EDWARD BUCALI OLARAK ÖLDÜ
YAŞAR EYİCE
*- MUTLU OLMAK
Daha mutlu görünmek bazen sadece kendine iyi gelen
şeyleri fark etmekle başlar.
Kendine zaman ayırmak, anda kalmak, yeni şeyler denemek…
Hepsi hayatın değerini yeniden hatırlatır.
Sen de her gün kendini biraz daha mutlu hissetmek için
bir şeyler yapmaya çalış.
En basitinden kitap oku…
Elindeki o kitabı sakın bırakma, yanında olsun.
Otobüste, vapurda, metroda her yerde bir sayfasını okusan
bile sana büyük mutluluk ve huzur verecektir.
*- KİTAPSIZLAR!
Meryem Atlılar’ı kutluyorum!
Bir kitap evinin, daha doğrusu yayınevinin ‘gizli’ olarak
adlandırılan bir reklamı bu kadar başarılı bir şekilde yapacak herhalde
parmakla gösterilecek kadar az sayıdadır.
Şimdi Meryem Hanım’ı okuyalım:
“Kitap okumayı çok severim ama kitap seçmek benim için
her zaman zor olmuştur.
Bazen birinin önermesiyle, bazen sosyal medyada karşıma
çıkan bir paylaşımla…
Ama çoğu zaman ‘doğru kitabı’ bulmak gerçekten zaman ve
emek ister.
Geçtiğimiz günlerde arkadaşımın hayata geçirdiği F. Kitap
tam da bu noktada beni çok heyecanlandırdı.
Çünkü burada kitaplar sadece satılmıyor; özenle
seçiliyor, paketleniyor ve okura küçük bir yolculuk gibi ulaşıyor.
Seçilen kitaplar paket halinde geliyor, üstelik yazarının
imzasıyla ve içinde okura özel bir mektupla…
Sonrasında ise bu kitap etrafında bir topluluk oluşuyor;
okurlar bir araya geliyor ve yazarla birlikte söyleşiler yapabiliyor.
Okumayı bireysel bir alışkanlıktan çıkarıp,
paylaşılabilen bir deneyime dönüştüren bu fikir bana çok özgün ve çok ilham
verici geldi.
Böyle projelerin çoğalması gerçekten umut veriyor
Yolu kitaplardan geçen herkese gönülden tavsiye ederim…”
Ben de ‘Sakın ha!’ diyorum…
Dünyanın parası ‘abone’ adı altında sizden alınıyor.
Sizin adınıza birinin kitabını gönderiyorlar, ifadelerine
göre…
Sizin istek ve dileğiniz de, ilginizi çekecek bir eserle
buluşmanız imkansıç gibi..
Anlatım harika…
Ateş böceklerinin ateşe üşüşmeleri gibi bir anlatım tarzı
var.
Gözünüz postacıda değil, bir kitap evinde elinize
alacağınız kitapta olmalı…
Herkes bir yolunu bulmuş, para kazanmak için…
*- SAKİNLİK ARAYANLAR
Alsancak’tan Sezgin Can yazıyor:
“Gözden uzak, zamandan bağımsız bu köylerde hayat biraz
daha yavaş akar.
Taş sokakların arasından yükselen odun kokusu, sabah
sessizliğini bölen tek şeyin kuşlar olduğu o dinginlik…
Eğer emekliliğinizi keşfe açılan bir yolculuk gibi hayal
ediyorsanız, Anadolu’nun, Ege’nin bu az bilinen köyleri size aradığınız
sakinliği sunabilir.
Doğanın sesini, tarihin izini ve küçük anların huzurunu
yeniden hatırlamak için güzel bir başlangıçtır.
Emeklilikte keşfedilecek daha fazla rota için gazeteci
Engin Yavuz ile Işık Teoman’ın çizdikleri ‘rotaları’ takip etmelerini
öneriyorum.
Bornova Küçükpark’tan Sezgin Can, son yıllarda yaşamını
Çeşme ile Alsancak arasında geçiriyor.
Emekli tütün eksperi olduğu için yaşamının büyük bölümü
köylerde geçirmişti.
*- BAŞMÜHENDİSİN MEZARI
Pazar akşamı Gülten- Mehmet Gülperçin çiftinin yemek
davetinde idim.
Masada Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü
1985 yılı mezunu koyu Karşıyakalı Osman Hilmi Damar ile Öğretmen eşi Fazilet
Damar da vardı.
Bir ara laf ‘günlük rotalardan’ açıldı.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü 1985 yılı
mezunlarının,
Sınıf arkadaşları Raşit Özer rehberliğinde 24 Ocak
cumartesi günü yaptıkları Buca gezisini anlattılar.
İlgimi çeken Buca’daki Proteston klisesindeki bir mezar…
1862 yılında Alsancak- Aydın demiryolu İngilizler
tarafından yapılırken, Dublin doğumlu Edward Purser ‘Baş mühendis’ olarak
İzmir’e gelmiş.
Edward Purser ile eşi Sophie İzmir’i o kadar beğenmişler
ki, İngiltere’ye geri dönmeyip Buca’ya yerleşmişler.
Vefat ettiklerinde de, büyük hizmetlerinden dolayı burada
defnedilmişler.
‘Demiryolu’ inşaatında dünyanın en önemli usta mühendisi
olan Edward Purser için İzmirliler öyle bir kabir yapmışlar ki, ancak görenler
‘ustalığı’ anlayabilir.
Edward Purser’in mazarı ‘bir demiryolu rayları’ üzerine
oturtulmuş.
Kilisenin ikinci Türk papazı, tüm ziyaretçilerin bu
ustalık örneği raylar üzerine kurulu mezarı ziyaret için özel olarak
geldiklerini de anlatıyor.
Ama şimdi bir başka yaptırımı anlatacağım bu Protestan
kilisesi için:
Buca Belediye Başkanı talimat vermiş;
Klisenin bahçesinin bir bölümünü ‘Çocuk Parkı’, bir başka
bölümünü de ‘gazino’ haline getirin…’ diye..,
İnşaat işçileri
çalışıyor…
Ne diyeceğimi bilmiyorum…
İşte Buca belediye başkanının dünya görüşü böyle…
*- DENGELEMEK İÇİN-
Konut kiralarındaki yüksek artışlar, sabit gelirle
yaşamını sürdüren emekliler için son yılların en önemli gündemlerinden biri
hâline geldi.
Kira sözleşmesi, yenileme dönemleri, zam oranları ve
yasal sınırlar; hem kiracının hem de ev sahibinin uyması gereken kurallarla
belirleniyor.
Bu nedenle hakları doğru bilmek, fahiş artışların önüne
geçmek ve bütçeyi güvence altına almak için kritik öneme sahip.
Kira artış oranlarının yasal çerçevesinden hesaplama
yöntemlerine, emekliler için avantaj sağlayan sözleşme maddelerinden
beklenmedik artış durumunda uygulanabilecek hukuki yollara kadar kısa bir
rehber sunuyoruz.
Kira artışları belirli yasal çerçevelerle düzenlenir.
Türkiye’de kira artışına esas oran, sözleşmenin
yenilendiği tarihteki on iki aylık TÜFE ortalaması üzerinden hesaplanır.
Bu hesaplama, ev sahibinin kafasına göre belirlediği bir
artışı geçersiz kılar ve kiracının korunmasını sağlar.
Dikkat edilmesi gereken noktalar:
● Kira sözleşmesi yenileniyorsa artış en fazla TÜFE on
iki aylık ortalaması kadar olabilir.
● Ev sahibi yasal sınırı aşan bir rakam talep ederse,
kiracı bunu kabul etmek zorunda değildir.
● Artış, sözleşme metninde yer alsa bile yasal sınırın
üzerinde olamaz.
Bu çerçeve, özellikle sabit gelirle yaşayan emekliler
için yüksek oranlı artışlara karşı önemli bir güvenlik sağlar.
*- KİRA ARTIŞI HESAPLAMA NASIL YAPILIR?
Kira artışını doğru hesaplamak, hem kiracının haklarını
savunmak hem de gereksiz ödeme riskini önlemek açısından önemlidir. Hesaplama
basit bir formülle yapılır:
Mevcut kira bedeli x TÜFE on iki aylık ortalaması = Yeni
kira üst sınırı
Örneğin, aylık kira 10.000 TL ve TÜFE on iki aylık
ortalaması yüzde 55 ise, yasal olarak belirlenebilecek en yüksek yeni kira
15.500 TL’dir.
Kiracının daha düşük bir artışı kabul etme hakkı vardır;
ev sahibi ise yasal sınırı aşamaz.
Emekliler İçin Kira Artışlarında Hukuki Çerçeve
Emekli kiracılar, standart kiracı haklarının tamamına sahiptir.
Bunun yanında ekonomik kırılganlık nedeniyle yasal çerçevenin kendilerine
sağladığı ek korumalardan da yararlanabilirler.
*- ÖNE ÇIKAN UNSURLAR
● Ev sahibi, kira sözleşmesi devam ederken kiracıyı
yalnızca haklı sebeple tahliye edebilir.
● Kiracının ekonomik durumu, özellikle fahiş artış
davalarında hâkim tarafından dikkate alınabilir.
● Beş yılın altındaki sözleşmelerde artışta yalnızca TÜFE
sınırı geçerlidir.
● Beş yılı aşan sözleşmelerde ise hâkim “makul kira”
tespiti yapabilir.
Bu çerçeve, artış baskısı altında kalan emekliler için
hukuki bir dayanak oluşturur.
Kira Sözleşmesinde Emekli Kiracıya Avantaj Sağlayan
Maddeler
Kira sözleşmesi imzalanırken belirli maddeleri doğru
biçimde düzenlemek, ileride çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçer ve emekli
kiracı için güvence sağlar.
*-DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN MADDELER:
● Artış oranının TÜFE ile sınırlı olduğunun sözleşmede
açıkça belirtilmesi
● Depozito bedelinin net şekilde yazılması
● Aidat, bakım ve onarım masraflarının hangi tarafa ait
olduğunun tanımlanması
● Sözleşme süresinin ve yenileme koşullarının belirgin
olması
Sözleşmenin şeffaf hazırlanması, ilerleyen dönemlerde
baskı altında kalma riskini azaltır.
Artışla Karşılaşıldığında Emeklinin Uygulayabileceği
Haklar
Eğer ev sahibi yasal sınırın üzerinde bir artış talep
ediyorsa, emekli kiracı aşağıdaki adımları izleyebilir:
● Öncelikle artışın TÜFE sınırını aştığını yazılı şekilde
bildirmek
● Ev sahibinin ısrarı hâlinde e-Devlet üzerinden
arabuluculuk başvurusu yapmak
● Sorun çözülmezse sulh hukuk mahkemesinde makul artış
tespiti talep etmek
● Bu süreçlerde mevcut kira bedelini ödemeye devam ederek
kiracılık hakkını korumak
Yasal sınırı aşan artış talepleri geçersizdir ve kiracı
aleyhine yaptırım doğurmaz.
*- YALNIZ KALMAK
Çoğumuz çoğu zaman, kalabalık sofraları ve yüksek sesli
kutlamaları sever
Ancak bu, herkes için aynı şekilde geçmez.
Özel günleri, yalnız geçirmek, sanılanın aksine bir
eksiklik değil; bazen bilinçli bir tercih, bazen de hayatın doğal bir
dönemidir.
Özellikle emeklilik sürecinde, örneğin yeni geçtik, yılın
bu özel gecesini (örneğin Yılbaşı’nı) daha sakin ve içe dönük geçirmek
isteyenlerin sayısı az değildir.
Yılbaşı gibi özel günlerde, gecelerde, yalnız olmak,
mutlaka yalnız hissetmek anlamına gelmez.
Bu geceyi kendi ritminde geçirmek; geçmiş yılı sindirmek,
yeni yıla, yeni günlere, daha yumuşak bir geçiş yapmak için bir fırsat
olabilir. Toplumsal beklentilerin aksine, kalabalık olmadan da yılın kapanışını
huzurla yaşamak mümkündür.
Sessiz bir özel gece, çoğu zaman kişinin kendisiyle daha
dürüst bir bağ kurmasına alan açar.
Peki ne yapmak lazım_
● Sevilen bir yemeği sadece kendiniz için hazırlamak
● Uzun zamandır izlemek istediğiniz bir filmi veya diziyi
seçmek
● Eski fotoğraflara bakarak geçmişi hatırlamak
● Kısa bir yürüyüşle geceyi karşılamak
Bu tür aktiviteler, geceyi “boş” değil; bilinçli ve sakin
bir deneyime dönüştürür.
*- YALNIZLIKLA BARIŞMAK
Yalnız geçirilen zaman, insanın kendi ihtiyaçlarını daha
net duymasını sağlar.
Yalnız geçireceğiniz özel bir gece, bu açıdan güçlü bir
eşiktir.
Geçirilen bu saatler, kişinin hem geçmiş yıla şefkatle
bakmasına hem de kendisiyle barışmasına yardımcı olabilir.
Yalnızlık, doğru çerçevede ele alındığına dinlendirici ve
onarıcı bir deneyime dönüşebilir.
Bu geceyi daha sıcak hissettirecek küçük ritüeller
oluşturabilirsiniz:
● Bir mum yakıp yeni yıl için birkaç cümlelik niyet
yazmak
● Aileden veya eski bir dosttan gelen mesajları saklamak
● Yeni yıl sabahına temiz bir ev ve sakin bir plan
bırakmak
● Ertesi gün için kendinize küçük bir mutluluk ayarlamak
Bu detaylar, yılbaşı gecesi gibi özel gecelerinizi içsel
olarak zenginleştirir.
Bazen sessiz bir gece, insanın kendini daha güvende ve
dengede hissetmesini sağlar.
Önemli olan nasıl kutladığınız değil, bu zamanı kendinize
nasıl ayırdığınızdır.
*- BİR YAHUDİ HİKAYESİ...
“Gençliğimde Şişhane'de, "Sarı Madam" adında
bir kahve vardı.
İnsanlar oraya gelir, oyun oynardı. Aileler de gelir çay
içer, simit yer, sohbet ederdi.
Çok güzel bir Haliç manzarası vardı.
Şişhane'den Hasköy'e dönen köşedeydi.
Eskiden kahvenin anlamı, sadece oyun oynanan yer olmaktan
çok uzaktı, tam anlamıyla sosyal bir ortamdı.
Kaçamak sigara içmek için de çoğu zaman oraya giderdik…
*- ANLAT ŞAPAT!
Bir gün oranın müdavimlerinden Şapat diye bir bey geldi.
Biz de yandaki masada arkadaşlarla oturmuş, çay
içiyorduk.
Adamın orta halli bir görüntüsü vardı ama sıkıntılı
olduğu her halinden belliydi.
Arkadaşları da bu durumu fark etmiş olacak ki, içlerinden
biri, "Hayrola Şapat, bir derdin mi var?" dedi.
"Sormayın..."
İlk bulduğu boş sandalyeye çökercesine oturdu.
"Anlat be Şapat."
Adam anlatmaya başladı.
Yanımızdaki masada oturduğu için anlattıklarını bir bir
duyuyorduk.
*- DERDİNİ ÇÖZECEK
"Benim dört tane dairem vardı.
Bankada param vardı.
Karımdan kalan ufak tefek birkaç mücevher de vardı.
İki kızımı ve damatlarımı çağırdım ve 'Bunları size
taksim edeyim, sonra birinizin evinde kalırım, yalnız yaşamak istemiyorum,'
dedim.
Yaptım da.
Her şeyimi onlara verdim. İki kızımda birer yıl kalacaktım,
böyle konuşmuştuk.
Baştan her şey yolunda gitti.
Sonra bu anlaşma aylara, haftalara, şimdi de günlere
indi.
İkisi de kendi düzenleri bozulduğu için beni evinde
istemiyor.
Anlayacağınız, beni kapının önüne koyacaklar."
İshak Efendi diye bir adam, "Bu mudur senin bütün
derdin?" dedi ;
"Sen merak
etme, yarın sabah burada buluşalım, senin derdini çözeceğim."
*- OSMANLI BANKASI
Biz olanları sonradan kahvenin sahibine sorarak öğrendik.
Zavallı amcanın sonunu çok merak etmiştik.
Bu iki amca, ertesi gün buluşmuş, İshak Efendi cebinden
bir anahtar çıkarmış ve Şapat'a vermiş.
Bu bir banka kasası anahtarıymış ve üstünde
"OB" harfleriyle bir de numara varmış.
"OB",
Osmanlı Bankası'nın kısaltmasıydı.
Bankanın itibarı da çok büyüktü.
"Bak, bu anahtarı hangi kızının evinde daha çok
kalmak istiyorsan o evde kaybetmiş gibi yapacaksın.
Dikkat et de
nereye attığını unutma. Sonra 'anahtarım kayboldu' diye ortalığı ayağa
kaldıracak, sonra da bulacaksın.
Kızın sana 'Bu ne anahtarı?' diye sorduğunda, 'Ne anahtarı
olacak, kasa anahtarı.
Sen bütün varlığımı size verdiğimi mi zannediyorsun?
Paralarım, tahvillerim, banka kasasında duruyor.
Kimin evinde
ölürsem, anahtar ve kalan servetim onun olacak.
Kafamdaki plan bu'
diyeceksin."
*- PARAN VARSA…
Şapat Bey, İshak Efendi'nin bütün dediklerini yapmış ve
sonradan takip ettiğimize göre de küçük kızının evinde krallar gibi yaşayıp
ölmüş. Öldükten sonra kızı ve damadı anahtarı alıp bankaya gitmiş.
Banka da onlara, "Ne böyle bir kasa numaramız var,
ne de böyle bir anahtarımız," demiş.
Şapat Bey bir de yazı bırakmış ardından:
"Sizi ancak böyle adam edebilirdim!"
SONSÖZ: İbranice bir söz
“Yeş mamod, yeş kavod"
Yani: "PARAN VARSA, İTİBARIN DA VARDIR."
*- İZLEMEYİN, BU
KADAR…
Ahmet Şen, ‘karanlıkta yürüyenler bir gün düşer....’
diyor.
Ahmet Şen bu arada, “DİZİLERİN VERDİĞİ MESAJLAR’ı da
derlemiş:
1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir,
başkasıyla aşk yaşayabilirsin.
2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.
3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını
bozmalısın.
4- Kötüler daima güçlüdür iyiler ezilmeye mahkumdur.
5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı,
alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.
6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve
bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.
7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul
seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.
8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler
ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı
9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan
baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle
yapmalı.
10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve
anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.
11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak
damadının gelininin kuyusunu kazmalı
12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı,
harcama yaparken hep cömert olunmalı.
13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri
olmamalı.
14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur.Ya diptesindir ya
tepede.Bunun ortası yoktur.
15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk
hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.
16 - Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat
değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks
yaşama yönlendirilmeli.. Hep kapitalizm hep kapitalizm..
17-Ülkede herşey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir
mesaj ve anlatılacak birşey de yok.
“İzlemeyin İzletmeyin!!!” deniyor, çünkü halkın
şikayetleri nedense hiç dikkate alınmıyor.
*-





Yorumlar
Yorum Gönder