MEMLEKET MESELESİ
YAŞAR EYİCE
*- BOŞ YOK!
Bir zamanlar çalıştığım müessesede, yani gazetede görülmemiş derecede serbesiyet vardı.
Yeter ki, işinin, görevinin, beklenenin hakkını layıkıyla ver!
Genelde tutum içinde bu iş yapılırdı…
Örneğin bir muhabir, ‘Şu şehirde ya da ülkede şu var, gidip takip edeyim!’ önerisinde bulunur ve akla yatkınsa ‘Muhasebeyi gör!’ denilir, parayı alır giderdi.
Hiç kimsenin boş döndüğüne tanık olmadım.
Kendimden örnek vereyim:
‘Rodos’ta Rumlar bizim gemimize saldıracaklar, Mandraki limanına yanaştırmayacaklarmış, istihbaratını aldım!’ deyince, oradaydım…
Aslında bu konu, film olacak bir aylık bir heyecanlı, tehlikeli, ülkeleri savaş durumuna getirecek bir haldi.
Aynen Bodrum’daki kayalık adalar gibi…
Sonunda iki devlet arasında en üst düzeyde yapılan görüşmeler ile çözülmüştü.
Zaman zaman kısa anekdotlarla bahsediyorum.
Şunu da belirteyim;
İstisnasız her muhabir, foto muhabirinin mutlaka pasaportları ve gerekli işlemleri de müessese (Dinç Bilgin- Aydın Bilgin) tarafından hazırlanırdı.
Rüya gibi değil mi?
*- ŞART İNSAN
Ama son zamanlarda bir Genel Müdür vardı, Hilmi Çınar…
Sonra kendi medyasını ve yerel gazetesini de kurdu.
Ama genç sayılacak yaşta kaybettik.
Sevmeyenleri vardı…
Neden?
Çünkü iş takipçisi idi…
Örneğin taşeronun işlettiği araçlardan birini alıp, karısıyla seyahate gideni, şehir içinde göreve diyerek şoförlü araçları çok özel işlerinde kullananları yakalardı.
Müessesenin yaptığı ödemeyi maaşından kestirtirdi.
Yani bazılarının aklını başına getirirdi.
Şunu da ilave edeyim;
‘Bana şu özel işim için araç lazım’ denilirse ‘Hayır’ diye bir laf olmazdı.
Tekrarlıyorum;
‘Hayal’ gibi değil mi?
Tamamen gerçek…
Rahmetle andığım, sert bakış ve sözlü, insalcın insan rahmetli Hilmi Çınar’dan bir örnek daha vereceğim, neden bazılarının sevmediği için…
Askerde de, ‘sevilmeyen komutan!’ en iyi komutandır..
Çünkü vatan görevine en iyi şekilde hazırlar…
Hizmetinde ciddiyet ve disiplin vardır.
Askeri de korur, vatanı da en iyi şekilde…
*- SORMAZDI
Spor servisi çok güçlü idi…
Önemli isimler vardı…
Bir gün Çanakkale’de İzmir’i ilgilendiren Göztepe’nin maçı vardı.
Dört kişilik ekip bir gün önceden turistik bir otelde yer ayrılarak gönderildi, foto muhabiri ve yorumcularla…
Sorun yok…
Ama Hilmi Çınar akşam ve öğle yemeklerinin faturalarını inceledi.
Hesap çok yüklü idi, aynen zamanımızda olduğu, duyduğumuz gibi…
Şöyle diyeyim;
Günümüze göre 20 bin lira!
Belki içinizden benim gibi, istemsiz bir laf çıkmıştır, ‘Çüşşş!’ diye…
Parayı harcayan ekip şefi ki, kıdemli usta birisiydi…
Hiçbir şey sormadı, onlara Hilmi Çınar…
Aybaşında maaşından belli bir oranı düşürdü, ayrıca ‘borçlanma’ yaptı…
‘En pahalı yemekleri fazlasıyla yeseniz, en pahalı içkileri tüketseniz bile bu rakamlara ulaşamazsınız!’ diyerek örnekler verdi, ‘Ne oluyor?’ diyerek o günü kadar böyle bir olayla karşılaşmayanlar,,,
Disiplin ve gizli takibi de görev kabul ediyordu Hilmi Çınar…
Bunları neden aklıma getirdim ve yazdım?
Anlatayım;
*- KIDEMLİ HAVACIDAN
Değerli emekli Havacı Arkadaşım Halil Göçmen bana bir video paylaşımı göndermiş…
Birkaç gün gecikme ile ancak bakabildim…
Fahrettin Taşkaya isimli bir vatandaşımız anlatıyor:
‘Burası Kocaeli’ diyerek önce bölgeyi anlatıyor.
Havayı gösteriyor, kapkara bulutları…
Diyor ki, bir haftada bu kapkara bulutlu havada ancak bir saat yağmur yağdı…
Sular da devamlı çekiliyor…
Fahrettin Taşkaya’nın iddiası şöyle;
Rusya’da. Avrupa’da şu anda yağmur yağıyor, ama bölgemizde yok, aynen her tarafımızda petrol olmasına ama Türkiye’de olmaması gibi…
Yağmur yağmamasının nedeni; Yağmurlarımızın çalınması..
Geçen her uçak spreyleme yapıyor!
Bu spreyleme yağmur yağmasını önlüyor…
Amaç kölelik!
Amaç Türkiye’nin çölleşmesi…
Amaç Türkiye’nin yok edilmesi…
İddia çok büyük…
*- SPREYLEME İLE ÇALMA
Ama konu bazı bilim insanlarımız tarafından gündeme getiriliyor, Fahrettin Bey’in anlattığı gibi…
İlgi ve merakla okuduklarım var.
Herhalde bizim yöneticilerimiz de konuların sorgulamasını yapıyorlardır.
Güzellikleri belki ileride sadece kartpostallarda göreceğiz!
Bunların sebebi de anlatıldığı gibi, çalınan yağmurlar (Uçakların spreyleme yapmaları, bulutların almaları gereken enerjilerinin önüne geçmeleri), Avrupalıların istediği gibi İklim Kanunlarının kendilerine göre çıkarılmasını sağlamak ve Chemtrail (yağmurlama ile ilgili) toplantıları…
Yanlış anlatım yaptıysan, iyi nakledemediysem bu konuda özür diliyorum.
Şimdi Avrupa’daki Chemtrail toplantısı ile bağlantılı anlattığını ve bana Rahmetli Hilm Çınar’ı anımsattığı gibi…
Asıl anlatmak istediğim de bu…
Aklımızı başımıza toplamamız için…
Konuyu tam kavrayamamıştım geçenlerde ama BBC’nin bu konudaki haberini paylaşmıştım…
*- BİZDEN – SİZDEN OLMAMALI
Çevreci ve vatansever Fahrettin Bey diyor ki;
Bundan böyle, yurt dışında görevlendirilen bürokratlar mutlak takip edilmelidir.
Konuyu bilmeden, araştırmadan, ‘turistik gezi’ gibi kabul ediyorlar.
Toplantıların çoğuna katılmıyorlar bile…
Bunu yakınlarından da kendilerinden de samimi toplantılarda duymuşsunuzdur.
Liyakat sahibi olanlar bir yana, ama devletin verdiği paralarla dış görev alan, almaya çalışanlar dikkatli olmalılar.
Yabancı dil bilmeli ve oturumları, konuşmaları, öyle dikkatli izlemeliler, satır aralarına bile dikkat etmeliler.
İşte bunları yapmayanlar, takip edilerek, ayıklanmalıdır, aynen Hilmi Çınar’ın yaptığı gibi…
Doğrular her zaman kazanır ve memlekete de kazandırır…
Yanlışlığa geçit vermez…
“Lay- loy- lomcular!” artık elenmeli ve bunlara hesap sorulmalıdır, “bizden- sizden” diye ayırmadan…
Ve İzmir’den bir son dakika notu:
Saat 13.00 İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “İzmir Sürdürülebilir Enerji Ve İklim Eylem Planı Çalıştayı”na ev sahipliği yapacaktır.
*- GÜBRETAŞ’TA GREV SONUÇLANDI
Gübretaş’ta 140 gün süren grev 19 Kasım Pazartesi günü Petrol-İş Sendikası ile işverenin masaya oturmasının ardından enflasyon zammı ile sonuçlandı.
Ekonomik koşullar ortadayken bir hayal peşinde 140 gün boyunca işçileri sokağa döken sendika şimdi bu sonucu büyük başarı diye anlatıyor.
Ama işçilerin söylediği şu;
“Yemezler. Bırakın bu işleri artık.
Bir işçi dahi zarar görmeden sözleşmeyi masada çözebiliyorsanız işte o zaman başarılısınız…”
Behiç Kahramanca’nın yorumu da şöyle:
“Bana bir tane gerçekten işçinin emekçinin yanında olan sendika söyler misiniz?
Yok!
Hepsi işçiden tonlarca para keserler…
En iyi hayatı yaşarlar…
Yedikleri önünde, yemedikleri ardında, işçinin parasıyla en iyi arabaya binerler…
Grev zamanı, gündüz gelir ‘yanınızdayız!’ der, akşam işverenle ya içmeye ya sohbete gider…
Zavallı işçim, sabahlara kadar nöbet tutar…
Bu böyle gelmiş, böyle gider…
Bunların hepsini lav edeceksin…
Ben şahsen bu güne kadar görmedim, sizde göremezsiniz sevgili emekçi arkadaşlarım…”
*- SÖZLEŞME MASADA BİTMELİ
Şimdi de, patronlar tarafının yanlısı bir ‘grev kırıcı, algı yaratıcı, kamuoyu oluşturan’ bir açıklamayı okuyalım…
Bu sistem de yıllardır, benzer şekilde yürütülüyor…
Hatalardan, siyasetin içine girmesinden, çöreklenmelerden laf edilmiyor…
Bizim sağ yanımıza usulce yaklaşılıyor…
Ben kısaca ‘Al birini, vur diğerine!’ diyorum…
Özetle, her yerde, her konuda, doğru, dürüst, duyarlı ve bilgili insanlara ihtiyacımız her zamandan fazla ihtiyacımız olduğu…
‘Rabbena hep bana!’ diyen, işçinin ya da patronun karşısında ağlayanlara, patronlara yağ çekip kendilerine bir yerler bulmaya çalışanlara da yazıklar olsun…
Şimdi Okuyalım:
*- NEDEN?
MESS ile yürütülen 2025–2027 TİS sürecinde üç toplantıda 44 idari madde geçti, idari işler neredeyse bitti. Masada işler kötü gitmiyor ama sahada durum o kadar parlak değil.
Birçok MESS üyesi fabrikada üretim yarı kapasiteye düşmüş durumda. Hepimiz biliyoruz: Bu görüşmeler sertleşirse ilk sallanacak olan bizim işlerimiz.
Daha önce yüksek zamların ardından yaşanan işten çıkarmalar hâlâ unutulmadı.
*- YETER Mİ?
Bugün metal işçisinin ortalama geliri zaten asgari ücretin 2,5 katı civarında.
Ama sahada daha da sert bir gerçek var:
Bırak zammı, bazı fabrikalar “ücreti düşürelim yoksa kapatırız” diye açık açık söylüyor.
İnsan duyunca boğazı düğümleniyor ama durum bu kadar net.
Bir de şu var…
İşçilerin taleplerinden bağımsız, “sırf şov olsun diye yapılan vur kır sendikacılığının” sonuçlarını hepimiz gördük:
Accuride, TPI Kompozit, HT Solar Tuzla. Fabrikalar kapandı, yüzlerce işçi ekmeksiz kaldı.
Böyle mi olsun istiyoruz?
Gerçekten buna değer mi?
*- GİZLİ TEHDİT
Ekonomi zorda, asgari ücret belirsiz, maliyetler uçmuş, üretim başka ülkelere kayıyor…
Bu ortamda en küçük hata bize iş kaybı olarak geri döner.
O yüzden herkesin aklı başında olup, bu işi zora sokmadan, gerçekçi taleplerle bu sözleşmeyi masada, hızlı ve temiz bir şekilde bitirmesi şart.
Hem işçinin geleceği, hem fabrikanın kapanmaması, hem de ekmeğimiz için başka çıkar yol yok…”
*- BİLGİ DOLU
Yaşamı Müzik olan, belki de Türkiye’nin en büyük arşivlerinden birine sahip olan Eray Bozkurt’un bir nostaljisine takıldım, kaldım.
Aynı zamanda radyoculuğun (yayıncılığın) bir noktada belgesel anlatımı şeklinde olduğundan, ‘Yayın öncesi ve sonrasını) özellikle gençlerin de öğrenmesi bakımından önemli olduğuna inandığım için, kayda geçsin diye paylaşıyorum:
“Radyo Ege'de Bay Nostalji zamanlarıydı.
Pazar sabahları 11.00-13.00 arası yayında olurdum.
2012 yılıydı.
Bundan 13 yıl öncesi.
Programı hazırlamadan önce değerli sanatçılarımızla 1 veya 2 gün öncesinde telefonla konuşur onları ya stüdyoda ağırlardık ya da telefon bağlantısı ile.
*- İKİ SAATLİK YAYIN
Yine güzel bir programlardan bir gün.
Çocukluğumun harikulade ismi Ercan Turgut ile ön görüşme yapmıştık. Pazar günkü program için.
Ercan abi ile bizi bir araya getiren isim rahmetli Haldun Bağbakan abimizdi, Mekanı Cennet Olsun.
2 saatlik yayınımda o gün ayrıca stüdyo da efsane bir ismi de ağırlamıştık.
1966 yılı Altın Mikrofon Birincisi Silüetler grubunun Davulcusu ve aynı zamanda gazeteci ağabeyim, rahmetli Aydın Daruga vardı.
Ercan abi saat 12'den sonra yayında olacaktı.
Biz Canlı yayını yaparken, birden reji den telefon geldi, arayan Ercan abiydi.
‘Eraycığım oğlumla birazdan dışarı çıkacağız, mümkünatı varsa hemen alma şansın var mı yayına’ dedi.
Biz de hiç kırar mıyız Ercan abimizi, hemen şarkıdan sonra canlı yayına telefonla bağlandık ve yayınımıza aldık.
Çok keyifli bir sohbet yaptık.
*- KARA SEVDA
Derken, yayını beraber yaptığımız ekip arkadaşım, “Ercan Bey, ufak bir şarkı mırıldanır mısınız?” dedi.
Ercan abi "valla bunu bana söylemeyecektiniz sandım" dedikten sonra biz de heyecanla bekledik ve o güzel sesiyle.
“Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor
Gelemem sevdiğim felek koymuyor
Gurbet eller bana bir mesken oldu
Gelemem sevdiğim, gelemem, gelemem, kader bağlıyor
Gelemem sevdiğim felek koymuyor
Gurbet eller bana bir mesken oldu
Gelemem bir tanem kader bağlıyor
Huzurum kalmadı fani dünyada
Yapıştı canıma bir kara sevda
Huzurum kalmadı fani dünyada
Yapıştı canıma bir kara sevda.”
“Huzurum Kalmadı” parçasını okudu.
Ve bizi eşsiz zamanlara götürmüştü.
Ve böyle şahane bir programa daha imza atmıştık...
Canım Ercan Abim, Mekanın Cennet Olsun, her zaman Kalbimizdesin... “
*- “TURUNCU” YÜRÜYÜŞ
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından “Şiddete Karşı Bir Aradayız” ve “Birlikte Güçleniyoruz: Şiddetsiz Bir Kent İçin Kadın Dayanışması” temalarıyla düzenlenen etkinlikler “Eşitliğe Yürüyoruz” Farkındalık Yürüyüşü ile devam etti.
“Şiddete karşı Bir Aradayız” pankartıyla başlayan yürüyüşe İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın eşi Öznur Tugay, kadın sivil toplum kuruluşları ve derneklerinin başkanları ile temsilcileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve vatandaşlar katıldı.
*-






Yorumlar
Yorum Gönder