SUSUZLUK ve DEPREM KORKUSU BİR ŞEHRİ TAŞITTIRIYOR

YAŞAR EYİCE *- GÜNLERCE KONUŞULMUŞTU Önce reklam kokuyor diye düşündüm. Sonra baktım tas tamam böyle, yani öyle! Aklıma Hüseyin Atkın’ı getirdi, ACSC (Advanced Casualty Sustained Care) adlı olayı ya da şirketi anlatan uzman kişi… Saddam Hüseyin devrilince, heykelleri yıkıldığında, Amerikalılar Irak’a ve petrollerine el koydukları zamanda, Türk nakliyecilerine ve ihracatçılarını korumak için bir Amerikan özel şirketi ‘Biz sizi koruruz!’ diye ortaya çıktı. O günlerde Aydın’ın Kuşadası ilçesinde, şahların, kralların, ünlülerin ve devletin özel davetlilerinin kaldığı ünlü Kısmet Otelde Hanzade Hanımın misafiri olarak kalıyordum. Kahvaltıda, üzerinden otomobil geçirten, bilmem kaç kiremiti üst üste koyarak kıran, dişi ile otomobil çeken, uzak doğu sporlarının ustası ve eğitmeni Hüseyin Atkın’ı gördem. İzmir Alsancak ve spor salonlarından tanıyorum. Hatta Bornova’da, Türkiye’nin ilk golf sahasının Lavantenler Tarafından yapılan Amerikanvari salonu da kiralamış, Uzakdoğu sporları Merkezi yapmıştı, Türkiye’de ilklerden biri olarak. İşte bu Hüseyin Atkın, o Amerikan ‘Güvenlik Şirketi’nin ortağı olmuş, Amerikalılar adına Türkiye ile anlaşma yapmaya gelmiş. Randevularını anlattı… O günlerde gazetelerin manşeti bu görüşmelere ve bu silahlı özel timlere manşetlerinde yer veriyordu. Meğer bütün haberlerin merkezi bizim Hüseyin Atkın imiş… Beni de yanında götürmek istedi… ‘Başka zaman!’ deyip kendisine katılmadım… Şimdi, bu şirket duruyor mu, harp sanatını (!) bazı ülkelerde gösteriyor mu? Silahlı ihtilaller yapıyor mu? Anlaşma yaptıkları kişi ya da kuruluşlar için ellerine kana buluyorlar mı? Hiçbirini bilmiyorum… Çalışanları kimler? Yani karanlık yanları çok fazla… Sanıyorum Türkiye’de de bunların eğitimini veren, yani gayri resmi ya da resmi çalışan Ankara mahreçli, emekli askerlerin kurduğu bir uluslararası özel şirketimiz var. Bir ara medyanın gündeminde idiler… Neyse şimdi sizi, Gençay Süslü’nün tanıtımı, anlatımı ile başbaşa bırakayım. Tabii ki ismi değiştirdim… *- GERÇEKTEN FEDAKÂRLIK GEREKTİRİR ACSC (Advanced Casualty Sustained Care), bugün bile Avrupa ana karasındaki en sert ve en zorlu taktik yaralı bakım kursu olma özelliğini korumaktadır. Bu seviyeye ulaşabilmek için öncelikle TCCC tabanlı AMFR (Advanced Medical First Responder) kursunu başarıyla tamamlamış olmanız gerekir. ACSC’nin zorluk derecesini kelimelerle tarif etmek imkânsızdır; o ancak yaşanarak anlaşılır. Zira bir SAT-Özel Kuvvet Sıhhiyesi (Special Forces Medic) olmak, tarif edilemez fedakarlıklar gerektirir. Bu görüntüler(aslında bu bir resim yapay zeka sayesinde canlandırdık) 2011 yılına ait. O tarihte bu kursu başarıyla bitirip, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bu unvanı alan ilk üç kişiden biri olma şerefine nail olmuştum. Videoda izlediğiniz sahne aslında nihai sınavın bir parçası: Final aşamasında, 85 kg ağırlığındaki robotik bir medikal mankeni, düşman hattının gerisinden tam 40kilometre boyunca tıbbi müdahalesini yaparak taşımak zorundasınız. Tam 36 saatlik kesintisiz uykusuzluğun ardından dinlenmeksizin 2-3 saat süren kritik bir cerrahi simülasyona giriyorsunuz. Eğer tüm bu süreçte hatasız bir performans sergileyip hastayı hayatta tutmayı başarırsanız; eğitmen ayağa kalkıyor, elini sıkıyor ve o kısa ama hayatınızın en anlamlı cümlesini kuruyor: 'Tebrikler, güverteye hoş geldin; artık sen bir Özel Kuvvet(SAT) Sıhhiyesisin...' Sonuç mu? Şimdi bu kursu, eğitimi kendileri veriyorlar, meraklılarına… Parayı alıyorlar ve ‘tebrikler’ diyorlar, anladığım kadarıyla… Macerayı sevenler, heyecanı yaşamak isteyenler, aksiyon beyinlerine yerleşmişler tabii ki, kendilerine göre bu fırsatı kaçırmak istemiyorlar. Yani herkes, bir şekilde kendilerine göre takıntısı olanlar, bir yerlerde buluşabiliyorlar. Aklımdan geçenler bunlar, yoksa birileri neden ACSC (Advanced Casualty Sustained Care)’yi film şeridi göstererek bizlere anlatsın… *- İKLİMİ DEĞİŞTİRİYORLAR İklim değişikliklerini, susuzluğu, üretimin düşmesini, gizli ve özel uçakların attıkları kimyasallar ile yağmur bulutlarını nasıl etkilediklerin özetler halinde hep paylaşıyorum… Uzmanlar ne diyor? Tabii afetler, örneğin deprem de hiç gündemimizden düşmüyor. Bir ara, Bursa ile Yalova arasındaki bir güzel kentimizin boşaltılıp, başka yere taşınması konuşuldu… Tabii lafta kaldı… Ben de bu kez, benzer bir çalışmanın bir komşu ülkemizde de gündeme geldiğini, ‘Çok Yönlü Bir Susuzluk Krizi Hikâyesi’ emekli bir doktor askerimizin ağzından anlatacağım; Bu asker doktorumuz yazısının başında, İran genelinde Tahran özelinde ekolojik durumun geldiği nokta ve sebepleri üzerinde durmuş. Son bölümde ise, Tahran’ın taşınması planının görünen ve görünmeyen yüzünü ele almış. Konu Başkent Tahran’ın Taşınması… *- YILLARDIR GÜNDEME GELİYOR İran’da son 15-20 yıldır çeşitli nedenlerle başkentin Tahran’dan başka bir yere taşınması zaman zaman gündeme getirilmektedir. 2003’de İran’ın güney doğusundaki Bam’da meydan gelen 6.6. şiddetindeki deprem sonrasında dönemin İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreteri olan Ruhani, başkent Tahran’ı taşımayı önermiştir. Gerekçesi ise; “Bu şiddette bir deprem, Bam gibi nispeten kırsal bir bölgeyi yıkabiliyorsa, kötü inşa edilmiş gökdelenlerle dolu milyonların yaşadığı bir şehirde yaratacağı hasar katlanılamayacak kadar büyük olacaktır” şeklinde idi. Yaklaşık 10 yıl sonra Ahmedi Nejat’ın cumhurbaşkanlığı döneminde parlamento, başkentin Tahran’dan taşınmasına yönelik öneriyi 25 Aralık 2013’te 110 oyla kabul etmiş, yeni başkent için uygun bir yer belirlemek amacıyla bir konsey oluşturulmuş ancak, o tarihten bu yana herhangi bir ilerleme sağlanamamıştır. Temmuz 2024’te seçimi kazanan Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın konuyu tekrar gündeme taşımasının ardından Ocak 2025’de başkentin değiştirilmesine ilişkin iki ayrı heyet oluşturulmuş, bir heyet Tahran'daki sorunları çözmeye odaklanırken, diğer heyet ise deniz ticareti üzerine çalışmalar yapmaya başlamış ve aday yerler arasında “Makran” bölgesi öne çıkmıştır. *- ÇEŞİTLİ ve ÖNEMLİ FAKTÖRLER Susuzluk krizini; geçmiş hükümetlerin politikaları, iklim değişikliği ve aşırı tüketim gibi çeşitli faktörlere bağlayan Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ana hatlarıyla; - Başkentin ekolojik (su, hava kirliliği, deprem, çökme) olarak sürdürülemez olması nedeniyle Tahran’dan taşınması gerektiğini belirterek, Makran bölgesini önermektedir. Makale içeriği şöyle; -Tahran'ın daha fazla inşaat ve nüfus artışını kaldıramayacağını, Basra Körfezi'nden su transferinin son derece maliyetli olacağını, daha önce Ahmedinejad ve Ruhani döneminde taşınma konusu gündeme geldiğinde İran'ın gerekli fonlara sahip olmayışı sebebiyle bu hususun ertelendiğini, ancak şu anda taşınmanın bir seçenek değil zorunluluk olduğunu ifade etmektedir. - Aynı zamanda güneyden ham maddeleri Tahran’a taşımanın, burada işleyip ardından ihracat için tekrar güneye göndermenin ülkenin rekabet gücünü zayıflattığını, dolayısıyla ülkenin ekonomik ve siyasi merkezini güneye ve denize daha yakın bir noktaya kaydırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Başkentin taşınması konusunun Cumhurbaşkanı seviyesinde dünya kamuoyuna duyurulmasını, hem benzeri görülmemiş hem de durumu çarpıcı biçimde ortaya koyan bir haykırış olarak görmek mümkündür. Ancak aynı zamanda ortada birtakım muğlaklıklar ve tutarsızlıklar da vardır. Cumhurbaşkanının taşınmaya ilişkin açıklamaları kapsamında; - Tahran’da yaşayan tüm halkı mı, yoksa sadece devlet organlarını mı kastettiğine dair bir netlik yoktur. Eğer sadece devlet organları taşınacaksa, Tahran halkı “kaderiyle baş başa mı” bırakılacak? - Çok büyük ihtimalle devlet organları kastediliyor olabileceği farz ve kabul edilirse, temel olarak taşınmanın maliyeti ve takvimine ilişkin yine bir belirsizlik durumu vardır. Ve daha önemlisi İran ekonomisi hali hazırda, taşınmanın maliyetini karşılayabilecek durumda mıdır? Tüm Tahran halkının kastedildiği düşünüldüğünde, bu işlemin beraberinde getireceği ekonomik, siyasal, sosyal güçlüklerin büyüklüğü ve ne kadar süreceğine dair tahminler, aklın sınırlarını zorlamaktadır. Nitekim eski Tahran belediye başkanı Gholamhossein Karbaschi, taşınma konusunu “şaka” olarak nitelendirerek, milyonlarca insanın nereye gidebileceğini ve böyle bir planın ne kadar sürede uygulanabileceğini yönelik haklı sorular yöneltmektedir. *- SEÇKİNLER İÇİN Bir başkentin taşınmasına dair en benzer ve yakın zamandaki örnek, farklı sebeplerle de olsa Mısır’ın başkenti Kahire’deki idari (Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, parlamento, bakanlıklar ve diğer hükümet organları, büyükelçilikler), finansal (her tür banka, finans merkezi vb.), iş/ticaret esaslı organların şehrin 60 km dışında 700 km2’lik bir alan (yaklaşık Singapur büyüklüğünde) üzerine inşa edilen bir komplekse taşınmasıdır. 2015’de inşasına başlanan ve yaklaşık 60 milyar dolara mal olan idari başkentin açılışı Nisan 2024’te yapılabilmiş, yani inşası yaklaşık 10 yıl sürmüştür. Yaklaşık 6 milyon insanın yaşayabileceği idari başkentte ayrıca; evler, oteller, camiler, kiliseler, parklar, üniversiteler, araştırma ve kültür merkezleri, bir uluslararası havalimanı da yer almaktadır. İdari başkent ile Kahire arasında metro ulaşım imkânı olacaktır. Halkı kapsamayan, sadece seçkin bir kesimi ve onlara hizmet edecek insanları kapsıyor ve eski başkent ile yeni başkent arasında kısa bir mesafe olsa dahi, yeni inşa edilen bir şehre taşınma sürecinin zor bir süreç olduğu Mısır örneğinden anlaşılmaktadır. Var olan bir şehre taşınma işlemi gerçekleştirilirse de, bu kez daha farklı sorunlar barındıran bir süreç yaşanacaktır. Her iki durumda da, iktidarın ve yakın çevresinin sorunlardan sadece kendisini soyutlaması, halkı sorunlarla baş başa bırakmasının yaratacağı “adaletsizlik” duygusu ve halkın yaşayacağı sosyal travma, çok büyük olasılıkla daha derin sorunlar yaratacaktır. Dolayısıyla halkın taşınamayacağının neredeyse imkansızlığı, sadece belli bir kesimin taşınacağı dikkate alınırsa, “taşınmanın Tahran’ın yaşadığı bahse konu sorunlarının çözümünden daha çok, başka maksatlara yönelik olduğu” düşünülebilir. *- NİÇİN MAKRAN? Başkent Tahran’ın taşınması planlanan Makran, İran’ın güney doğusundaki Sistan ve Belucistan eyaletindeki kıyı bölgesidir. Belucistan; Pakistan, İran ve Afganistan arasında bölünmüş bir bölgedir. Belucistan’ın İran’da kalan toprakları ‘’Sistan ve Belucistan’’ adı ile bilinen, İran’ın toprak büyüklüğü açısından en büyük üç eyaletinden biridir. 2016 verilerine göre yaklaşık 3 milyondur. Eyaletin kuzeyindeki Sistan’da nüfusun çoğunluğu Şii iken, güneydeki Belucistan’da Sünni’dir. Belucistan’daki Sünni hakimiyetini kırmak için Sistan bölgesi bu eyalete sonradan dahil edilmiştir. Aynı zamanda rejimin eyaletteki nüfus dağılım dengesini bozmak amacıyla diğer eyaletlerden yüz binlerce Şii’yi bölgeye yerleştirdiği ve buradaki yine yüzbinlerce Sünni’yi ülkede farklı eyaletlere göç ettirdiği bilinmektedir. *- BİZİM GİBİ Sistan ve Belucistan; sıcak, kuru ve rüzgârlı bir iklime sahiptir ve yüksek dağlarla çevrilidir. Sistan, İran'ın en kuru bölgelerinden birisiyken, Belucistan’da Hint Okyanusundan gelen nem sebebiyle yağış miktarı daha fazladır. Eyalette halkın temel geçim kaynağı olan tarım, geleneksel sulama yöntemleri sebebiyle yüzey sularının azalması ve yer altı sularının kuruması sonucunda yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Ve içme suyunun ana kaynağı, çoğu mevsimlik olan iki göl ve sekiz nehirdir. Su sıkıntısı ekosistemin işleyişini olumsuz yönde etkilemekte ve işsizlik, yoksulluk sebebiyle bölge sürekli olarak iç ve dış göç vermektedir. Maden bakımından zengin olan eyalette; altın, bakır, demir, doğalgaz ve kömür başta gelen zenginliklerdir. Bahse konu zenginliklerden yeterince pay alınamaması gerekçesiyle Beluçlar bu rezervlerin işletilmesine karşı çıkmaktadır. *- GÜVENLİK SORUNU VAR Şii ve Molla egemenliğindeki bir devlette çoğunluğu Sünni olan Müslümanlara ev sahipliği yapan Sistan ve Belucistan; mezhepsel ayrımcılık temelli olarak hükümet tarafından yıllarca ciddi seviyede yatırım yapılmayan, bu durumun çıktıları olarak İran'ın en yoksul, az gelişmiş ve birçok sosyo-ekonomik soruna sahip bölgelerinin başında gelmektedir. Uyuşturucu, kaçakçılık, işsizlik gibi sorunların yanı sıra mezhepsel farklılıklar bölgede güvenlik sorunları doğurmaktadır. *- ÖNEMLİ NOKTA İran’ın toprak bütünlüğü, dış politika tercihleri ve enerji stratejisine etki edebilecek bir bölge konumunda olan Sistan ve Belucistan, İran’ın Umman Denizi’ne açılan ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol altında tutabilecek bir roldeki Çabahar Limanı’nı barındırmaktadır. Bu liman Gwadar Projesi üzerinden Çin’in enerji stratejisine eklemlenmiş ve Pakistan-Çin bölgesel iş birliğinin merkezinde konumlanmıştır. Bu anlamda bölge İran’ı, İran-Pakistan-Hindistan ile Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan doğalgaz boru hatları üzerinden de Hindistan’ı yakından ilgilendirmektedir. Böylece enerji sevkiyatını kontrol altında tutmak mümkün olmaktadır. Aynı zamanda İran'ın Güney Pars doğal gaz sahasının bir kısmı bu bölgede yer almaktadır. Diğer yandan bölge, Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi”nin rakipleri olarak nitelenebilecek ekonomik koridorlardan; Hindistan-Avrupa bağlantısını sağlaması planlanan ABD menşeli “Uluslararası Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)” ve Hindistan-Rusya bağlantısını sağlaması öngörülen Rusya menşeli “Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru (INSTC )” hattı üzerinde yer almaktadır. *- AMERİKA BURNUNU SOKUNCA Sünni Beluçların ülkedeki varlığı, dil ve kültür farklılığı ile birleştiğinde Beluçların Şii İran toplumuna yabancılaşması kaçınılmaz olmuştur. Beluçlar, nispeten özerk bir yönetim yapısına sahip olmakla birlikte, bu yapı içerisinde yeterince temsil edilmedikleri, bölge yönetimlerinde görev alamadıkları ve ekonomik taleplerinin karşılanmadığı gerekçesiyle rahatsızdırlar. Bu rahatsızlığın somut çıktısı olarak 2003’de kurulan Cundullah (Allah’ın Askerleri) başta olmak üzere; Beluç Kurtuluş Ordusu (BLA), Beluci Kurtuluş Cephesi (BLF), Beluci Cumhuriyetçi Ordusu (BRA), Ceyşu’l Adl (Adalet Askerleri), Ensar’ul Furkan gibi terör örgütlerinin bağımsız bir Beluci devleti kurmaya yönelik silahlı mücadelesi, İran’ı tedirgin eden bir husustur. ABD, Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) çerçevesinde ‘’Özgür Belucistan’’ı kurma arayışındadır. Çünkü Çin ile rekabette, ABD için Pakistan Belucistan’ındaki Gwadar limanı ile buradan Çin’e uzanan boru hattı ve ekonomik koridorların geçiş hattında olan tüm Beluç toprakları, önemli bir yere sahiptir. Rejimin mezhepsel yaklaşımıyla beslenen Beluç sorununun bölgede dikkate değer hale gelmesinin arka planında bu husus vardır. ABD, hedefi doğrultusunda İran’ı ekonomik yaptırımlarla güçsüzleştirirken bir yandan da buradaki mezhepsel ayrışmayı hareketlendirmek istemektedir. ABD ve Batı desteğiyle diğer Beluç bölgeleriyle birleşerek Belucistan’ı kurma hayali kuran İranlı Beluçlar, bu hedefleri doğrultusunda ABD’nin bölgedeki çıkarlarının bir enstrümanı haline gelmiştir. *- PAKİSTAN SINIRINDA İran Belucistanı, Pakistan ile sınırın olduğu tek bölgedir. Bölgenin coğrafi konumu, sosyo-kültürel ve ekonomik açılardan Pakistan ve İran arasındaki ilişkilerin şekillenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Pakistan-İran ilişkilerini hem olumsuz hem de olumlu yönde doğrudan etkileyen tek faktör Belucistan'dır. Nitekim; Çin-Pakistan ve Çin-İran müttefikliği ile yol almaya başlayan İran-Pakistan işbirliğini, ABD karşıtlığı temelinde pekiştiren önemli hususlardan biri Belucistan’dır. Başkent Tahran’ın Sistan ve Belucistan eyaletinde, deniz kıyısında bir bölgeye taşınması planını; Tahran’ın ekolojik sürdürülemezliğini fırsata çevirerek İran’ın bölge ekonomisini canlandırma, böylece bölgedeki ayrılıkçı hareketlerin en güçlü silahını elinden alma niyeti ve uzun soluklu olarak ise; ABD-Batı-İsrail’in emperyal tehdidi karşısında ve ortak paydasında, Çin’in yanı sıra nükleer silaha sahip komşu Pakistan ile de müttefikliği geliştirme, yalnızlığı hafifletme arayışı şeklinde okumak mümkündür. *- YAĞMUR ve YANLIŞ POLİTİKALAR İran geneli Tahran özelindeki susuzluk krizi başta olmak üzere tüm ekolojik sorunların hem doğmasında hem çözümünde insan faktörü önemli bir etkendir. İklim değişikliğini yavaşlatmaya, etkisini hafifletmeye bir ülkenin tek başına gücü yetmez ancak, bilim ve teknolojiyi rehber edinen, toplum içerisinde herhangi bir ayrımcılık uygulamayan, ülkesini ve halkını önceleyen bir yönetim; sorunların doğmasını/gelişmesini, çözümü noktasında ise hafifletilmesini/engellenmesini sağlayabilir. Yağmur geri gelmeyebilir fakat yanlış politikalar değiştirilebilir. İran ekolojik sınırları aşmış ve doğal su kaynaklarını adeta cezalandırmıştır. Kayıtsızlık ölümcüldür. İran yönetimi ve toplumunun büyük bir çoğunluğu, musluklardan su aktığı sürece krizin yıkıcı boyutunun farkına varmamıştır. Eşitlikten uzak ve pansuman önlemler (binaların çatılarındaki depolar gibi) sorunu belirli bir kesim için hafifletmiş olmakla birlikte, aynı zamanda sorunun gerçek boyutunu da gizlemiştir. İran’ı ekolojik iflasın eşiğine getiren yönetim zafiyetleri başta olmak üzere tüm etkenler, tecrübeyle sabit örnek bir tablo oluşturmaktadır. Belirli bir kesimin çıkarı için aynı veya benzer bir tabloyu, bilerek ve isteyerek uygulayan yönetimlerin işbaşında olduğu ve çoğunluğu oluşturan toplumun bu tablonun uygulanmasına karşı çıkmadığı ülkelerin de, yakın bir gelecekte İran’ın yaşadıklarını yaşayacağını ifade etmek malumun ilanı olacaktır. Coğrafya merkezli her konu jeopolitiğin bir parçasıdır. Nitekim bu çerçevede, sadece suyun yokluğuyla ilgili olduğu düşünülen susuzluk konusunun da, günün sonunda jeopolitiğe ve alt bileşenleri olarak ekonomiye, enerjiye, güvenliğe, rekabete, müttefikliğe vb. konulara bağlanabildiği, İran’ın ve Tahran’ın susuzluğu örneğinde görülmektedir. Sevgili okuyucularım ‘deprem’ ve ‘Susuzluk’ bizim gibi komşu ülkelerimizi de yakından ilgilendiriyor. Siyasi ve ekonomik, askeri gelişmeler bizleri büyük önemde etkiliyor, Okuduğunuz bu yazı ilk olarak 22 Aralık 2025’de marinedealnews’de yayımlandı. Bilmemiz gerektiğini düşündüğüm için bu kadar uzun tuttum. Umarım fayda sağlamıştır. Bu yazımı kaleme alırken, televizyonda bir uzman İstanbul ve depremlerden söz ediyordu. İzmir’de hala susuzluk var. Kesintiler devam ediyor… *-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ADAŞIM YAZMIŞ, SERİ YAZILARIN İLKİ OLABİLİR

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN! ACIM BÜYÜK! BOLU'DAKİ OTEL YANGININDA 66 İNSANIMIZI KAYBETTİK

NASIL OLUR, AKHİSAR YAĞI , AYVALIK YAĞINDAN PAHALI OLUR? İŞTE YANITI!