İLK KEZ BİR İZMİR VALİSİ
YAŞAR EYİCE
*- HAYVAN BARINAĞI
Bu haberi atlamadan vermek için öne aldım.
Foça Gerenköy Hayvan Barınağı’nda skandal
Önemli iddia: Kapılar kilitlendi, görüntüler tepki
çekti!
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları, Foça Gerenköy
Hayvan Barınağı’na alınmadıklarını ve içeride ağır ihmal olduğunu öne sürdü.
Belediye açıklaması tepkileri dindirmedi.
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları’nın Foça’daki
gönüllülerin çağrısı üzerine ziyaret etmek istediği Foça Belediyesi Gerenköy
Hayvan Barınağı, kamuoyunda büyük tartışma yarattı.
Ziyaret sırasında barınağa alınmadıklarını
belirten hayvanseverler, içerideki koşullara ilişkin paylaştıkları görüntü ve
iddialarla tepkilerin odağına yerleşti.
*- MESAİ SAATİNDE
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları, saat 14.00
sularında barınağa gittiklerini ancak içeride bulunan tek görevli tarafından
kapının kilitlendiğini ve girişin yasaklandığını açıkladı.
Yapılan paylaşımda, barınağa girmenin yasal
hakları olduğu belirtilmesine rağmen uzun süre bekletildikleri ifade edildi.
Savunuculara göre, Veteriner İşleri Müdürü Tamer
A.’nın gelmesinin ardından da ziyaretin “uygun olmadığı”, barınağın “özel alan”
ve hatta “namahrem” olduğu yönünde açıklamalar yapıldı.
*- JANDARMA EŞLİĞİNDE
Paylaşılan bilgilere göre, yaklaşık iki saatlik
bekleyişin ardından jandarmanın da devreye girmesiyle barınağa yalnızca 3
kişinin, refakatle girmesine izin verildi.
Bu süreçte yaşananlar ve görevli personelin tutumu
sosyal medya üzerinden kamuoyuyla paylaşıldı.
*- MAMA ve SU YOKTU
Barınağa giren hayvanseverler, padoklarda aşırı
kalabalık, mama ve su eksikliği olduğunu öne sürdü.
Yapılan açıklamada, köpeklerin neredeyse tamamının
kemikleri sayılacak kadar zayıf olduğu, hasta ve sağlıklı hayvanların bir arada
tutulduğu, çoğunda ishal ve açık yaralar bulunduğu iddia edildi.
Ayrıca, mesainin sabah saatlerinde başlamasına
rağmen padokların önceki günlerden kalan kurumuş dışkılarla dolu olduğu ve
temel bakımın yapılmadığı belirtildi.
*- NET TALEP
İzmir Yaşam Hakkı Savunucuları, sorumluların
derhal görevden uzaklaştırılmasını isteyerek şu çağrıda bulundu:
Barınak şartlarını bilen, gönüllülerle iş birliği
yapacak, şeffaf, yuvalandırmayı önceleyen bir yönetim anlayışının hayata
geçirilmesi ve barınağın acilen ziyarete açılması.
*- BELEDİYEDEN AÇIKLAMA
Yaşananların ardından Foça Belediyesi yazılı bir
açıklama yayımladı. Açıklamada, barınakta yaşanan olumsuzlukların şebeke suyu
hattı yenileme çalışmaları, sık yaşanan su kesintileri ve olumsuz hava
koşulları nedeniyle geçici olduğu savunuldu.
Belediye, barınağın tankerlerle taşınan suyla
sabah ve akşam temizlendiğini, hayvanların beslenmesinde aksama olmadığını ve
görüntülerin planlı temizlik saatleri dışında oluştuğunu belirtti.
*- UYANIK ALMAN
Hayvan sevgisi ayrı bir şey!
Hayvanı sevmeyen insanı da sevmez!
Bunlara katılıyorum…
Ama belediyelerin de barınaklarının anlatıldığı
gibi olduğuna inanıyorum.
Tabi bu konularda siyaset
de gündemde oluyor.
Zaten şu anda ‘siyasetin
ayaklara düştüğü’ bir yer konumunda Foça…
Herkes birbirini yiyor
ve beklentisi olanlar ortalığı karıştırıyor.
Biliyor ama bilmiyor
gibi davrananlar hep ortalıkta…
Gerçeği Foça sevdalısı
meslektaşım Servet Vural’dan öğrenirim.
Abartıları bir tarafa
bırakalım…
Geçmişten söz edeyim:
Bir zamanlar Foça’da
bir Alman çıktı…
Yerleşik birisi!
Kendini ‘hayvan dostu!’
ilan etti…
Türk yöneticileri
kötüledi…
Kendince bir barınak
kurdu, hayvanları topladı…
Fotoğraflarını Avrupa
basınına dağıttı, hayvansever kuruluşlarına mektuplar yazdı…
Herkes ona inandı..
Meğer hesabı başka imiş….
Topladığı paralarla
sonra ortadan kayboldu…
Yani Foçalı hayvanlar
sayesinde milyardar olmuştu.
Biri daha çıkmıştı,
yine yıllar önce…
Bir gemi kiralamş içine
bizim insanımızın ‘Bizim mahallede de var!’ dediği sokak köpeklerini topladı,
gemiye tıktı…
Meğer Uzakdoğu
ülkelerinin birinde ‘Hayvan ticareti’ yapanlarla anlaşmış…
Ac bilaç deniz
yolculuğuna çıkan bizim sokak köpekleri birilerine yemek olmuştu…
Anlattıklarım şaka
falan değil gerçek…
Hemen inanıyor ve bazılarının
dolduruşuna geliyoruz…
Acaba benim bu yazdıklarımı
anımsayan kaç hayvansever ya da
insanımız var?
*- KEDİLER NEYİN
PEŞİNDE
Son yağışlarda İzmir’in
ünlü ve tarihi çarşısı Kemeraltı için ‘Sel yine bastı mı?’ sorusunu yöneten
Adnan Erbesler soruyor;
“Belediyeler hayvan dost mu?
Değil mi?
Halk anlayamadı, kulübeler, korumalar, yemlikler
kaldırıldı.
Şimdi aç kalan hayvanlar saldırgan, kediler
elimizdeki torbaların peşinde!
Şikayet edildi mi köpekler toplanıyor!
Tekrar geri gelmiyor!
Bu durum sonrası, dostlarımızın yaşam hakkı ellerinden
alınıyor…”
Aslında net durum bu şekilde anlatılır…
*- SİNİR OYNATANLAR
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinden
başlayan söylentiler, yorumlar, anlatımlar yıllardır ilk kez bu kadar fazla
oldu.
Şaşırdım, kaldım…
Ne deniyor?
Bazı örnekleri vermek istiyorum…
Çoğunu okudukça sinirlerimin oynadığını da bu
arada belirteyim…
Laf olsun, torba dolsun, cinsinden…
Bunlar içimizdeki sıfırlar…
Cebinde basın kartı olan herkes bana göre ‘Gazeteci’
ya da ‘Haberci’ değildir.
Hele hele tüm TRT’ye dağıtılanları düşündükçe ‘Yeter
artık!’ demekten kendimi alamıyorum…
Ne günlerden geçerek bugünlere geldik…
Hiç bu konuya giren birini gördünüz mü?
Neyse bazı yazılardan, bazı noktaları paylaşacağım…
Doğru olan şudur:
“Tarlada, fabrikada, okulda ya da plazada ya da
evinde, nerede olursa ol. Bir gün sesini duyurmak için herkesin özgür bir
gazeteciye ihtiyacı olur. İnsanların da, kurumların da, ülkelerin de… “
“Ülke için en iyiyi ve doğruyu her zaman
politikacı bilir” diye bir kural yok. Politikacı kendi görevini, gazeteci de
kendi görevini yapmalı.
Yani gazetecilerin işini karışmamalı, herkes kendi
işini doğru ve hesabını her an verebilecek şekilde yapmalı…
Ne gazeteci kendini politikacı yerine, ne de
politikacı kendini gazeteci yerine koymamalı.
Ülke için en iyisi gerçeklerdir.
*- HERKESE LAZIM
Bir yazarımız durumu kendine göre şöyle özetliyor:
“Ama o gerçekleri yazacak çalışandan çok
çalışamayan, iş bulamayan gazeteci varsa,
Basın sektöründe işsizlik yüzde 35’e ulaştıysa,
Doğru bildiğini yazan gazeteciler özgürlüğünden ya
da işinden olduysa,
Gazeteciler gazetecilik yaptıkları gözaltına
alınıyorsa,
Bu mesleğe gönül vermiş, bedel ödemiş, donanımlı,
tecrübeli gazeteciler küstürülüp en verimli çağlarında köşelerine çekilmişse,
Ülkenin ve mesleğin geleceği, genç gazetecilerin büyük bölümü çalışacak yayın
organı bulamadığından ekmek parası için başka işlere yöneliyorsa,
Gazete yöneticilerini iktidar sahipleri belirliyorsa,
Gazetecilerin eğitim ortalaması her geçen gün
düşüyorsa,
İktidarlara ya da politikacılara sırtını dayamış,
eğitimsiz, donanımsız kişiler kendine gazeteci ve hatta yazar diyebiliyorsa,
Gazetecilerin adı şantaj, tehdit gibi kelimelerle
yan yana geliyorsa,
Koca koca gazeteler kara para aklama platformu
haline gelmişse,
Okuduğun yazılar, dinlediğin haberler hep aynı,
yavan ve gerçek sorunları anlatmaktan uzaksa, Okulda, fabrikada, tarlada,
hastanede hakkın yeniyorsa ve bu durum kamuoyunun gündemine yeterince
gelmiyorsa,
Eğitimli, tecrübeli, özgür gazetecileri biliyor
ama destek vermiyorsan,
Nazım Hikmet’in dediği gibi, Kabahat senin demeye
dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin be kardeşim…”
Nermin
Ekinci İzmir’in Çeşme ilçesinden şunları yazmış:
‘Bir keskin kalem, bir sağlam gözlük, bütün
topluma iyi gelir!’
Yaşasın Özgür Basın!...
Buraya çok beğendiğim bir gönderiyi de alayım:
Ne demişler?
“Öküzlerin tarlada ot yemesine itirazım yok ama,
Aramızda dolaşan öküzlerin, ömrümüzü yemesine
itirazım var!”w
*- GAZETECİLİK NEDİR?
Şimdi de aynı şekilde 10 Ocak’la ilgili bir yazıyı
kaleme alan meslektaşımdan söz edeyim…
Sevgili meslektaşım yazısın, ‘George Orwell
kimdir?’ diye sorarak başlamış
Sorunun yanıtı:
“20. yüzyıl İngiliz edebiyatının önde gelen
kalemleri arasında yer alan İngiliz romancı, gazeteci ve eleştirmen…
46 yıl süren kısacak yaşamına birçok kitabı
sığdırmış…
Eserlerinde yer alan netlik, zeka, toplumsal
adaletsizliğe karşı farkındalık ve totalitarizme karşı duruşu onun imzası
niteliğinde…
Bir de gazetecilik mesleği için söylediği,
hafızalara kazınan o öğreti, o başyapıt…
“Gazetecilik birilerinin yayınlanmasını istemediği
haberleri yazmaktır. Gerisi halkla ilişkilerdir.”
İşte bu!
Gazetecilik, evet net olarak budur…
Mesleki gerçekçilik bu kadar keskin anlatılamazdı.
Günümüzde ise adının ‘Medya’ diye değiştirildiği
gazetecilik bunun neresinde derseniz, Orwell’ın yaptığı tanımın çok uzağında
diye nitelemek mümkün…
Haberciliğin haraç mezat parayla satıldığı, bu
nadide mesleğin, gazetecilikle ilgisi olmayan kişilerin elinde menfaat
ilişkisine dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz ne yazık ki…
Gerçek bu…
Hani gazetecilik, ülkemizde demokrasiyi, halkın
haber hakkını koruyan 4. kuvvetti…
Önce bu gerçekle yüzleşmek gerekiyor.
*- KATILAMADIĞIM AMA TAKİP ETTİM
İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban da, bu özel gün
nedeniyle, İzmir’de çeşitli, gazete, dergi ve basın kuruluşlarında görev yapan
gazetecileri bir araya getirdiği, sorunların konuşulduğu, bir ölçüde mesleki
açıdan yaşadığımız sıkıntıların dile geldiği, şehrimizin dertlerinin
tartışıldığı bir kahvaltı düzenledi.
(Bir önceki günkü yazımda yazmış, şehir dışında
olduğum için bu önemli davete katılamayacağımı bildirdiğimi anlatmıştım)
Mesleğine hayatını adamış duayen gazetecilerle
genç meslektaşlarının buluştuğu bu özel günde pek çok şey konuşuldu…
40 yıllık gazeteci Hürol Dağdelen bu konuda
şunları söylüyor:
“Sayın Vali, sorduğumuz her soruyu açık
yüreklilikle yanıtladı. Masasında ağırladığı deneyimli gazetecilerle, çevresini
saran meslektaşlarımıza ders niteliğinde uyarılarda bulundu, bugüne kadar
hiçbir kamu yöneticisinden duymadığımız şeffaflıkla mesleğimizde yaşanan
erozyonu tanımladı.
Söze bugüne kadar alışık olmadığımız bir övgüyle
başladı Sayın Elban…
Dedi ki:
“İzmir, gazetecilerin en iyi yetiştiği başarılı
bir şehir… İstanbul’a en çok gazeteci, İzmir’den gitti. İzmirli gazeteciler
ulusal yayın yapan İstanbul medyasına yön verdi, güç verdi. Bugün birçok
başarılı gazeteci İzmirlidir, burada yetişmiştir. Bununla övünün.”
*- HÜROL’A KATILIYORUM
İnanın bana, 40 yıldır bu mesleğin içindeyim. Her
safhasında çalışmış bir gazeteciyim. Hiçbir kent yöneticisinden böyle gurur
verici tanımlama duymamıştım.
Aksine, bu güzel şehri yönetmeyi üstlenen pek çok
belediye başkanının İzmir’in yerel gücünü küçümseyip ulusal kanallarla
işbirliği yaptığını, sanayicisinin İzmir’den kazandığı paraları İstanbul’a
taşıdığını gördü bu gözler…
Bu Valimizin “Kendinize gelin, gücünüzün farkında
olun” uyasının ilk sözcükleriydi, mesleki eleştirilerini daha sonraya bıraktı
ve George Orwell’ın söylediği o sözü hatırlatan pek çok başlık açtı.
İşte onlardan biri:
“Gazetecilik ancak meslek aşkıyla yapılabilir. Bu
zorlu meslek sevgi ve adanmışlık olmadan ya yapılamaz ya da hakkıyla yapılamaz.
Sağlıktan, aileden, zamandan fedakârlık gerektirir.”
Ve diğerleri:
“Sosyal medya üzerinden gazetecilik eğitimi ve
meslek terbiyesi olmadan yapılan paylaşımlar ciddi sorun… Kaynağı belli
olmayan, etik süzgeçten geçmeyen paylaşımlar hem bireylerin kişisel haklarına
zarar veriyor hem de toplumu yanıltıyor.”
“Gerçek gazeteciler doğrulama, kaynak kontrolü ve
etik hassasiyetle hareket ediyor. İşini onuruyla yapan gazeteciler ‘doğru mu,
yanlış mı’ diye düşünürken, etik kaygısı olmayanlar haberi çoktan yayıyor.
Teknoloji maalesef bu noktada kötünün lehine bir avantaj oluşturuyor.”
“İyiye iyi, kötüye kötü demek gazeteciliğin
görevidir. Doğru haberi kimse sevmez ama gazeteci doğruluktan vazgeçemez.”
*-
Hürol Dağdelen, anlatmaya devam ediyor, İzmir
Valisi Dr. Süleyman Elban’ın özel davetlilere yaptığı konuşmayı ve
gözlemlerini:
“Sayın Valim, gözlerimizin içine baka baka,
mesleğimizin içine düştüğü durumu, yaşadığımız mesleki hakkaniyet sorununu,
para karşılığı haber yapanları, birilerine şantaj yapıp köşeyi dönenleri, sucu,
pilavcı gazeteci müsveddelerini ve mesleğin etik değerinin nasıl olması
gerektiğini bir güzel anlattı.
Kendisine yürekten teşekkür ediyorum, sözlerinin
her bir satırı için minnettarım…
Gerçekleri konuşmak insanlık görevidir çünkü,
kaçılmaz. Hele ki bir şehrin en yüksek
amiri, birinci adamı bunları söylüyorsa…
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde mesaj nettir.
Bugün paranın gücüyle gazeteciliği kullananlar,
günün birinde gerçek gazetecilere, etik değerlere ihtiyaç duyacaklardır.
Çünkü gazeteci gerçeğin rehberidir. Haberi onun
için kutsaldır. Satmaz, satamaz. Arkasında halk vardır.
Vatandaşı aldatamaz, mesleğini kendi çıkarı için
kullanamaz.
Gazeteci taraf değil objektiftir, onun bunun adamı
değil, halkın sözcüsüdür.
Tüm gerçek budur.
Gerisi halkla ilişkiler…
Sözün özü:¨
Mesleğinin değerini bil.
Aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür gazeteci ol…”
Teşekkürler değerli valimiz ve ekibinin başındaki
Veli Çakır müdürüm..
İzmir’e ‘kişiye özel davetiye’ usulünü
getirdiğiniz için..




Yorumlar
Yorum Gönder