GELECEĞE EL ELE BİRLİKTE GİDELİM, GÜZEL GÜNLERE
YAŞAR EYİCE
*- SODA İÇİN!
Nil Hanım Urla’dan yazmış;
“Hazmedemiyorlar!
Hikâyeye bakarken bile ödleri kopuyor!
‘O mutlu ben niye değilim?’
‘O geziyor, ben niye evdeyim?’
Halbuki kendisinin mutlu olmaya çok nedeni var!
Hasetlik başka şey!..
Nil Hanım ilave ediyor;
‘Soda için iyi gelir!’
Nil Hanım ayrıca bugün şunu öğrenmiş;
“Ruhsal sorunlar yaşayan insanlar, mırıldanırken düşünce üretemez!
Çünkü mırıldandığında; düşünceleri ile sinir sistemi arasında bir boşluk yaratılıyor!
Bu da duygularını düzenlemesine yardımcı oluyormuş!
Onu (Seni) daha az kaygılı, daha az bunalmış hissettiriyor!”
Ben bu anlatımdan bir şey anlamadım!
“Olumlu mu, olumsuz mu?”
Bu sorunun yanıtı bile değil…
Zaten Nil Hanım da, benim gibi yazdığını okumuş, bir daha okumuş sonra en alta şu cümleyi ilave etmiş;
‘Şimdi bunu bir daha okuyun!’
Bilmece, bulmaca gibi bir anlatım…
Böyle durumlarda, kahvede söylenen şudur:
‘Kafayı bulma!’
Hayat bazen bizi zorluyor;
Ama o zorluklar sayesinde öğreniyoruz;
Kimin dost, kimin gerçekten yanımızda durduğunu…
Kimin karşımızda yer aldığını da!...
Değil mi dostlar?
Şunu da ilave edeyim;
“Aynı oyun size oynanıncaya kadar, asla birine verdiğiniz hasarı, sıkıntıyı anlayamazsınız!..”
*-SES ÇIKARMAZSAK
Bir süredir aklımdaydı…
Bugün yarın derken şu ana geldik…
Yılanın başı küçükken ezilmeli…
Konu şu:
Basını aşağılamak kimsenin haddi değil!
Anımsatayım:
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile bazı sendikalar arasında zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklar, pek çok basın kuruluşu tarafından haberleştirilmiş, kimi zaman tarafların tepkisine yol açsa da gazetecilik faaliyeti sürdürülmüştür.
Bu haberlerden hoşnut olmayan bazı sendika yöneticilerinin üyemiz ve meslektaşlarımıza yönelik ‘maması kesildi’ şeklinde yakışıksız ithamlarda bulunabiliyor.
Bu asla kabul edilemez.
Gazetecilik mesleğini ‘mama’ düzeyine indirmek hadsizliktir.
Gazeteciler ve basın kuruluşları, haber ve yorumlarını ortaya koyarken birtakım odaklara yaranmak, desteklemek ya da onlar lehine/aleyhine algı yaratmak gibi bir kaygıyla hareket etmeyeceği gibi, bağımsız yazabilme özgürlüğüne de sahiptir.
Yorum ve haberlerden hoşnut olmayanlar, eleştirilerini ancak etik kurallar çerçevesinde ortaya koyabilirler.
Aksi düşünülemez.
Bunları aktarırken 1969 yılına gittim…
Göztepe’nin Alsancak Stadında, o zamana göre birinci lig maçı vardı.
O zamanki Alsancak Stadı’nın tam ortasında üç özel tribün yan yana idi.
Ortada, ne demekse ‘Şeref Tribünü’, sağında basın, solunda ‘Şeref B’ tribünü…
Yani hakemler, futbola hizmet verenler vb.
Aradan geçiş olabiliyordu, bu özel tribünler arasında…
İşte o gün Sarı- Kırmızılı bir yönetici hışımla Basın Tribününe girdi, yurt içi ve dışında kendilerini takip eden bir spor yazarı büyüğümüze açtı ağzını yumdu gözünü…
Ne nankörlüğü kalmıştı, ne de satılmışlığı…
‘Seni yedirdik, içirdik!’ başta olmak üzere neler neler?
Meğer kulüp ya da kendisi hakkında bir şeyler yazmış, o da bunu kendine yedirememiş…
Hiç kimsede ‘tık’ yok!
Herkes buz kesilmiş gibi…
Dayanamadım kalktım, görevli ‘Keklik Ahmet’e ‘At bu adamı dışarı!’ dedim…
Çekiniyor….
Baktım olacak gibi değil…
İttirerek dışarı çıkardım…
Yani;
Tarihe bakın; 1969!
Kaç yıl geçmiş?
Yani bir değişiklik yok…
Zihniyet aynı…
Ha ‘Ahmet!’, ha ‘Mehmet!’
*- GÜVEN KIRILDIĞINDA, SEVGİ ÇEKİLİR
Bazılarımız böyle durumlarda şöyle der:
‘Hayatta bir şey öğrendiyse o da şudur;’ sonra hayat tecrübesini anlatır, benim de yazdıklarım gibi…
Kitaplara bakarsak, bu cümle, derin bir içsel sorgulamanın ve yaşamdan çıkarılan özlü bir dersin habercisi gibi duruyor.
Devamı, kişinin hayatla ilgili en önemli gözlemini veya deneyimini yansıtabilir.
İşte bu cümleyi tamamlayabilecek birkaç farklı yaklaşım, diyerek uzmanlar yazıyor:
- Her şey geçiyor, ama izleri kalıyor.
- Mutluluk bir hedef değil, yolculuğun kendisi.
- İnsan en çok kendinden kaçarken yorulur.
- Kimse seni senin kadar anlayamaz, ama herkes seni yargılayabilir.
- Güven kırıldığında, sevgi de sessizce çekilir.
- Hayat, plan yaparken başımıza gelenlerdir.
- Her düşüş, bir kalkışın habercisidir.
- İyi insanlar hep kazanmaz, ama iz bırakırlar.
- Kendini sevmek, her şeyin başlangıcıdır.
Uzunca oldu ama şunu da öğrenmiş olduk;
Hayat bize çok şeyler öğretiyor!
*- TOPLUMSAL YARA
Kadına yönelik erkek şiddeti her gün daha da derinleşen bir toplumsal yara olarak önümüzde duruyor.
Yaşanan acılar karşısında ‘Şiddete hayır!’ demek elbette önemli; fakat artık biliyoruz ki, sadece tepki göstermek yetmiyor.
Sokakta, evde, iş yerinde, okulda…
Şiddetin izlerini duymazdan geldiğimiz her an, bu karanlığın büyümesine zemin hazırlanıyor.
Bir kez daha ifade edeyim, tüm dostlar adına, şiddete karşı durmak hepimizin sorumluluğu…
Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaşamın her alanında güçlenmesi için mücadele etmeyi, hak odaklı haberciliği öncelemeyi, kadınların sesini, taleplerini ve yaşadıkları hak ihlallerini görünür kılmayı bilmeliyiz.
Gazetecilerin toplumsal cinsiyete duyarlı bir dil kullanması için çabalaması ve 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un etkin uygulanması için kamuoyunu bilgilendirmeyi sürdürmesini de şart olarak görüyorum.
*- KELEBEKLER KANAT ÇIRPARSA
1950'li yıllar, Dominik Cumhuriyeti…
Beğendiği kadınları zorla ayağına getirtip, çoğuna tecavüz eden faşist diktatör Rafael Trujillo tarafından yönetilmektedir.
Parlak bir hukuk öğrencisiyken diktatörlüğü övmeyi, diktatörün arzu nesnesi olmayı reddeden Minerva, Avukatlık izni alamaz.
Yaşamları boyunca diktatörlüğe direnen Minerva, Patria ve Maria Teresa Mirabal kardeşler, üç kelebekler, 25 Kasım 1960'ta gizli polis tarafından, ağır işkenceler yapılarak katledilirler.
Öldürüldükleri gün BM tarafından 1981 yılında. ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ olarak kabul edilir.
Yaşananlar Julia Alvarez tarafından, ‘Kelebekler Zamanı’ ismiyle romanlaştırılır.
Diktatöre ne mi oldu?
Kendi askerlerince öldürüldü ve öldürüldüğü gün hala bayram olarak kutlanmaktadır.
Kelebekler kanat çırparsa diktatörlükler yıkılır.
*- DÜŞÜK FAİZLİ KREDİ TUZAĞI!
Tarafsız Ses’ın yöneticisi Halil Kocakabak’ın uyarısına kulak vermek lazım, dikkat çekiyor…
Bana son zamanlardaki medya ilanları da ‘Banker Kestelli’yi anımsattı.
Yakın zamanda da çok örnekleri var;
Hani bir tosuncuk vardı, ‘Çiftlik ayısı!...’
Dijital dolandırıcıların bankaların adını kullanarak hazırlanan sahte kredi ilanları sosyal medyada hızla yayılıyor.
Dolandırıcılar gerçek site görünümlü sahte sayfalarla kart ve SMS şifrelerini hedef alıyor.
Bankalar tarafından gönderilen son uyarılar, kullanıcıların bu reklamlara tıklamaması, açılan sayfalara kişisel bilgilerini girmemesi ve hiçbir koşulda SMS ile gönderilen tek kullanımlık kodları paylaşmaması gerektiğini vurguluyor.
Bu durum, dijital bankacılıkta artan sahte ilan üretiminin artık bankaların iletişim diline bile yön verecek noktaya geldiğini gösteriyor.
*-YENİ YÖNTEMLER GELİŞTİRDİLER
Bu yeni dolandırıcılık yöntemi genellikle sosyal medya üzerinden başlıyor. Bankaların resmi renklerini, logolarını ve duyuru şablonlarını taklit eden sahte reklamlar hazırlanıyor.
Bu reklamlar, gerçek bir kampanya havası yaratacak kadar profesyonel tasarlanıyor.
Reklama tıklayan kullanıcı, bankanın internet sitesine benzeyen bir ara yüze yönlendiriliyor ve bu noktada kart bilgileri, müşteri numaraları, şifreler veya SMS onay kodları hedef alınıyor.
Dolandırıcıların sosyal medya sonrası uyguladığı ikinci aşama ise telefonla devam ediyor.
Sosyal medya tuzağına düşen kullanıcılar kısa süre içinde "bankadan arıyoruz" iddiasıyla telefon alabiliyor.
Arayan kişi, kullanıcının adını soyadını doğru söyleyerek güven kazanıyor ve ardından işlem onayı için gelen SMS kodunun paylaşılmasını istiyor.
Sonrası ise yandı keten helva!
*- İNSAN OLAMAZLAR
Sevgili Okuyucularım;
Bizlere ‘Askıda ekmek!’ yetmez!
Bizlere;
“Askıda ahlak,
Askıda namus,
Askıda edep,
Askıda dürüstlük,
Askıda hukuk,
Askıda adalet,
Askıda vicdan…”
Olmalıdır ki, birileri, yani ihtiyacı olanlar kullanmal!
Bence hayal…
Bunlar yine eskilerin değişiyle ‘adam’ yani ‘insan’ olmazlar…
*-






Yorumlar
Yorum Gönder