PARIS'TEKİ ÇIKRIK ÇIKMAZI SOKAĞINDA

 





YAŞAR EYİCE

 

*- ANISINA SAYGIYLA

Yurt dışındaki ülkelerde olduğu gibi bizlerin de değerlerimize mutlaka sahip çıkmamız gerektiğine yürekten inanıyorum.

Öyle ki, her mahallenin bir delisi vardır, onlar bile bizim değerlerimizdir, bunların bile heykellerinin dikilmesinden yanayım.

Bazı isimler unutulmaz..

Bornova’da bir ‘At Arabacı Salih’ büyüğümüz vardı.

Akşamları Bornova Merkez’deki meydandaki iş yerinde, kendisi arabasına bindirilir, o uyurken, ya da sızmış haldeyken, ‘deh’ dedikleri gibi bu at üç dört kilometre gider, Küçükpark Çevik Sokaktaki (metro sokağı ) evine getirirdi.

Biz çocuklar şaşırır ve iki büklüm haldeki Arabacı Salih’in ahırı olan evine sokulduğunu izlerdik.

Bazı kötü huylarını alışkanlıklarını bir yana bırakalım, ekmek teknesi at arabasına bazen mahallenin çocuklarını alır gezdirir, ce binden çıkardığı şekerleri, çikolataları verir, sevindirirdi.

Bütün Bornovalıların tanıdığı bir ‘Taner’ vardı…

Sanıyorum bir paşanın torunuydu.

Bir Bornovalı kadın, onu o kadar güzel anlatmıştı ki, kitap olabilirdi.

Giyiminden tutun da, Bayramlara kadar…

O notları arşivime almıştım.

Ama bir kıvılcım gibi bir yanlış tuş ya da ‘kötü eller’ tüm birikimlerimi yok etti.

Şu anda sıfır elde var sıfır durumundayım.

Olsun, henüz kafamın içindekilere, yaşadıklarıma, tanık olduklarıma,  dokunan olmadı.

Bugün 25 Ocak doğumlu, çok önemli bir isimden söz edeceğiz.

Hıfzı Topuz’dan…

Bizim böyle ‘gerçek habercilerimiz’ vardı, bir zamanlar…

Okuyunca, anısına büyük saygı duyacağınıza’ inanıyorum.

Anısına saygıyla Hıfzı Topuz’u tanımaya çalışalım:

 

*- PARMAKLA GÖSTERİLECEK KADAR AZLAR

“Efendiler! Zaten parmakla gösterilecek kadar az olan büyük adamlarımızı küçültmeye kalkışmayalım.”

Sayfa 5/Elbet Sabah Olacaktır

*

“Bazı genç şairler ‘modern olsun’ diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız,”

Sayfa 34 /Hava Kurşun Gibi Ağır

*

“... Biz Atatürk'ün yolunda bağımsız ve özgür bir Türkiye istiyoruz. Hepsi o kadar."

Sayfa 26 /Başın Öne Eğilmesin

*

“Öyle bir ülkede yaşamak istiyorum ki evlerin kapısına kilit vurulmasın, soygun, hırsızlık, cinayet gibi sözler işitilmesin!"

Sayfa 283 /Hava Kurşun Gibi Ağır

*

“Yarınlara umudumu asla yitirmedim. Biliyorum, sen de benim gibi umutlusun."

Sayfa 16 /Başın Öne Eğilmesin

*

“Nazım Orhan Kemal'e Bursa Cezaevi'nden yazdığı bir mektubunda, ‘Muhakkak ki yeryüzünde en kuvvetli bağlardan biri de kafa ve yürek dostluğudur’, diyordu. ‘Çıkar nedir, döneklik nedir?’ bilmeyen derin bilgili, alçakgönüllü, umutlu, çilekeş eski tüfeklere selam olsun.”

Sayfa 112 /Hava Kurşun Gibi Ağır

 

*- GAZETECİLİĞİN EVERESTİ

Hıfzı Topuz!

Tam adıyla ‘Mustafa Hıfzı Rami Topuz…!

D: 25 Ocak 1923, İstanbul

Ö: 26 Eylül 2023, İstanbul

Türk gazeteci ve yazar…

Hıfzı Topuz 100 yaşında: Gazeteciliğin Everest’i

Hıfzı Topuz için bir yazı yazmak hiç kolay değil.

Ama bugünü atlamak ‘çok ayıp’ olur.

Çünkü Hıfzı Topuz 25 Ocak 1923’de İstanbul’da dünyaya geldi.

O halde buradan devam edelim.

1942’de Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi.

1948’de mezun oldu.

Avukatlık stajını tamamladıktan sonra altı ay mesleğe devam etti. Strasbourg Üniversitesi’nde 1957-1959 arası devletler hukuku ve gazetecilik dallarında yüksek lisans yaptıktan sonra 1960’da aynı üniversitede gazetecilik doktorasını tamamladı.

Hıfzı Ağabey Türkiye’nin ilk doktoralı gazetecisidir.

Aynı zamanda Fransa’nın da ilk doktor unvanlı ilk gazetecisi olma şerefine nail olmuş medar-ı iftiharımızdır!

 

*- ÖĞRENCİYKEN

Gazeteciliğe öğrenciliği döneminde 1947’de Akşam gazetesinde başlıyor.

Kısa sürede istihbarat şefi ardından da yazı işleri müdürü oluyor.

Sadece habercilik yapmıyor, gazetecilerin özlük haklarıyla da yakından ilgileniyor.

İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer alıp başkanlık görevini üstleniyor.

Paris’te yüksek lisans ve doktora yaptığı yıllarda Unesco’ya giriyor. Özgür Haber Dolaşım Şefi olarak Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında ‘mesleki işbirliği, basın ahlakı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması’ projelerini yönetiyor.

Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de eğitim seminerleri düzenliyor.

Kara Afrika’da ‘kırsal basın’ projesini oluşturuyor.

 

*- AFRİKA YILLARI

Afrikalılar onun bu hizmetlerini unutmuyorlar.

23 Kasım 2013’te Kongo Demokratik Cumhuriyeti Lubumbashi Üniversitesi ‘Fahri Doktora’ unvanı veriyor.

Hıfzı Ağabey’in meslek kariyeri bir gazeteci için olabilecek en heyecanlı çalışmalarla doludur.

Onun özellikle Afrika yılları sinema filmi olacak kadar renklidir.

‘Elveda Afrika Hoşça kal Paris’ adlı kitabı ile birlikte ‘Kara Afrika’ ve ‘Büyülü Afrika’ kitapları birbirinden renkli anılarla doludur.

 

*- BEYOĞLU MUHABİRİ İDİ

Hıfzı Ağabey’in 1940’larda ‘Beyoğlu muhabirliği’ ile başlayan gazetecilik yolu Akşam, Vatan, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinden geçip 1974-1975 yıllarında TRT Genel Müdür Yardımcılığına kadar ulaşıyor.

TRT’nin Radyo-1, Radyo-2 ve Radyo-3 onun yöneticilik yıllarında hayata geçiyor.

Hayatından geçen ünlülerin isimlerinden bir müze oluşabilir.

Hepsini bu yazıya sığdırmak elbette mümkün değil.

Bunlardan birkaçını burada anmadan geçmeyelim…

 

*- PARİS’TEKİ ÇIKRIK ÇIKMAZI    

Paris yıllarında dünya çapındaki Türkiyeli ünlülerin neredeyse tamamı ile röportajlar yapıyor.

İlk sırasında ressam Fikret Mualla yer alıyor.

Bağlantıyı Avni Arbaş kurmuştu.

Ama nasıl?

Adresini vermiş, ‘git tanış-konuş’ demişti.

Yaşadığı dairede telefon falan yoktu.

Hıfzı Ağabey de öyle gitmişti, 1952’de Paris’teki Çıkrık Çıkmazı sokağına…

Fikret Mualla onu alabildiğine sıcak karşılıyor.

Hemen bir resim satıp, aşağıdaki kafeye davet ediyor, o parayla içkilerini yudumlayarak söyleşiyi tamamlıyorlar.

Akşam gazetesinde yayınlanan bu görüşme Fikret Mualla ile yapılmış ilk röportaj olarak kayıtlara geçiyor.

 

*- ABİDİN DİNO ARACIYDI

Paris röportajlarının ‘en babası’ Nâzım Hikmet ile olan görüşmesi oluyor. Onu da Abidin Dino aracılığıyla sağlıyor.

Aralarında samimi bir dostluk bağı kuruluyor.

Paris’e her geldiğinde buluşup hasret gideriyorlar.

1961’de Havana dönüşünde bir araya geldiklerinde Hıfzı Ağabey’in oğlu Kerem elini uzatıp ‘Bonjour Monsieur’ deyince Nâzım şaşırıyor:

“Oğlum bak ben monsieur falan değilim, senin amcanım amcan!..”

Hıfzı Topuz Unesco’dan emekli olup Türkiye’ye döndükten sonra büyük bir disiplinle kitap yazmaya başlıyor.

Remzi Kitabevi’nden çıkan devasa bir Hıfzı Topuz külliyatı oluşturmuş bulunuyor.

 

*- TANIMAYINCA, SİNİRLENİP GİTTİ!

Benim yolum Hıfzı Ağabey ile 2000’li yıllarda kesişti.

Digitürk İZTV’de onun belgeselini yapmak kısmet oldu.

Çok da iyi arkadaş olduk.

Bir gün Hıfzı Ağabey ile Akmerkez’de Remzi Kitabevi’nin kafesinde oturuyorduk.

Çok şık bir hanımefendi gayet sıcak bir şekilde yanımıza gelip Hıfzı Ağabey’e selam verdi:

“Merhaba beni hatırladınız mı?”

-Yok hatırlayamadım, söyleyin!

“Söylemeyeceğim işte!” dedi ve sinirli biçimde yanımızdan ayrıldı.

Eski renkli günlerden kalan anılar bazen böyle gerginliklere neden oluyordu.

Ama Hıfzı Ağabey hepsini hoşgörüyle karşılamasını biliyordu.

 

*- HIFZI TOPUZ 100 YAŞINDA

Hıfzı Topuz gerçek bir Cumhuriyet çocuğu olarak bugün 25 Ocak 2023’te 100 yaşına basıyor.

Hem de Türkiye Cumhuriyeti’nden dokuz ay önce…

Onun görkemli meslek yaşamını iki kelimeyle taçlandırmak gerekirse şu tespite kimsenin itirazı olmaz:

Hıfzı Topuz gazeteciliğin Everest’idir!”

Nazım Alpman 25.01.2023 tarihinde bunları yazmış, Semihat Karadağlı ise derlemiş.

 

*- ÇELİK YAPI ZAMANI

Zamanımızda çelik yapılarla modern, estetik ve sürdürülebilir yaşam alanları tasarlanıp, üretiliyor.

Konut, ofis ve turizm projelerinde tasarımdan uygulamaya kadar sürecin içinde yer alanlar, mimari görselleştirme, render ve sunumlarla projeleri anlaşılır ve etkileyici bir şekilde hayata geçiriyor.

Ama bunları bulmak kolay değil.

Reklamlara da inanmamak lazım.

 

*- ‘BOŞUNA OKUDUNUZ!’

Mimar Emine Anıl’ın şu sözlerine kulak verelim:

“Eski iş verenim, sürekli olarak mesleğimizi küçümser, ‘yapay zeka zaten sizin yerinizi alacak, kendinize yeni iş bakın, boşuna okudunuz’ gibi söylemlerde bulunurdu.

Ben de ilkokul mezunu olup, üstüne bizimle kıskançlığın getirdiği gereksiz rekabet içerisine giren ‘Ben sizden daha iyi mimar mühendisim’ deyip kendini ‘alaylı mühendis’ olarak tanıtan bir cahille münakaşaya girmemek adına hiçbir savunma yapma gereği duymazdım.

Onun yerine, üzerine emek ve zamanımı harcadığım kullanıcı odaklı tasarımlarımı, yapay zekaya yaptırmaya çalışıp verimli bir sonuç alamayınca sinirden çıldırıp yapay zekaya küfürler etmesini izlerdim…”

 

*- YAPAY ZEKA ARAÇTIR

Emine Anıl’ın sözlerinin devamı şöyle:

“Ek olarak teknolojiyi en verimli şekilde nasıl mesleklerimize entegre edebiliriz, bunun üzerine çalışmalar yapan ve yapay zekayı sıklıkla mesleğinde tercih eden bir mimarım.

Fakat yapay zeka bu yolculukta hiçbir zaman amaç olmadı, her zaman aynı yolda beraber yürüdüğümüz bir araç oldu…”

Yani başarı için her yolu denemek zarar değil yarar getirir…

 

*- KOŞULLU, KURAL TABANLI

Akın Gürkan Şener ise ‘İç Mimar…’

Genelde anahtar teslim uygulamaları var. Mobilya tasarımında uzmanlaşmış içimizden biri.

O da Mimar Emine Anıl’a şu yanıtı veriyor:

“Selamlar, bu konu benim ilgimi çekiyor.

Bu konu hakkında fikrim şöyle:

Yapay zekâ kavramını incelediğimizde, piyasadaki sistemlerin aslında yapay zekâ olmadığını; büyük ölçüde koşullu ve kural tabanlı sistemler olduğunu görürüz.

Programlanmış hiçbir sistem gerçek anlamda yapay zekâ olarak değerlendirilemez ve bugün bahsedilen türde bir yapay zekâ henüz piyasada yoktur.

 

*- PİYASADA YOK!

‘Yapay zekâ’ olarak adlandırılan sistemlerin başında gelen ChatGPT’nin çalışma mantığı da, ardı ardına aldığı girdiler doğrultusunda istatistiksel olarak en olası kelimeleri sıralamasına dayanır.

ChatGPT öğrenebilen bir yapay zekâ değildir.

Yanıltıcı olan nokta da tam olarak budur.

Bu sistemlerin tamamı, önceden eğitilmiş dil modelleridir; gerçek zamanlı ya da aktif bir öğrenme süreçleri yoktur.

Günümüzde aktif öğrenim yapabilen bir dil modeli piyasada bulunmamaktadır.”

 

*- AYAKLAR ALTINA ALINIYOR

Konu ve nakledilenler çok ilginç.

Özellikle patron görünümündeki kara cahil’in söylediklerini az önce öğrendik.

Beyza Bayraktar da konuya şu değişiyle giriyor:

“Biz şu an gerçekten neyi tartışıyoruz?

Son günlerde bu tür karşılaştırmalar üzerinden ‘mesleğin ayaklar altına alınması’ konuşuluyor.

Oysa bu afişi üretenlerin tasarımın ne olduğunu anlamadıkları zaten ortada.

Ve daha önemlisi: Bizim hedef kitlemiz onlar değil!

Tasarım;

 5 saniyede sonuç almak isteyen, sınırsız iterasyon arayan, ‘bir şey olsun yeter’ diyen herkes için hiçbir zaman değildi.

Ama herkes içinmiş gibi davranmaya çalıştığımız sürece, herkesin bizi anlamasını beklediğimiz sürece asıl meseleyi kaçırıyoruz.

Tasarım, ancak ona ihtiyaç duyan, onu talep eden ve onun değerini bilen insanlar için anlamlı.

Herkes için tasarım anlayışı, ancak herkes aynı yerden baktığında mümkün olur.

 

*- GÜRÜLTÜ ÇOK

 Ve bugün baktığımız yerler aynı değil.

Bu yüzden belki de şu anki gayemiz kendimizi savunmak ya da herkese anlatmaya çalışmak olmamalı.

Anlaşılmak değil, doğru yerde durmak, doğru kitleyle konuşmak, ve işini gerçekten tasarım olarak görenlerle yol almak.

Gürültü çok.

Ama tasarım, gürültüyle değil, zamanla seçilir.

 

*-

Ankaralı Sevgi Dr. Mehmet Portakal’dan bir alıntıyı paylaşmış.

Söylediklerine göre, ‘Her gün sadece 2 dakika…’ bu yapılmalıdır.

Anlatım şöyle:

“Ayakta dur, Topuk yerde, sadece büyük parmağını yukarı kaldır.

İnanmayacaksın ama bu küçük hareket, ayağın ‘derin stabilizatör kaslarını’ devreye sokuyor.

Bu kaslar aktifleştiğinde:

• Ayak kemerin güçlenir,

• Diz içe çökmesi (valgus) azalır,

• Kalça–bel hattının stabilitesi artar,

• Duruşun toparlanır,

• Yürürken bile hafiflik hissedersin…”

 

*-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ADAŞIM YAZMIŞ, SERİ YAZILARIN İLKİ OLABİLİR

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN! ACIM BÜYÜK! BOLU'DAKİ OTEL YANGININDA 66 İNSANIMIZI KAYBETTİK

NASIL OLUR, AKHİSAR YAĞI , AYVALIK YAĞINDAN PAHALI OLUR? İŞTE YANITI!