YİNE İZMİRLİNİN, İZMİR'İN PARASI HAVAYA UÇACAK
YAŞAR EYİCE
*- CEVİZ KADAR!
Özer Bal diyor ki;
‘Her akşam Üçkuyular vapur iskelesi kavşağı sıkışıyor.
Metrelerce kuyruk oluşuyor.
Binlerce sürücünün stres içinde evine gidiyor.
Bunu düşünenlerin ceviz kadar akıl yok!’
Özer Bey’e katılmamak elde değil…
Önce her okuyucum için anımsatayım:
Konu İzmir’de, körfez vapurlarının iskelesi…
Fiyat artışına rağmen, konforlu, hızlı Büyükşehir Belediyesi’ne ait gemilerle İzmir’in bir yakasından, karşıya, yani Karşıyaka’ya kentin yol stresine girmeden, ‘altınyol’ gibi çevre yollarındaki dur-kalka uğramadan gitmek isteyenlerin durumunu anlatıyor Özer Bey…
Yıllar önce buraya alt-üst geçitlerin yapılmasını önermiştim.
Zamanın valisi, önerimi kabul etmiş, daha sonra Karayolları Genel Müdür yardımcısı olan İzmir İl Müdürü Erol Altın’a ‘yetki ve talimat’ vererek konuyu ele alıp, proje üretmelerini istemişti.
Ve proje yapıldı…
Fakat bu sırada İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, yaşama geçirilmek için gün sayılan, parası hazır projeyi durdurarak, ‘Tüm İnciraltı’nı ele alacak yepyeni bir büyük projenin içine alınacağını” duyurdu.
Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya’da yapılan uluslararası toplantıdan verilen canlı yayında, ‘İzmir’ ve ‘İzmir Körfezi’nden söz ederek, trafik sorunun çözülmesi için İnciraltı’ndan Karşıyaka’ya ya tüp geçit veya köprü ile geçiş çalışmalarının başladığını’ da konuşmasının içinde anlattı.
O günlerden bu günlere geldik.
İşte ‘kuyruk’ olayı da bunun bir başka göstergesi ya da eklerinden biri…
Fakat konu çeşitli şekilde yıllardır dallanıp budaklanıyor, ama her düşünce hep lafta kalıyor.
Bakalım yine günümüzde ne oluyor?
Yani çevre bir şekilde hep gündeme getiriliyor…
Anlatmaya çalışalım:
*- DAHA ÇOK DUYARIZ
Habere göre, ‘Tek Sağlık’ temasıyla 16 Nisan–2 Mayıs 2027 tarihleri arasında İnciraltı Kent Ormanı’nda düzenlenmesi planlanan EXPO 2027’ye ilişkin TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’ndan uyarı geldi. TMMOB, İnciraltı Bölgesi’nin hassas ekosistem yapısı nedeniyle fuarın bu alanda yapılmaması gerektiğini açıkladı.
TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından 3 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen “EXPO 2027 İzmir Paydaş Çalıştayı”na katıldıklarını, çalıştay sonrasında hazırlanan teknik değerlendirme ve tespitleri içeren raporun 10 Aralık 2025 tarihli ve 2025/16 sayılı yazı ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na iletildiğini bildirdi.
Açıklamada, İnciraltı’nın Çakalburnu Lagünü, Kent Ormanı ve tarım alanlarıyla birlikte bir bütün olarak ele alınması gereken ekolojik bir alan olduğuna dikkat çekildi. Gerekli çevresel hassasiyetlerin gösterilmediği ve kısa vadeli maliyetleri önceleyen bir yaklaşımın, EXPO 2027’nin maliyetini yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik açıdan da ağırlaştıracağı vurgulandı.
Kendi fikrimi da açayım, “EXPO 2027” bence sadece masraf ve büyük gider anlamına geliyor.
Sadece birileri bu işlerden çok büyük menfaat elde eder.
Yani İzmir’in, İzmirlilerin parası yine havaya uçacaktır.
Bir şekilde bundan sıyrılmalıdır.
Aynen kaç zamandır İzmir’de belli çevrelerde konuşulan Buca- Şirinyer Cezaevi olayı gibi…
Şimdi bunu da, geneli de, konuşalım ki, her okuyucum, ucundan da olsa, İzmir’de neler oluyor, öğrensin…
*- DOĞRU AMA…
Festivaller, sergiler, kongreler, uluslararası spor etkinlikleri, EXPO’lar, kültür/insan hakları/gastronomi/sağlık turizmi vb. “başkenti” gibi farklı ölçekteki etkinlikler ve markalaşma çabaları, kentsel alanları dönüştürme, geliştirme amacını taşıyan neoliberal şehircilik enstrümanlarıdır. Düzenlendikleri alan ve çevrelerinde kentsel rantı artıran, gelişme ve dönüşme talebini tetikleyen, piyasa dinamikleriyle kamu idaresinin uzlaştığı durumda da maksadına hasıl olan, zaman zaman karar verici merciler tarafından bilinçli bir şekilde kullanılan kentsel stratejiler olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Kentsel mekanda gerçekleşen bu tür etkinlik ve organizasyonlar bölgede bir çekim yaratmakta, söz konusu bölge ve çevresinde kentsel gelişmeye dönük müdahaleleri meşrulaştırmaktadır.
İlk bakışta ilkesel olarak karşı çıkılamayacak olan bu organizasyonlar, “sorun” olarak tarif edilen alanlara dönük müdahaleyi kolaylaştıracak şekilde hegemonik söylemleri yaygınlaştırmakta ve müdahale için sivil toplumun rızasının inşa sürecinde önemli bir rol üstlenmektedir.
Bu bağlamda EXPO 2027 için seçilen İnciraltı Bölgesi; yaklaşık 40 yıldır farklı dönemlerde farklı biçimlerde (seçim vaadi, büyük ölçekli kentsel projeler, turizm merkezi alanı, EXPO, körfez tüp geçidi vb. yöntemlerle) yapılaşma talebinin kışkırtıldığı bir alan olmasına rağmen Çakalburnu Lagünü ve birlikte bir ekosistem oluşturduğu tarım alanları ve kent ormanı verilen kentsel mücadele sonucunda korunmuştur.
²İnciralti Bölgesi Sit Statüsü Değişikliğine İlişkin Teknik Değerlendirme Raporu 23.08.2025 tarihinde yayımlanmıştır.
Konu uzun ve derin…
Aslında iyi irdelenirse, büyük gider ve bir noktada ortaya rant ile birlikte ‘oldu bittiye’ de geliyor…
Tekrarlıyorum; ‘Geri adım atılması’ İzmir halkının ve İzmir’in menfaatinedir, bugünkü ekonomik gidişatta…
Belki ilerki yıllarda çok daha iyisi yapılabilir.
İtalya alasını yapmasına rağmen, ‘pişmanlık’ yazıları, makaleleri de gündeme gelmişti.
Raporun tamamına herkes ulaşabilir.
Öte yandan bölgede 29.04.2025 tarihinde 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği onaylanmış olup alt ölçekli planların hazırlandığına ilişkin bilgiler de kamuoyunda tartışılmaktadır.
Dolayısıyla ‘bu denli tartışmalı ve korunması için mücadele edilen bir alanda Botanik EXPO’nun düzenlenmesinin yapılan imar planı çalışmalarına meşruiyet sağlamanın aracı olacağını ifade etmek gerekmektedir.’ deniliyor.
*- “18 MİLYAR LİRAYI VEREMEM!”
Şehir Plancıları Odası’nın Buca Cezaevi alanı planlarına dava açma kararının sorulması üzerine Başkan Dr. Cemil Tugay, “Yapabilir haklarıdır. Tamamının yeşil alan olmasını ben de çok istiyorum. Bunun bir bedeli olacak. Bu bedeli İzmir Büyükşehir Belediyesi ödeyecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu parayı buraya öderken yatırım bütçesinden önemli kayba uğrayacak.
Çok büyük bir miktar, 18 milyar lira civarında yaklaşık bir bütçeden bahsediyoruz.
Bunu İzmir halkına iletmiş olayım, inanın gönlümden geçen arazinin tamamının yeşil alan olması.
Ben de bunun tarafındayım ama belediyeyi sorumlulukla yöneten bir başkan olarak, belediyeyi eksi 18 milyar lira maliyetin altına sokamam. Zaten yüzde 50’sini alacağız bu plan kararıyla. Yarısı alınacak, caddeye yakın olan kısmı İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin olacak.
Orada çok güzel bir yeşil alan yapacağız.
Diğer yarısında bir yapılaşma izni verilecek.
Keşke İller Bankası ‘Burasının tamamı sizin olsun, alın yeşil alan yapın’ dese.
En ufacık bir kulübe dahi yapmadan tamamını yeşil alan yapmayı çok isterim ama gerçekçi olmamız lazım.
Herkesin bu gözle bakması lazım.
Sadece ‘bana ne ben öyle istiyorum’ falan diye olmuyor.
Bir bütçe var, zorluk var, ekonomi var, giderler, başka yatırımlar var. İzmir’in çok önemli sorunları var.
Bunların bütününe bakarak karar vermek zorunda kalıyoruz, o yüzden Şehir Plancıları Odası’nın kararına saygı duymakla birlikte yaptıklarını doğru bulmuyorum.
Takdir kendilerinin, biz plan çalışmalarımızı yapacağız” dedi.
*- HAFTA SONU ROTALARI
Işık Teoman hepimizin işine yarayacak, sıkıntılarımızı biraz olsun unutturacak bir konuya değinmiş.
Umarım yapanlar çıkacaktır.
Anlatması da güzel…
En iyisi sözü yine biz ‘gözlemci’ ve ‘rotacı’ Işık Teoman’a verelim:
Son yıllarda yurt dışı gezilerine olan ilgi gözle görülür biçimde arttı. Yaklaşık altı yıldır Ayvalık’ta yaşıyorum ve bu durumu en net burada gözlemliyorum. Özellikle yaz aylarında ve uzun süreli tatillerde, gümrük kapısından belediye binasına kadar uzanan kuyruklar oluşuyor. Sosyal medyada takip ettiğim arkadaşlarımın birçoğu, Yunan adalarının yanı sıra Balkanlar’ı ve Karadağ’ı tercih ediyor. Ancak Karadağ kapısının, anlaşılması güç bir gerekçeyle vizesiz geçişlere kapatılması bu rotayı şimdilik devre dışı bıraktı. Buna rağmen Viyana, Budapeşte ve Prag gibi Orta Avrupa şehirleri hâlâ büyük ilgi görüyor; kış aylarında bile seyahat paylaşımları eksik olmuyor.
Elbette tatil rotaları, herkesin kişisel zevkine göre şekillenen serüvenler…
Ben ise bu yazıda, kış aylarında da keyifle gezilebilecek, tadı damağınızda kalacak; Ege Bölgesi’nin kıyısında köşesinde kalmış rotalardan söz etmek istiyorum.
*-
Pazar alışverişlerini seviyorsanız, öncelikle Cumartesi günü Ödemiş, Salı günü ise Tire Pazarını ziyaret etmenizi öneririm.
Gerçek köylü pazarlarıdır bunlar; tarladan tezgâha uzanan yolculuğun izlerini her adımda görmek mümkündür.
Üstelik artık bu yolculukları trenle yapmak da mümkün.
Basmane’den kalkan TCDD’ye ait bölgesel trenlerle İzmir–Ödemiş ve İzmir–Tire hatlarında ulaşım sağlanıyor.
Yapılan saat düzenlemelerine rağmen bilet fiyatlarında herhangi bir artış yok. İzmir–Ödemiş hattında bilet ücreti 150 TL, İzmir–Tire hattında ise 125 TL olarak uygulanıyor.
Bilgi amaçlı not düşmek gerekirse:
Basmane–Ödemiş ilk sefer 06.35, son sefer 21.20;
Ödemiş–Basmane ilk sefer 05.00, son sefer 18.20.
Basmane–Tire ilk sefer 10.30, son sefer 19.00;
Tire–Basmane ilk sefer 06.20, son sefer 16.40.
Benden duyurması…
*- SICAK ÇORBA MOLASI
Gerçekten keyifli bir yolculuk yapmak istiyorsanız, trenle bir hafta sonunu bu bölgede geçirmek harika bir fikir.
Tire köftesinin tadı bambaşkadır; Ödemiş köftesi ise kendine has lezzetiyle ayrı bir yere sahiptir.
Ödemiş’te ayrıca yaklaşık 130 yıllık tarihi bir fırında yapılan Töngül pidesini mutlaka deneyin; benzerini başka bir yerde bulmanız zor.
Aracınızla yola çıkacaksanız, kışın günlerin kısa olduğunu unutmayın; hava hızla kararıyor.
Erken saatte çıkıp kısa sürede çok yer gezmek isteyenler için ideal bir rota şöyle olabilir:
Cumartesi sabahı Bayındır’da çarşı içinde sıcak bir çorbayla mola, ardından Ödemiş Pazarı’nda köylü tezgâhlarından alışveriş ve öğle saatlerinde efsane Ödemiş köftesi ile küçük bir lezzet şöleni…
*-VE TABİİ Kİ BİRGİ…
Ödemiş’in tarih ve kültür mirası Birgi Köyü’ne uğramadan bu rota tamamlanmış sayılmaz. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO) “2022 En İyi Turizm Köyleri” listesine Türkiye’den giren tek köy olan Birgi, aynı yıl “Dünyanın En İyi 32 Turizm Köyü” arasında yer aldı
Yemyeşil sokakları, titizlikle korunmuş tarihi yapılarıyla insanı adeta 500 yıl öncesine götürüyor.
Tarihi binalardaki kahvehanelerde çay içip yorgunluk atabilir, cıvıl cıvıl meydanında kısa bir mola verebilirsiniz.
Buradan Gölcük ve Bozdağ için de ideal bir zaman.
Geçtiğimiz haftalarda başlayan ve zeminde tutunan kar, Bozdağ’ın zirvesine iyice yerleşmiş durumda.
Otel ve pansiyonlarda yer bulmak zor; konaklamayı düşünenlerin mutlaka önceden rezervasyon yaptırması gerekiyor.
*- GÜNÜBİRLİK GEZİ
Bozdağ’a Turgutlu–Salihli karayolu üzerinden günübirlik bir gezi de yapılabilir.
Yeşilin her tonunu barındıran bu yol, başlı başına bir keyif. Zirvede yer alan Dokuzçeşmeler ve çevresindeki rengârenk satıcılar insanı durmaya davet ediyor; geçip gitmek olmaz.
Kasabanın tek meydanında sağlı sollu dizilmiş tezgâhlarda Bozdağ’ın meşhur patatesi ve elması kasa kasa satılıyor; almayı ihmal etmeyin. Öğle saatlerinde küçük bir dükkânda katmer yiyebilir, Bozdağ’a özgü köpük ve yaz helvasından satın alabilirsiniz.
500–600 yıllık dev kestane ağaçlarından gelen kestane ve cevizlerin tadı ise bir başka…
Yükseklerde yetişen meyveler gerçekten farklı oluyor.
Dönüş yolunu tekrar Ödemiş üzerinden planlayabilirsiniz.
Kara fırında pişen nefis köy ekmeğinden alıp İzmir’e öyle dönün.
*- GELELİM YEŞİL TİRE’YE…
Tire Ovası; eteklerinde eski evlerin sıralandığı mahalleleri ve ovaya doğru sinsice yayılan modern konutlarıyla, her geçen gün büyüyen bir ilçe.
Köylerde kadın, erkek, çocuk herkes aynı telaşın içinde. Ağaçtan yeni toplanmış cevizlerin en lezzetli hâli bu mevsimde yenir; özellikle tavsiye ederim.
Toptepe’den ilçe merkezine inerken eski mahallelerden mutlaka geçin. Anadolu mimarisinin izlerini taşıyan evler; çivit mavisi, hardal, vişne, güneş sarısı ve yeşilin canlı tonlarıyla boyanmış, göz alıcı bir görüntü sunuyor.
Nasıl ki Ayvalık’ın ünlü Perşembe Pazarı varsa, Tire’yi de hakkıyla gezmek isteyenlere Salı günü gelmelerini öneririm.
Türkiye’nin en büyük açık pazarlarından biri burada kuruluyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde “Şehr-i Muazzam Tire” diye söz ettiği ilçede, geçmişten günümüze ulaşan ve restore edilerek yaşatılan pek çok tarihi yapı bulunuyor.
Tire Çarşısı’nı mutlaka gezin; semerciye, keçeciye, çizmeciye, bakırcıya uğrayın.
Tarihi istasyona gidin, onarılmış yapıları görün, yanındaki kahvehanede çay için.
Tire Süt Kooperatifi’nin marketinden doğal ürünler alın ve elbette ünü ilçe sınırlarını aşan Tire köftesini yemeden dönmeyin. Baharatsız, kendine özgü pişirme tekniğiyle bambaşka bir lezzet.
*-
Ve son nokta: Karadutlu lor tatlısı. Yemedikten sonra “Tire’yi gördüm” demek eksik kalır.
Yalnızca bu ilçeye özgü olan bu tatlının tadı aklınızda kalır.
Karadut reçelinden alırsanız, bu keyfi evinizde de sürdürebilirsiniz.
Tire’ye gitmişken bir rota daha önereyim:
İncirliova yolu. Yorulmaktan bile keyif alacağınızdan eminim. Kış rotaları benden; uygulaması bu yazıyı okuyanlardan…
Keyifli hafta sonları olsun.,,”
Işık Teoman’a bu güzel incelemesi, irdelemesi, ‘rota’ olarak yer göstermesi için çok teşekkürler…
Bu yazıyı ‘mutluluk’ ve ‘huzur’ olarak nitelendiriyorum.
Belki ‘Biz bu bölgeden çok uzaktayız!’ diyenler vardır.
Bence, çok pahalı tatil beldelerine hafta sonu gideceklerine, bölgeye yakın yerleşim yerlerinde, örneğin İzmir’in, Manisa’nın, Aydın’ın ilçelerindeki uygun fiyatlı otellerinde yer ayırtıp ‘Tanıyıp, tanışalım!’ diyerek kendilerini büyük kentlerin sıkıntı ve streslerinden uzaklaştırabilirsiniz…
*-





Yorumlar
Yorum Gönder