TİRESPOR MAÇINDA SİLAHLAR VE TAŞLAR ATILINCA...

YAŞAR EYİCE *- ZAMANLA YARIŞTA Karşıdan biliyor ve tanıyorum… Ama sohbet imkânım olmadı… Fakat şunu söyleyebilirim, işinin ehli, paylaşmayı seven, böyle gerçek doktor ve yönetici kadrolarını mutlaka arttırmamız gerekiyor. Dr.Turhan Sofuoglu’ndan söz ediyorum: Son fotoğrafla paylaşımı, diğerleri gibi beni çok etkiliyor ve önemsiyorum. Lafı Dr. Turhan Sofuoğlu’na vereyim, konu ve çalışma daha iyi anlaşılsın diye… “FORESIGHT Project, tehlikeli ve zorlu ortamlarda acil durum personeli ekipman ve yardım malzemelerinin son kilometre navigasyonunu ve taşınmasını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu projenin bir parçası olarak, paydaşlarımızla birlikte, ağır taşıyıcı dronlar kullanarak tıbbi ekiplerin afet bölgelerine hangi tıbbi ekipman ve malzemelerin gönderilmesi gerektiğini değerlendirdik. Taşıma sırasında miktar, büyüklük, ağırlık ve dış çevresel faktörlere duyarlılık da dikkate alındı. Gelecekteki acil durumlar ve afetlere daha iyi hazırlıklı olmak ve daha hızlı ve etkili müdahale etmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz…” Bu sıkıntı dünyanın her köşesinde, her gün yaşanan felaketleri olduğu kadar deprem kuşağında olan bizim insanlarımızı olduğu kadar yönetici kadrolarını da yakından ilgilendiriyor. Ne deniyor, bu çalışmaya? “Drone ile tehlikeli ve zorlu ortamlarda, afetlerde tıbbi malzeme ve ekipman gönderilmesi fikri mükemmel, GPS ve yapay zeka kullanarak istenilen adrese malzemenin teslimi olağanüstü hız ve memnuniyet ulaştıracaktır…” *- 37 GÜNDE ÇÖZME REHBERİ Yazıyorum ama altlarına notumu da eklemeye çalışıyorum, çoğu zaman.. Ben bu yazılan çizilenleri bilmiyorum, anlamıyorum, yaşım gereği. Zaten son on yıldır, ‘kafamı yormamayı’ sağlamaya çalışıyorum. Öyle ki, önemli kişinin adını bile ‘O kimdi?’ diye Karşıyakalı Sarışın’a soruyorum. Önceleri ‘Şaka yaptığımı’ sanıyordu, şimdi yanıtını veriyor. Unutuyorum işte! Bilmiyorum işte! Ayıp değil ya! Ne derler, ‘Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp! Benim ki bu değişe uymuyor… Şimdi aşağıda naklettiğimi, bilenlere ve özellikle genç okuyucularımın, ilgililerin, bilgililerin kendilerine gönderiyorum… Belki birilerine, doğruysa faydam dokunur; Geçenlerde bir içerik üreticisinin paylaştığı ve iddiaya göre sadece 37 günde akıcı konuşmayı sağlayan o meşhur ‘prompt stratejisini’ inceleyen ustaya kulak verelim: *- KOLAY GELSİN İddiaya göre, bilgisayarımızın yardımı ile 37 günde bir yabancı dili çözebilir, yani konuşabiliriz. Belki ‘çat – pat’ da olsa önemli… Doğruluğu herhalde test edenler tarafından bizlere bildirilir. Anlamak ve anlayış tabii ki bu konuda çok önemli… Aslında meraklı için önemli bir araştırma olabilir. Neyse lafı ‘araştıran usta’ya bırakalım… “Olayın sırrı uygulamalarda değil, yapay zekayı (ChatGPT, Claude veya Grok) kişisel bir öğretmene dönüştürmekte yatıyor. İşte her dili sıfırdan zirveye taşıyacak o 6 kritik komut: 1. Kişisel Ders Tasarımcısı: Yapay zekadan [Dil İsmi] için gramer, konuşma ve dinleme odaklı 30 dakikalık bir ders hazırlamasını isteyin. İçine mutlaka örnekler ve kısa bir test eklettirin. 2. Anlık Kelime Kartları: Belirlediğiniz 20 kelimeyi kullanarak bir yeni başlayan için hatırlatıcı ipuçları ve kullanım örnekleri içeren dijital kartlar oluşturun. Ezberlemek yerine bağlamı öğrenin. 3. Gerçek Sohbet Modu: Yapay zekaya o dilin ana vatanından biri gibi davranmasını söyleyin. Belirli bir konu hakkında doğal bir sohbet başlatın ve her hatanızı anında düzeltmesini isteyin. 4. Gramer Çözücü: Anlamadığınız o karmaşık kuralı en basit haliyle açıklatın. İddiaya göre öğrenenlerin en çok yaptığı 3 hatayı vurgulamasını istemek, öğrenme süresini inanılmaz hızlandırıyor. 5. Gelişim Dedektörü: Haftalık çalıştığınız konulardan oluşan 10 soruluk bir quiz hazırlatın. Cevapları sadece siz denedikten sonra açıklamasını şart koşun. 6. Derinleşme Motoru: Bulduğunuz herhangi bir metni hedef dile çevirtin. Ardından o metindeki kelime haznesi ve anlam üzerine kendinizi sorgulattırın. Bir dili 37 günde "tamamen" öğrenmek çok iddialı bir hedef olsa da, bu yöntemi düzenli uygulayanların geleneksel yöntemlere göre %300 daha hızlı ilerlediği belirtiliyor. Önemli olan uygulamadaki puanlar değil, gerçek dünyadaki pratikler. Kaydedin, yeni bir dile başlarken bu promptlar elinizin altında olsun.” Bunları yazar, naklederken aklıma geldi: Sanatçı Sabahat Akkiraz'dan ‘Kadın sesi günah olduğu için mesleğimi bıraktım.’ diyen şarkıcı Güler ışık'a verdiği şu yanıta bakın: 'Konuşmayı da bırakmaman üzücü!' Biz ne yazıyor, ne düşünüyoruz, bazılarımız ne düşünüyor! Biri de tuvalete kadınların nasıl, ne kıyafetle girmelerini ve nasıl hareket etmelerini yazmış… Ne diyeceğimi bilemiyorum, bu kadarla yetiniyorum… Şimdi bu tiplere bizim kadınımızı, kahramanımızı anlatayım, belki bir şeyler kaparlar… Bu kahraman kadınımız, özetle, hiç ürkmeden, yılmadan, korkmadan hukuk savaşını sürdürdü ve alçakça düzenlenen kumpası bozmuştu… *- ‘KIZIN ŞEHİT OLDU!’ Bilmemiz gereken önemli bir anlatım: “Binbaşı rütbesindeyken Balyoz davasından yargılandı. Hiç ürkmeden, yılmadan, korkmadan hukuk savaşını sürdürdü ve alçakça düzenlenen kumpası bozdu. Bu hukuk savaşının ardından çok sevdiği mesleğine tekrar döndü. Bu kez taynini Şırnak'a çıkardılar. ‘Gel kızım, gitme Şırnak'a, istifanı ver’ dedi avukatı. Ama ‘yok, yapamam, mesleğimi bırakamam’ dedi Yarbay Songül Yakut. Askerlik onun rüyalarını süsleyen bir meslekti. Rüyasına kıyamadı, atladı gitti... Babasını küçük yaşta kaybettiği için annesi Malatya'da yalnız yaşıyordu. Maaşından biriktirdiği paralarla annesine bir ev aldı. Ömrünün son deminde anneciği rahat yaşasın istiyordu. Bir gün askerler geldi kapıya. Anneye, ‘kızın şehit oldu’ dediler. Anne buna inanamadı. Tek kelime söyleyemedi. Yere yığıldı... Askerler genelde sert ve acımasız insanlardır. Fakat dünyanın başka hangi ülkesinde bir asker bu kadar sevimli, bu kadar güzel, bu kadar cesurdur? Biliyorum, Songül komutan bu ülkede hiç konuşulmayacak. Gazetelere manşet olamayacak. Evlilik programlarındaki süs köpekleri kadar bile itibarı olmayacak. Ama ülkemin güzel insanları onu hiç unutmayacak. Uğurlar olsun Mustafa Kemal'in askeri. Yattığın yerde güller bitsin. Kahraman şehitler vatanın sancağıdır. Songül Yakut (28 Ağustos 1976, Malatya - 31 Mayıs 2017, Şırnak), yarbay rütbesinde Jandarma sınıfında bulunan Türk askerdir. Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.. Kadınları konu aldığımıza göre, bu defa yine kadınlarla devam edelim. İsim seçelim, beğendiğimiz var mı? Ya da ilave edecekleriniz… *- KIZ İSİMLERİ ve ANLAMLARI Araştırıp bizlerle paylaşanlara çok teşekkürler ediyorum. 1. Defne – Zarafet ve doğallık 2. Ela – Göz rengi, güzellik 3. Lina – Nazik, yumuşak 4. Mira – Parlak, yıldız 5. Elif – İnce, zarif 6. Derin – Anlamlı ve modern 7. Arya – Melodi, asil 8. Lavin – Sevgi, sıcaklık 9. Nehir – Akış, yaşam 10. Mila – Sevimli, tatlı 11. Serra – Güzel, temiz kalpli 12. Alara – Su perisi, ışık 13. Belinay – Parlayan ay 14. Liva – Rüzgâr, güç 15. Su – Saflık, berraklık” Bu gün sanki ‘Kadınlar Günü!’ Kadınlarla devam edeceğim.. Bir kadınımızın, eşi ile birlikte gittiği bir maçtaki anısını paylaşacağım.. Umarım bundan sonra bu gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmaz, güzellikleri değerlendirir… *- ÖN YARGI Herkesin görmesini, bilmesini istiyor bu kadınımız… Tabii ki öncelikle Futbol Federasyonumuz… Müsaadenizle paylaşıyorum, güzel memleketimizden bir sözde amatör maçındaki tribünlari… “Eşimin de yönetiminde yer aldığı Gaziantep Süper Amatör Lig’te oynayan Gaziantepgücü Spor Kulübü ile 21.12.2025’te Araban Belediye Spor Kulübü ile yapacağı maç için Araban deplasmanına gittim. Maç başlamadan bile ordaki nefreti, vandallığı hissetmemek mümkün değildi. Spor kulübü yönetiminden futbolcusuna, hakemlerinden taraftarlarına, belediye yönetiminden polis ekiplerine kadar bize karşı olan ön yargıyı görebiliyorduk. Maç başladıktan sonra tam da tahmin ettiğimiz gibi hem saha içinde hem de saha dışında aşırı gerginlikler yaşandı. Maç sonunda saha içinde futbolcuların sözlü tartışmaları büyüyünce Araban halkı tarafından taş yağmuruna tutulduk. Soyunma odalarına koyarak bizleri korumaya çalıştılar neyse ki… Sonrasında Araban Belediye Başkanı Mehmet Öztürk gelerek bizleri polis kortejleri eşliğinde ilçe dışına çıkardılar. Demem o ki futbolda bu kadar kine, nefrete ne gerek var? Yenilmemize rağmen hırslarını alamayıp bunca vandallığa soyunmak neden? Sonradan öğrendik ki her geleni böyle taşlıyorlarmış. Böylesi bir takımı hâlâ o ligte barındırmaktaki amacı da pek tabii ki yönetime sormak gerekir.” Vallahi ben de benzer olaylara rastladım başka şehir ve sahalarda. Hatta hiç unutmuyorum, şimdi bir tanesini anlatacağım… *- EMEK BOŞA GİDİYOR Erzurumspor- Tirespor arasında, yıllar önce 2’nci lig maçı vardı. Ben de İzmir’den takip için gitmiştim. Çünkü; Tirespor bir yıl önce 3’ncü lig şampiyonluğunu ilan etmişti, rakipleri Edirne ve Çanakkale’ye kendi sahalarında yenmişti. Erzurum’da galip değil, berabere kalsa bile bir rekor kıracak, amatörden 3.lige, oradan 2’nci lige ara vermeden çıkan, sonra da yine arka arkaya şampiyonluklarla birinci lige (Şimdiki Süper Lige) çıkan tek takım olacaktı. Takımı Kadri Aytaç çalıştırıyordu. Türkiye’nin şu ana kadar gelmiş geçmiş en yüksek ücret alan milli futbolcusu. Sanıyorum bir önemli firmamızın CEO’su olan Gökhan attığı gol ile Tirespor’u öne geçirdi… Ondan sonrası Aman Allah’ım… Devre böyle bitti… Silahlar konuşmaya başlamıştı… Küfürleri, şunları bunları saymıyorum… Benim elimde fotoğraf makinama bağlı 135’lik bir teleobjektif vardı. TRT için film çekiyorum, sandılar. “Sen Ankara’dan geldin, kenara çekil sakın çekme!’ talimatı da verdiler. Yoksa ben de, kırılacak makinam da hakkına düşeni (!) alacaktı. Bunların nedeni, Tirespor şampiyon olup rekorlar kitabine girerken, Erzurumspor ise küme düşecekti, Bu kabul edilecek bir durum değildi, seyirci ve yöneticileri için… Meraklısına söyleyeyim: Tirespor topu santranın ilerisine atmadı İkili mücadeleleri kaybetti… Kaleci Nevzat idi sanıyorum… Top kaleye iki kez geldi ve sadece seyretti… Bilmem olayı özetleyebildim mi? Buna rağmen taşların altında soyunma odalarına gidildi. ‘Canımız şampiyonluktan daha önemli’ diyen futbolcular havaalanına kadar polis kontrolunda gitti. Tabii ben de, aynı uçakla dönecektim. Bir sürprizle orada karşılaştık… Uçak seferi iptal idi… Konuşuldu, ‘Şehirde kalmayın!’ denildi. Bir otobüs şirketi ile anlaşıldı, Ankara’ya otobüsle, oradan İzmir’e uçakla dönülmesi için… Şimdi bu olayı anımsayan var mıdır? Gazetemizde benim haberimden başka…. *- KADINLAR HEP ÖNDEYDİ Az önce hafızamda yer atan Erzurumspor- Tirespor maçını anlattım. Tarihi bir olayı… Yazımı şunları da ilave edeyim, eksik kalmasın… Burada şunları da belirteyim… Gazeteler bir zamanlar haberleri, yazıları, fotoğrafları ile ‘tarihi belge’ hizmeti de veriyordu. Şu anda Tirespor’un, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafında yaptırılan Bornova Stadı gibi, yine Aziz Kocaoğlu zamanında yaptırılan harika bir stadyumu var. Tire’de, Aydın’da o zamanlar sahaların ön kısımlarında mutlaka kadın taraftarlar yer ayrılırdı. İnanın kadınların çoluk çocuk İzmirspor gibi Tire ve Aydınspor maçlarında tribünleri doldurup, bayram havası yarattıkların çok tanık oldum… Nereden nereye? Değil mi? +- DÜNYANIN BAKIŞI… Melih Dizdaroğlu Urla’dan yazmış: ‘Türkleri yenemedik’ dedi Churchill. ‘Türkleri öldürebilirsiniz lakin onları yenemezsiniz’ dedi Napolyon. ‘Bizans'ı alan Türkler korkarım orada durmayacaklar’ diyordu Vatikan'ın başı. ‘Savaşın zevkini almak isteyen herkes Türkler ile savaşmalıdır’ dedi komutan Towsend. ‘Türk kadınlarının en büyük süsü. Türk oluşlarıdır’ dedi Lady Mary Wortley Montagu. ‘Artık Türklerle savaşmam, onlar çok cesur ve iyi insanlar’ dedi Andreas Phitiades. ‘Dünyada iki bilinmeyen vardır, biri kutuplar diğeri Türkler’ dedi Albert Sorel. ‘Türklerle dost ol ama sakın düşman olma"’dedi Gianni De Michelis. ‘Türkler cesurdur, anavatanlarını çok severler ve onun için gerekirse canlarını verirler’ dedi.. Albert Einstein… Herkes, yüzyıllardır bize TÜRK dedi. Şimdi ise bizim kendimize TÜRK dememiz nereyse ayıp oldu... *-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ADAŞIM YAZMIŞ, SERİ YAZILARIN İLKİ OLABİLİR

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN! ACIM BÜYÜK! BOLU'DAKİ OTEL YANGININDA 66 İNSANIMIZI KAYBETTİK

NASIL OLUR, AKHİSAR YAĞI , AYVALIK YAĞINDAN PAHALI OLUR? İŞTE YANITI!