YALANCI, VİCDANSIZ, KISKANÇ, CAHİL, CİMRİ...

YAŞAR EYİCE *- HAZIRLIK EVRESİ Mustafa Foçalı ‘Günün aydın olsun’ dedikten sonra şöyle diyor: “Tohumun çatlayıp filiz verene kadar toprak altında karanlıkta olması bir olumsuzluk değil, hazırlık sürecidir... Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey görünmez ama toprağın altında yeni bir yaşam sessizce başlamaktadır... Tıpkı bunun gibi, senin de yaşadığın zorluklar, belirsizlikler, sabır süreci... Hepsi bir sürecin başarıya dönüşmesi için hazırlık evresidir... Sonrasında tohumun filizlenmesi gibi senin de emeklerinin, umudunun sonuçlarını aldığın ve hayatının yeşerdiği güneşli günler gelir... Hazırlık sürecinde görünmeyen her şey seni mutlaka güneşe kavuşturur... Güzel günlere…’ Kimsenin elleri dert görmesin… Güzel temennilerle yazıya başlamak da güne böylesine güzel başlamak kadar önemli… *- VAR MI? Usta Mustafa Foçalı’dan sonra bir başka ustanın deyişine, tecrübesine bakalım, nasıl bir öğüt veriyor: “İyi ve kaliteli insanlar oturup kalkın! Yalancı, vicdansız, kıskanç, cahil, cimri, sürekli geçmişi ile ilgili boş hikâyeler anlatanlardan, egosu yüksek ve her şeye olumsuz bakan kişilerden uzak durun! Merhametsiz ve sevgisiz insanlara, sevginizi de zamanınızı da heba etmeyin!” İnanın ‘bu ustanın saydıklarını ezberle, bana tekrarla!’ deseniz hem sırasını şaşırırım, hem de bazılarını… Yani ‘Boş ver!’ deyip geçmek en güzel ve kısa yolu… Ama önemli olan ‘Boş ver!’ diyebilmek.. Yaşantımızda ne ‘sıfırlar’ var, neler neler? Hangisinden hangimiz kopmuşuz.. Biri olmazsa diğeri mutlaka başak gibi çıkıyor karşımıza, hayatımıza giriyor!... *- EĞER ÇÖKERSEK İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin Kurucu Dekanı rahmetli Prof. Dr, Yaşar Nuri Öztürk’ün şu sözlerini unutamıyorum: “Eğer çökersek dinsizlikten değil, ahlaksızlık, irfansızlık ve riyakarlıktan çökeceğiz. Çünkü dinsizlikten çöken toplum yok! Böyle bir tanrısal kanun yok! Ama ahlaksızlıktan, riyadan, zulümden, insana ihanetten çöken toplum çok!...” Yaşantımızda ‘evet’ ve ‘hayırlar’ var… Örneğin: Hayata evet! Seviye evet! Cömertliğe ve diğerkâmlığa evet! Ama belirttiğim gibi, insan bir ‘hayır’ tavrıdır, aynı zamanda… Hor görüye hayır! Nefrete hayır! İnsanın insan tarafından sömürülmesine hayır! İnsanın insana kulluğuna hayır! Ve insanın en insan yanının, yani özgürlüğünün yok edilmesine de hayır!..” *- HAK YEMEYİN Bugün kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’den Nisa (Kadınlar) suresinin mealini okudum. Yaratan orada diyor ki; “Yetimlere mallarını verin! Temizi, pisi değişmeyin! Yetimlerin mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin… Bunu yapmak gerçekten büyük vebaldir.” Bundan sonraki ayetin devamında şöyle deniliyor: “… Eğer bu durumda adaleti gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bir tek kadınla, yahut anlaşmalarınızın sahip olduklarıyla yetinin. İşte bu aile nüfusunuzu çoğaltmamanız için en uygun yoldur. Ağır aile yükü altına girmemeniz için en uygun yoldur. Yoksullaşmamanız için en uygun yoldur. Haksızlığa sapmamanız için en uygun yoldur.” Yaratıcının ayetlerini okumaya devam edelim: “Kadınlara, onlara dürüst davrandığınızın göstergesi olan haklarını/mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde, örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin…” Allah Nisa Suresi’nin 34’ncü ayetinin başında, ‘Erkekler; kadınları gözetip, kollayıcıdırlar;…” diyor. Allah 57’nci ayette de kadın ve erkeği ayırt etmeden. ‘İman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlara gelince, onları, altından ırmaklar akan Cennetlere koyacağız” sözünü veriyor. “Orada kendileri için tertemiz eşler de olacaktır” diyor. Bunları neden yazdım! Bazı insanlarımızın ne kadar büyük günaha, bile bile girdiklerini dile getirmek için… Bunlar için de büyük cezalar var… Belki bir gün yazımın içinde bunları de anlatmaya çalışırım. Ama bugün Nisa (Kadınlar) Suresi’nin 78’nci ayetini de paylaşmaktan kendimi alamıyorum: “Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalayacaktır. Titizlikle korunan muhteşem kulelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik isabet ettiğinde, ‘Bu Allah katındandır!’ derler. Ama kendilerine bir kötülük dokunduğunda ‘Bu senin yüzündendir!’ derler. De ki; “Hepsi Allah katındandır!” Şu topluluğa ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” Herhalde okuyucularım, bu çok önemli ayette neye takıldığımı ve paylaşım yaptığımı tahmin etmiştir. Belirttiğim gibi şimdilik bu kadar… Yalan ve yanlışlara ‘Hayır!’ diyoruz. Kadınlar başımızın tacıdır… Diğerlerini ‘Boş kafa!’ olarak düşünüyorum… Hak yiyenlere ‘Yuhh’ olsun… Günahları boyunlarına olsun… *- İŞLERİ BU İŞTE… ‘Şahane Cuma’, ‘Efsane İndirim’ derken yine geldi tüketim çılgınlığının zamanı... İhtiyacımız olmayan şeyleri, ‘kaçmaz fırsat’ diye almaya en çok bu günlerde ikna ediliyoruz. Bu yıl fark yaratın: -Alışveriş kararını markalar değil, siz verin. -Gerçekten ihtiyacınız olmayan hiçbir şeyi almayın. -Aldığınız her ürünün uzun ömürlü, onarılabilir ve doğa dostu olmasına dikkat edin.” En akıllı alışveriş, ihtiyacımız kadar satın aldığımız alışveriştir. Akıllı insanlar bunları düşünüyor ve söylüyor. Diğerleri ise size hesapsız alışverişe yolluyor. Yani sizin paranızı alıyor, farkına vardırmadan… İşleri bu işte!.. *- ÜÇGEN KURALI İLE Yurt dışına yerleşen Türk danışanlarım, gelişmiş ülkelerdeki küçük çocukların sakinliklerini görünce kendi çocuklarının dizginlenemez hareketliliklerine şaşırıyorlar. Bunun nedeni ‘Çocuk eğitimine, ülkemizde üçgenin yanlış (geniş) tarafından başlanması…’ Üçgeni, toplumdaki kurallar / sınırlar olarak düşünün. Sosyal olarak gelişmiş ülkelerdeki doğru çocuk yetiştirme yönteminde üçgenin en dar tarafından yani sivri köşesinden başlanır ve çocuklara daha küçükken tüm toplumsal kurallara uymak öğretilir. Çocuk büyüdükçe bu kurallar esnetilir ama çocuk küçüklüğünden başlayarak toplum kurallarını benimsediği için kurallar esnetilse de toplumsal sınırları aşmaz ve dolayısıyla insanların birbirlerine saygı gösterdikleri bir toplum oluşur. Sosyal olarak gelişmemiş yani bireyleri' birbirlerine saygı duymadıkları ülkelerdeki yanlış çocuk yetiştirme yönteminde üçgenin en geniş tarafından yani tabanından başlanır ve çocuklara küçükken çocuktur yapar, büyüyünce öğrenir mantığıyla tüm ‘özgürlükler’ sağlanır. Çocuk büyüdükçe bu kurallar daraltılmaya çalışılır ama çocuk küçüklüğünden başlayarak toplum kurallarını hiçe saymaya alıştığı ve her şeyi kendine hak gördüğü için kurallar daraltılsa da, toplumsal sınırlara uyamaz. Böyle çocukların yetiştiği bir toplumda bireyler sosyal kurallara uyamaz ve birçok şeyi kendi önceliğinde yaşar, sorunlarını tartışarak ve kavga ederek çözer.” Bunları anlatan Kalust Şalcıoğlu… *- ÇALIŞAN AZALIYOR! Hepimiz ekmeğin peşindeyiz. Kimimizin yüzü gülüyor, belki de çoğumuz kara fikirlerle boğuşuyor. Bir yurtdışı örneği görelim; Son bir yılda otomobil sektöründe 50 bin çalışan işten çıkarıldı Sanayideki daralma nedeniyle Almanya'da işten atmalar devam ediyor. Federal İstatistik Dairesi tarafından yayınlanan verilere göre bu yılın üçüncü çeyreğinde otomobil sektöründe çalışanların sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 48 bin 700 azaldı. Bu yüzde 6,3’lük düşüş anlamına geliyor. Böylece 721.400 çalışanla otomotiv sanayisindeki istihdam en düşük seviyesine indi. Sektörde en son 2011’in 2. çeyreğinde bu kadar az kişi çalışıyordu (718.000) *- YAĞIŞ GELDİ, TAM GELDİ İzmir’de son dönemde etkili olan sağanak yağışların ardından ilçelere göre metrekareye düşen yağış miktarları belli oldu. Verilere göre, Karaburun 154,5 kilogram ile en çok yağış alan ilçe olarak zirveye yerleşti. Yağış miktarının 100 kilogramın üzerine çıktığı diğer ilçeler ise Çeşme (126 kg) ve Foça (122,8 kg) oldu. İlçelere Göre Yağış Miktarları (kg/m²) Açıklanan verilere göre ilçelerdeki yağış miktarları şu şekilde sıralandı: • Karaburun: 154,5 kg • Çeşme: 126 kg • Foça: 122,8 kg • Dikili: 95,6 kg • Bergama: 77,7 kg • Aliağa: 48,2 kg • Urla: 38,6 kg…” Neredeyse yakında ‘Yağmur Duasına’ çıkacaktık…. Ama seller, sular gibi akıp gidiyor… Önemli olan yavaş yavaş… Eskilerin değişiyle ‘Ahmak ıslatan” cinsinden olmalı… Toprağa işlemeli… Anadolu’yu yıllardır kurtarın nedir? Kar yağışı… Yavaş yavaş erir ve toprağa, dolayısıyla halka can verir… İzmir’in meşhur Kemeraltı’sı da nasibini almış bu yağıştan… Herkes çeşitli yorumlar yapıyor, hatta ‘Ben dedim!’ diyenler de öne çıkıyor! Hepsi yalın! Bu konuda tek kişi tanıyorum, Bucalı Adnan Erbesler… Yıllardır, ‘Kemeraltına harcanan milyarlar boşa gidiyor, birileri zengin oluyor!’ diyerek uyarı görevini hep yaptı. Biliyorum çünkü takip ediyordum ve aynı görüşteydim. Şimdi uzun uzun bunları anlatmayayım… Kısa ve öz: ‘Hesapsız, kitapsız işler bunlar!’ *- HAKKINA SAHİP OLMAK Seniha Hanım’ın sorusunun yanıtın bir hukukçudan öğrenmiş olduk Soru şu: “Ailenin arazisine ev yaptın, şimdi miras kavgası mı çıktı?” Çok karşılaşılan önemli mahkeme konularından biri de bu sorunun içinde bulunuyor. Yanıt olarak şöyle deniyor Seniha Hanım’a… “Baba-anne arazisine yaptığın yapı için endişelenme. Hakkını bil, hakkını koru!” Hukukta bulunan, muhdesat nedir? Arazi üzerine sonradan yapılan yapılar (ev, ahır, sera) · Dikilen ağaçlar, tesis edilen bağ bahçe · Tapudan bağımsız değer… Muhdesatın aidiyeti davası: · “Yapıyı kim yaptıysa, ona aittir” kuralı geçerli · Tapu ortaklığı muhdesat sahipliğine engel değil İspat yöntemleri: 1. Resmi kayıtlar ve inşaat belgeleri 2. Fatura ve ödeme kayıtları (inşaat malzemesi, işçilik) 3. Tanık beyanları (komşular, ustalar) 4. Fotoğraf ve video kayıtları (yapım aşamaları) Hukuki koruma yolları: 1. Muhdesatın aidiyeti davası aç 2. İhtiyati tedbir talep et 3. Ortaklığın giderilmesi davası ile araziden pay al…” *- TOHUMUN PEŞİNDE Fatma Bayhan Kızıltaş, ”Ata Tohumunu Yaşatma Hareketi” içindeki bir yurttaşımız. Tohumun izini sürenlerden… Dediğine göre: Fakirin altını; Karahindiba… Fatma Hanım dikkat çekmek için onun, yani Karahindiba’yı konuşturuyor: “Merhaba, ben bir Karahindiba’yım. Beni bir yabani ot olarak tanıyor olabilirsiniz, ancak kendimi bahçenizin sessiz yardımcısı olarak düşünmeyi tercih ediyorum. Diğer çiçekler uyanmadan çok önce ben çiçek açıyorum- arılara ve böceklere en çok ihtiyaç duyduklarında hem nektar hem de polen sunuyorum. Seçici değilim. Cömertim. Beni beklenmedik bir yerde büyürken görürseniz, genellikle bir nedeni vardır: Toprak çok mu sıkı? Köklerimi parçalamak için derinlere gönderiyorum. Yeterli kalsiyum yok mu? Yapraklarım bunu düzeltmek için yükseliyor. Toprak çok mu asidik? Dengeyi sağlamak için çalışıyorum. Genellikle, birden fazla şeyin karışımıdır. Ancak toprağınızın bir ele ihtiyacı olduğu için ortaya çıkıyorum - ve bu iş için gereken araçlara sahibim. Lütfen... Çalışmama izin verin. Toprak iyileştiğinde, sonsuza kadar kalmayacağım. Kendi kendime yok olacağım. Beni çok erken çıkarmaya mı çalışıyorsunuz? Daha güçlü bir şekilde geri döneceğim. Çünkü henüz bitirmedim. *- BU ŞİFACI YENİLİYOR Yapraklarımı okumak ister misin? Eğer alçak ve düzlerse - daha yeni başladım. Eğer uzun ve diklerse - işim bitti. Ayrıca mevsimlerin habercisiyim. Güneş geri döndüğünde açarım ve soğuk tekrar bastırdığında kapatırım. Parlak sarı, ilkbaharın başına bir neşe sıçraması getiriyorum. Ah ve unutma: Ben de yenilebilirim! İnsanlar bana bir zamanlar ‘fakirin altını’ derdi. Altın çiçeklerim tatlı ve potansiyel doludur. Şurup, reçel veya hatta salatalar için kullan. Ama dikkatlice topla ve Mayıs sonuna kadar bekle. Birazını arılar için bırak. Birazını da doğaya bırak. Ben sadece bir ot değilim. Ben bir işaretim. Ben bir şifacıyım. Ben dengenin bir parçasıyım. Bırak çiçek açayım. Bırakın beni. Bırakın yardım edeyim. *- KARAHİNDİBA FAYDALARI Karahindiba serbest radikallerin zararlı etkilerini nötralize etmeye yardımcı olur. Kolesterolü azaltır. Kan şekerini düzenlemeye yardım eder. İnflamasyonu azaltır. Kan basıncını düşürür. Kilo vermeye yardım eder. Kanser riskini azaltabilir. Bağışıklığı güçlendirir. Potasyum- 217 mg, Kalsiyum- 102 mg, Demir- 1.6 mg, Folat- 14.7 mg, C Vitamini- 19.3 mg, A Vitamini- 279 mg… *- NASIL KULLANILIR Çiğden ayıklanıp, yıkanıp zeytinyağı ve limon ile salata yapılır. Yapraklar soğanla kavrularak, üzerine yumurta kırılarak yenilebilir. Tadı biraz buruk olduğu için, haşlayarak veya tuzla ovarak yapanlar var. Ama; vitamin değerini kaybetmemek için çiğden yenilmesi öneriliyor. Çay olarak, çiçekleri, yaprakları ve kök kısmı iyice yıkanıp, gölgede kurutularak veya çiğden çay demleyerek kullanılabilir. Günde bir defa, bir çay fincanı çay olarak içilir. İşin piri olan İbrahim Saraçoğlu un önerisi aşağıda:Tkarahindiba çayı nasıl yapılır? Karahindiba çayından faydalanabilmek için 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış karahindiba 1 bardak suda akşamdan beklemeli. Sabah uyandığınızda birkaç dakika kaynatmalısınız. Daha sonra demini alması için beklemeniz gereklidir.” *- YANLIŞ ve DOĞRU Konu ‘sağlıklı beslenme’ olunca bu kez bir doktorumuzu dinleyelim: Dr.Ali Erkan Balcı, “Birçok kadın yiyeceklere defne yaprağı ekliyor, özellikle kırmızı et ve kuş eti Yemeğe defne yaprağı eklediğinin nedenini bilmeden, herhangi bir kadına nedenini sorduğunuzda: ‘Yemeğe tat ve lezzet vermek için!’ der. Bu çok yanlış! Defne yaprağını bir bardak suda kaynatıp tadına bakarsanız ne tat nede lezzet bulamazsınız.” Diyor. Dr.Ali Erkan Balcı, “Neden etin üzerine defne yaprağı koyuyorsun?” ssorusunu sorduktan sonra anlatımını sürdürüyor: “Ete defneyaprağı eklemek trigliseridleri test ve onay için monolip haline getirir Bir tavuğu ortadan ikiye kesip, her yarısını tencerede pişirin, bir defne yaprağı ikinciye defne olmadan koyun ve her iki tenceredeki yağ miktarını işaretleyin. Defne yaprağınız varsa eczaneye gitmenize gerek yok, son yapılan bilimsel çalışmalarda defne yaprağının birçok faydası olduğunu kanıtlamıştır Birçok sağlık problemlerinden ve tehlikeli hastalıklardan kurtulmaya yardımcı olur Defne yaprağının avantajları arasında: Defne yaprağı sindirim bozukluklarını tedavi eder defne yaprağı ise şişkinlikten kurtulmaya yardımcı… Mide yanması, Asitlik ve kabızlık Sıcak defne çayı içerek bağırsak hareketliliğini düzenler. Kan şekeri seviyesini düşürür ve defne antioksidandır Vücudun bir ay boyunca yemekte yiyerek ya da defne çayı içerek insülin üretmesini sağlar. Zararlı kolesterolü yok eder ve vücudu trigliseridlerden arındırır. Soğuk algınlığı, grip ve şiddetli öksürük tedavisinde oldukça faydalıdır, çünkü zengin bir C vitamini kaynağıdır. İltihabı gidermek ve öksürüğün şiddetini azaltmak için yaprakları kaynatıp buharı soluyabilirsiniz. Defne yaprağı kalbi ve kan damarlarını koruyan bileşikler içerdiği için kalbi krizlerden korur ve beyni de korur. Vücutta kanser hücrelerinin oluşmasını engelleyen maddeler olan kafein asit, kercetin, egenol ve partenolid gibi asitlerden zengindir. Uykudan önce alınırsa uykusuzluk ve stresi ortadan kaldırır, rahatlamaya ve huzurlu uykuya yardımcı olur. Günde iki kez bir fincan haşlanmış defne yaprağı içmek böbrek taşlarını eritir ve enfeksiyonları tedavi eder...” *-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ADAŞIM YAZMIŞ, SERİ YAZILARIN İLKİ OLABİLİR

BAŞIMIZ SAĞ OLSUN! ACIM BÜYÜK! BOLU'DAKİ OTEL YANGININDA 66 İNSANIMIZI KAYBETTİK

NASIL OLUR, AKHİSAR YAĞI , AYVALIK YAĞINDAN PAHALI OLUR? İŞTE YANITI!