bozmayan İlber Ortaylı öğrencisini
kitabı okumak için kürsüye davet eder.
Kendinden emin tavırlarla kürsüye gelen öğrenci
kitabı açar ve karşılaştığı manzarayla adeta yerin dibine girer.
Kitap Almancadır ve İlber Hoca eş zamanlı olarak
Fransızcaya çevirerek okumaktadır.
*- EKSPRES TRENLE GELEN
Yaşlanmak…
Eskiden uzak sanırdık.
Hani haritada küçücük yazan kasabalar vardır ya…
“Oraya bana sıra gelmez” dersin.
Geliyor.
Hem de aktarmasız.
Ekspres trenle.
Business class.
Ameliyat masasında yatarken, hayat film şeridi
gibi geçiyor gözünün önünden.
Fragman güzel.
Final biraz problemli.
Eskiden sabah kalkınca ilk iş telefona bakardık.
Şimdi ilk iş…
“Bugün diz mi protestoda, bel mi grevde?”
kontrolü.
Eskiden fotoğraf çektirirdik.
Şimdi röntgen.
Eskiden “Neredesin?” diye sorarlardı.
Şimdi “Hangi hastanedesin?”
Teknoloji ilerledi.
Biz geriledik.
Gençken hayallerimiz vardı.
Şimdi tahlillerimiz.
Gençken aşk acısıyla sabahlardık.
Şimdi tansiyonla.
Romantik şiir yazardık.
Şimdi ilaç saatlerini ajandaya işliyoruz.
Defter aynı defter.
İçindekiler değişti.
Ama kimse şunu söylemiyor:
Yaşlanmak sadece bedenin paslanması değildir.
Aynı zamanda…
İnsanların yavaş yavaş silinmesidir.
Telefon rehberi dolu.
Arayan yok.
Cenazeler çoğalıyor.
Doğum günleri azalıyor.
“Bir ara görüşelim” diyenler kayboluyor.
“Başın sağ olsun” mesajları artıyor.
Bu da hayatın istatistiği.
Gençken dünyayı kurtaracaktık.
Şimdi site yönetiminden kurtulamıyoruz.
Memleketi düzeltecektik.
Şimdi kolesterolle mücadele ediyoruz.
Devrim hayalleri vardı.
Şimdi tuz yasak.
Hayat böyle terbiye ediyor insanı.
Önce omuzdan vuruyor.
Sonra dizden.
En son moralden.
Ama…
Kim ne derse desin.
Yaşlanmak bir ayrıcalıktır.
Çünkü…
Herkese nasip olmaz.
Bazıları yarım kalır.
Bazıları daha başlarken biter.
Biz…
Devam edebildik.
Düştük.
Yaralandık.
Kaybettik.
Ama kalktık.
Hâlâ sabah kalkıp çay koyabiliyorsak,
Hâlâ bir yazıyı okuyup “Hmm” diyebiliyorsak,
Hâlâ “Bu doğru değil” deme cesaretimiz varsa…
Bitmemişiz demektir.
Gençlik hızdı.
Yaşlılık derinliktir.
Gençlik bağırmaktı.
Yaşlılık susup anlamaktır.
Gençlik koşmaktı.
Yaşlılık yürüyebildiğine şükretmektir.
Son söz mü?
Yaşlanmak…
Çöküş değildir.
Bir direniştir.
Sessiz…
İlaçlı…
Biraz ağrılı…
Ama onurlu.
Ve en önemlisi: İnsan kalabilme sınavıdır.
*-








Yorumlar
Yorum Gönder