YILLARDIR BÖYLESİ GÖRÜLMEDİ
YAŞAR EYİCE
*- İÇİNİZDE KALSIN!
Bazı konuları eminim biliyorsunuzdur!
Ama sakın konu gündeme geliyorsa ‘Biliyorum!’
demeyin…
Yoksa huzurunuz kaçabilir…
Bu her oramda olabilir;
Evinizde de, işyerinizde de…
Sadece evlatlarınız karşısında ‘Biliyorum!’ demek sizi
yüceltir…
Bir de ‘geri zekalılar’ karşısında.,,
Gerçekte ‘Biliyorum!’ demek sizi yükseltmez…
Şunu demek istiyorum:
Sakin bir şekilde karşınızdakini dinlemek, hem
sizin hem de konuyla ilgili konuşanı, anlatanı mutlu ve huzurlu eder.
Bazen derler ya, ‘Sazan gibi atladı!’ diye…
Yani buna imkan vermemek sizin ellerinizde…
*- EN İYİSİ Mİ?
Televizyona çıkarılan, bunun için onlardan para
alınan, ya da bir beklentiyi karşılaması sağlanan doktorlardan biri ‘Katarakt’
ile ilgili hazır sorulara yanıt veriyor.
Mealen diyor ki, ‘Bazı meslektaşlarım yanlış karar
verebiliyor!’
Meydanı boş bulmuş atıyor…
Bu söylemi, hem son zamanların moda sözüyle ‘etik’
değil, hem de kurallara ve yasalara aykırı…
Doktorlar ve eczacılar hatta avukatlar kendilerini
met edemez, reklam yapamaz…
Ama medyatik tipler bu işi kökünden çözmeyi
başarmışlar…
Biz de sanıyoruz, ‘En iyisi bunlar!’
Yalan, ‘En iyi dolandırıcı ve sahtekâr bunlar!’
Sosyal medyayı bırakın, gidin hastalarını bulun
sorun bakalım, ne diyecekler?
Tarifeleri de olağanüstü yüksek!
Evini, tarlanı sattırır…
Bunları da çok gördük, biliyoruz…
Yine konuyu atladım, ‘Göz hekiminden’ pardon
‘doktorundan’ söz ediyordum…
Diplomayı alır (Şimdi birçok özel üniversitelerin
tıp fakülteleri bulunuyor) hastanede, ya da mahallenizde tabelası ile karşınıza çıkar…
Ama benim hesabıma göre ‘Hekim’ olmak kolay değil…
Bu söylediğimi birçok uzmanla tartıştım ve hepsi
‘Haklısın’ dedi, ‘Hayır’ diyen, ‘Doktor doktordur!’ diyen çıkmadı…
Yani bazı meslektaşlarını korumadılar,
koruyamamdılar…
Bunları günlük yaşamımızda duyuyor, biliyoruz ama
‘ihtiyacımız olduğundan’ ses çıkaramıyoruz.
Ya da ‘Bana ne?’ deyip, her zaman olduğu gibi
sorumluluktan, topluma borcumuzdan, kaçıyoruz…
İlgisiz kalıyoruz…
Kesinlikle bu böyle!
Göz hekimi, özetle ‘Öyle değil böyle!’ diyor…
Nasıl güveneceğim?
Dolaylı yönden, bir noktada kötülediği doktor
meslektaşınıın teşhis ve tedavisi daha doğru…
*- YOK BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ
Başımızın derdinden bir örnek vereyim:
Belediyede muhalif belediye Meclis üyesi ortaya
çıkarmış yani açıklamış!
‘Doğruluk’ derecesini bilmiyorum ama inanıyorum…
İzmir’in ‘arka semti’ Buca Belediyesi'nde çalışan
ancak işe hiçbir zaman gelmeden maaş alan iddia edilen partililerin isimleri
böylece deşifre olmuş!.
İsim listesini Buca Belediyesi Meclisi'nde Meclis
Üyesi Veli Balyemez şöyle açıklamış;
Öne sürülan bankamatik çalışanlar şunlar:
- Zahide Kurun / İzmir İl Kadın Kolları Başkanı
- Erdi Kutlu / Buca İlçe Başkanının şoförü
- Fikret Yıldız / parti eski İl Yöneticisi
- Gülşen Karataş Şişbacak / parti eski İl Yöneticisi
- Sevgi Kazankaya
- Şule Can
- Ali Cem Kaya / Parti eski İlçe Yöneticisi
- Canan Aydemir Özkan / Parti eski Meclis Üyesi
Tabi bu haberi muhalif medya ele aldı.
Belediyelerden geçinenlerde çıt yok!
Olur mu?
Olmaz!
İnanın her belediyede benzer olaylar mutlaka
vardır…
‘Vardır!’ sözcüğü yanlış!
‘Var!’
Olmasa da, ‘Var olduğuna inanç’ halkın
düşüncesinde hakim…
*- EN DOĞRUSU
Usta ne diyor?
Hayatınızda hiçbir günden pişman olmayın!
İyi günler size mutluluk verir.
Kötü günler size deneyim kazandırır,
En iyi günler size anılar kazandırır,
En kötü günler, size dersler verir,
Ve şunu sakın unutmayın,
Kötü günler olmadan, iyi günlere sahip
olamazsınız!...”
Bence bu ustanın laflarından en önemlisi en son
satırı:
Sıkıntı olmadan, güzellikler olmaz…
*- YILBAŞI ve BUGÜN
Yılbaşında İstanbul karını anlatmıştım.
Yeni yıla girdik, kar yağışı başladı…
Paylaşımlara ben de katıldım.
Yeni yılın ilk ayının ilk gününde 01 Ocak 2026’da,
üstat Yaşar Aksoy’un edebiyatçılar, şairler, ressamlar ve dostlarıyla
buluştuğunu paylaştığı Akmerkez’e günlük güneşlik havada girdim, iki saat sonra
çıktığımda her taraf karla kaplı idi.
Urla’dan Nihat Yayöz (Efsane Göztepe ile Beşiktaş’ın,
ünlü Milli Futbolcusu) haberini vermişti, ‘Urla’da kar var’B diye…
Atalay Ergezen de Urla’nın karlı halını
paylaşmıştı.
Bir zamanlar, ulusal televizyon kanallarında ‘Kırmızı
Koltuk’ örneğinde olduğu gibi hafta sonları tanınmış politikacıları karşısına
alıp terleten Feyzi Hepşenkal da Foça’dan ‘Kar haber ve görüntüsünü’
göndermişti.
Söylüyorum:
Birkaç yıldır İstanbul’dan önce İzmir’in
tepelerine ve yüksekteki mahallelerine ‘Kar yağışı’ düşüyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin özel karla
mücadele ekipleri var, yoksa o noktalara toplu ulaşım araçları gidemez…
Binlerce insanımız işine, okuluna, çarşı pazara
gidemez…
Görüntüleri var.
*- BÖYLESİ GÖRÜLMEDİ
Bugün ise (08 Ocak 2026- Perşembe) sanıyorum
yıllardır İstanbul’da böyle kötü bir hava görmedim..
Bir sağanak yağış ve hortum şeklinde fırtına…
Çoluk çocuğu bir yana bırakalım, hastalar ve kilosu
az olanları bir yana bırakalım ‘toplu’ diyebileceğimiz kişileri bile devirip,
yerlerde süründürebilirdi.
Ama başka noktalardan da benzer haberler geldi.
Örneğin Kıbrıs’a inmekte olan uçağın kaptan pilotu
iddiaya göre şöyle demişti:
’34 yıllık uçuşumda ilk kez böyle rüzgarlı bir
havada iniş yapıyorum…’
SunExpres’e ait Adana – İzmir uçağı böylesine kötü
hava şartları yüzünden yolcuları heyecanlı ve zor anlar yaşadı.
Sabah saatlerinde Adana’dan İzmir’e gitmek üzere
havalanan uçak, şiddetli türbülans nedeniyle yaklaşık 3,5 saat boyunca havada
bekledi.
İzmir’e iniş yapamayan uçak, saat 12.30
sıralarında Ankara Esenboğa Havalimanı’na yönlendirildi.
Ankara’ya inişin ardından yolcular yaklaşık 2 saat
boyunca uçak içerisinde bekletildi.
Daha sonra uçak yeniden İzmir’e hareket etti.
Dönüş yolunda da şiddetli türbülansın devam ettiği belirtilirken, uçak içinde
panik yaşandı. Yolcuların ifadelerine göre bazı yolcular bayıldı, burun
kanaması yaşayanlar oldu.
Kabin içinde yaşanan panik nedeniyle zor anlar
yaşanırken, bazı yolcuların fenalaştığı öğrenildi.
*- İYİ DÜŞÜNÜLMÜŞ
Faydası görelin bir konuya da değineyim;
İzmir’de etkili olan sağanak ve şiddetli fırtına
sonrası deniz seviyesi yükselirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa
edilen ‘fırtına duvarı’, 1. Kordon’u olası deniz taşkınından korudu.
Deniz tarafı sularla kaplanırken, kara tarafında
yaşam kesintisiz sürdü.
Karşıyaka’da faciaya ramak kala: Fırtına çatıyı
uçurdu!
İzmir’in Karşıyaka ilçesinde etkili olan kuvvetli
fırtına, 4 katlı bir binanın metal çatısını yerinden söktü. Olayda yaralanan
olmazken çevrede maddi hasar meydana geldi.
Ses Gazete’nin fotoğraflı haberine göre, İzmir’in
Karşıyaka ilçesinde etkili olan kuvvetli fırtına, 4 katlı bir binanın metal
çatısı rüzgârın şiddetine dayanamayarak yerinden koparak savruldu.
Olay, sabah saat 07.00 sıralarında Karşıyaka
ilçesi İnönü Mahallesi 6737. Sokak’ta meydana geldi.
İstanbul ve İzmir’deki insanlar ‘kıyamet kopuyor! Diye düşündüler.
İzmir’de, Bursa’da, İstanbul’da ulaşım durdu.
Vinçler ve tırlar devrildi…
Meterolojik olaylar daha sert ve kötü geçmeye
başladı.
Sonucu söyleyeyim:
Esnafın dediğine, ‘Belediye nerede?’ sözünü unutun…
‘Ben bundan sonra malımı, mülkümü, canımı nasıl
kurtaracağım?’ sorusuna kendinize sorun ve gerekli olanı imkânlarınızı
zorlayarak yapın…
Yoksa hep ‘Yardım!’ diye ağzınızı açarsınız…
*- MADALYONUN GÖRÜLMEYENLERİ
Ustanın ustası vardır.
El elden üstündür…
İşte eli üstün olanlar;
2026 yılı milletvekili maaşları, 273 bin 196
liraya yükseldi.
Emekli vekil maaşı 177 bin 656 lira oldu.
Şu an hem milletvekili hem de emekli olanların
aylıkları ise düz hesap 450 bin lira…
Harca harca bitmez..
Komisyonlardaki görevlerinden, seyahat
harcamalarından laf etmiyorum.
Davetlerden, hediyelerden, özel görüşmelerden
falan filan…
Yani ‘Bedava hayat’ çok güzel oluyor, bazılarımıza…
Kaptan neyi kurtarıyor_
Gemisini…
*- MİDEDEN GEÇİNCE
Yıllardır, “19 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’
kutlanmıyordu…
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erol Akıncılar’dan
bu yana…
Şimdi Erol Akıncılar, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin
onursal başkanı…
Erol Akıncılar’dan sonra, onun kadar olmasa da,
uzun sayılacak zamanlarda, dönemlerde seçilenler başkanlık yaptı.
Geldik zamanımıza yani 2026’ya…
O da ne?
Bizim gazeteci milleti, ‘davet kavgası’ demeyeyim
de, tartışmasına başlamış…
Anladığım ve düşündüğüm kadarıyla ‘Beni yemeğe
neden davet etmediler?’ diye feryat ediyorlar.
Görevli bulunan basın danışmanlarına çatıyorlar, ‘Neden
insan ve görevli ayırımı yapıyorsunuz?’ diye…
Meslektaşlarım da ikiye ayrıldılar, bu konuda…
Kimimiz ‘Davetli olmadığım yere gitmem!’ diyor…
Ben de bu savı savunuyorum, zaten davetli olduğum
yerleri de binde bir de olsa özenle seçiyorum…
Burada bu paragrafın başına gideyim:
Ne demişim?
‘Ustanın da ustası var!’
Yanlış ve hatalı benzetme ama söyleyeyim, ne demek
istediğimi:
Belediyelerde, resmi kurumlarda olduğu gibi bu
arkadaşların çalıştıkları madyada da, askerlik gibi üst – ast durumu vardır.
Şef ne derse, o olur…
‘Gitme’ derse oraya, olaya, habere gidemezsiniz…
Giderseniz oradan işyerine değil, evinize
gidersiniz.
Nedir bu davet sevdası…
Yemekli, eğlenceli, hediyeli, ya da toplumun
tanıdığı siyasetçi, işinsanı, kurum yönetcisi, holding sahiplerinin davetlerine
gidin bakın, ipini koparan gelmiş…
Eline fotoğraf makinası alan, adı sanı belli
olmayan sözde gazeteler ya da dergiler, internet sitelerinin sahipleri, çoluk –
çocuk orada…
İkramları paket yapıp, ‘Kediilere- köpeklere
vereceğm!’ diyerek kendini sözde savunanlar mı ararsınız, cebine koyanları mı?
Bunlar ben de dert oldu…
Savunduğum şu:
‘Davet isme olmalıdır…
Çalışan yani sahada olan gitmeli, çalıştığı ciddi
müessese tarafından görevlendirilmelidir.
Gazetenin, televizyonun, yani gerçek medya
kuruluşunun yöneticisi, şefi patronu buraya gidip, gerçek emekçinin hakkını
yememelidir.
Bunlar şu anda aklıma gelenler…
*- BÖYLE OLMALI
Daha önceki yıllarda yazdım ve kutladım:
Kimi mi, İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban'ı…
İzmir’de çok önemli konuya el atmış, özel günlerdeki
davetleri ‘isme’ yapmaya başladı.
Tabii bu konuda en büyük bilgi ve desteği,
yılların gazetecisi, düzgün, doğru, dürüst insan ve meslektaşım Müdürlerinden
Veli Çakır’dan alıyor.
Burada ‘güven’ ortaya giriyor…
Davetli isimleri ‘sağlıklı’ diyeceğimiz isimlerden
oluşuyordu.
Yani ahbap- çavuş ilişkileri yoktu…
Gelişmeler nedeniyle bunları yazma ihtiyacını
duydum…
Bana gelen davetiye şöyle:
“ Sayın Yaşar EYİCE
Valimiz Sayın Dr. Süleyman Elban'ın ev
sahipliğinde, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla, 9 Ocak 2026 Cuma
günü saat 09:30’da Balçova Termal Otel Çakabey Salonunda düzenlenecek
"Basın Mensuplarıyla Kahvaltı" programına katılımınızı diler, katılım
durumunuzu maili yanıtlayarak ya da davetiyede belirtilen iletişim numarasından
07.01.2026 Çarşamba günü saat 14:00'e kadar bildirmenizi rica ederiz.
Yer: Balçova Termal Otel Çakabey Salonu
Tarih: 9 Ocak 2026 Cuma
Saat:09:30
T.C.
İZMİR VALİLİĞİ
İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü”
Erol Akıncılar ve Ünal Tümin ustalarıma ve siz
değerli okuyucularıma belirteyim;
Değer verdiğim İzmir Valiliğinin en önemli noktasındaki
Müdür Veli Çakır’la görüştüm, Vali Bey Sn, Dr. Süleymen Elban’ın nazik davetine
teşekkür edip, İzmir dışında olduğum için katılamayacağımı söyledim.
Ama şunu da ilave ettim sevgili Veli Çakır’a, ‘En
kısa zamanda çayını içmeye geleceğim’ dedim.
Yeri gelmişken kısaca belilrteyim:
‘Nedense çoğumuz, davetlere olumlu ya da olumsuz
cevap vermeyi bilmiyoruz…
Bu konuda önceki yıllarda birçok uyarıcı yazı
yazdığımı anımsıyorum…”
*- BİR MESLEKTAŞIMDAN
Şimdi daha önce sözüne ettiğim konu ile ilgili
bilgilendirmeyi okuyalım, bir meslektaşımın ağzından:
“Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle 10 ocak cmt havagazındaki
CHP etkinliğine kaydı yapılmayan hiçbir gazeteci alınmayacak.
Bu toplantının katılamayanlar için bşr YouTube
kanalından gün boyu canlı yayınlanmasını öneriyorum.
Ne dersiniz?”
Şimdi de size diğer davetiyeden söz edeyim:
CHP’nin meslektaşlarımı ikiye, belki de üçe bölen
parçalayan davet ya da etkinlik davetiyesine…
Şöyle deniliyor:
‘Ege’de Yerel Medya Buluşması
Yer: Tarihi Hava Fabrikası Kültür Merkezi
Tarih: 10 Ocak Cumartesi 2026”
Açılış konuşmalarından sonra paneller var, akşam
saatine kadar…
İstanbul’dan Ankara’dan gelen medya mensupları
konuşacaklar.
Kimler bunlar?
Şu anda ‘muhalif’ olarak gündemde olan medyatik,
daha doğrusu ekrana çıkanlar…
Belki seçim CHP’ye göre doğru…
Tabii ki en önemli nokta, gündeme bazılarımız
doğrudan, bazılarımız tarafından dolaylı olan ‘öğle yemeği’ faslı..
İşte ‘davet kısmı’ burada gündeme geliyor, benim
anladığım kadarıyla..
Medyaya gönderilen davetlerde, ‘Görevlinizi bize
bildirin’ deniliyor.
Yani çalışanın gelmesi ve haberini yapması
isteniyor.
Ben söyleyeyim:
‘Benim gönlüm bu programı takip edip, notlarımı
alacağım!’ düşüncesinde olanlar, yani şu an işsiz olanlarla, emekliler, yani
resmi görevli olmayanlar ne yapabilir?
‘Dinleyicilerin arasına katılır!’
Yani medya için ayrılan yerde yer almaz…
Bu kadar basit…
*- BAŞKAN DA ORADA
Kendimden örnek verecek olursam, yıllardır hep
böyle yaptım..
Hiçbir zaman yemek masasında, çoğu zaman ismen
davetli olmama rağmen olmadım…
Bir gevrek, bir bardak çay ya da meyve suyu benim
ihtiyacımı karşıladı…
Şunu söyleyeyim:
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dllek Gappi de ‘Yerel
Gazetecilik’ başlıklı panelde konuşmacılardan…
Hani birileri ‘Cemiyet bildir yayınlasın!’ diyordu
ya, anımsatmak istedim…
Aklımdan daha çok notlar geçiyor ama ben yazıyı,
bir takipçinin paylaşımıyla tamamlayayım:
“Problemim, yürümeye çalışan nefes alan her kişiyi
beyni çalışır zannetmek mi acaba?”
“Başsız Tavuk Mike (Nisan 1945 - 17 Mart 1947),
kafası kesildikten sonra 18 ay yaşayan erkek bir Wyandotte tavuğuydu .
Beyin sapının büyük bir kısmı sağlam kaldığı ve
bir kan pıhtısı sayesinde kan kaybından ölmesi engellendiği için hayatta
kalabilmişti.
Horoz gibi kısa ömürlü için başsız 1,5 sene ne
demek?
İnsana oranla, çok uzun yıllar eder!..”
Her şey ortada…
Ama okumayı, araştırmayı bilmiyoruz ki!
Her söze inanıyoruz…
Kendimizi de bir şey zannediyoruz…
Değiliz…
Çalışan maaşlı meslektaşımızın da, hiçbir etkisinin
olmadığını, öyle ki böyle toplantılarda, panellerde, yemeklerde, yani davetlerde
hiçbir etkisinin olmadığını da uzaktan kumandalıların karşısında çaresiz
kaldıklarını hatırlatmak istiyorum…
Kalp kırmaya hiç gerek yok…
*-









Yorumlar
Yorum Gönder