HANGİSİ? 'ADAM MI, ERKEK Mİ?'

YAŞAR EYİCE *- SU MESELESİ Sevgili okuyucularım, alfabede ‘A’ demeden ‘B’ye atlanır mı? Ama şimdi her şey gibi o da değişti. Anaokulundan itibaren, her öğretim ve öğrenimin ‘Bakan’ ya da ‘Akil adamlar (!) tarafından değiştirildiğini görüyor, yaşıyoruz. Belediyelerin ilk işi nedir? ‘Yol, su, elektrik!’ Devletin ilk işi nedir? ‘Eğitim, sağlık, güvenlik’ bunlara ilave de ‘Ekonominin gelişmesi…’ İnsanlarda ne aranır? ‘Ahlak!’ Tabi bunların yan kolları var. Nasıl denize bir taş atarsanız, ya da suya bir ağırlık koyarsanız, deniz ulaşımında geçen bir teknenin, geminin çıkardığı dalgalar daireler şeklinde her tarafa uygun şekilde yayılıyorsa bu da böyle… İşe, okula, eve giden ne ister? O yorgunlukla, huzurlu, güvenli, mutlu ve keyifli olarak, kısa sürede, yollarda sürünmeden evine gidebilmek. Ailesini geçindirmek, ona buna el avuç açmamak. Böyle bir durumumuz var mı? Başta emeklilerimizi düşünün… *- AİLELER BİLE BÖLÜNDÜ Öyle ki, bırakın onla bunla birlik ve beraberliği sağlamayı, birçok aile bölünmüş durumda. Çocuk, genç ‘Para’ diyor, arkadaşlarının yanında mahcup olmamak için. Askerde bile devlet kuruluşundan bu yana erine, ‘Parası yoktur!’ diye, belli aylık ödeniyor. Şimdi şehirlerimize dönelim. Önce temizlik işlerini mutlaka güçlendirin. Ama siyasilerin akrabalarına, yakınlarına iş vermek için, çalışmayanları, çalışmayacaklarını, bir kişinin hizmet verip, 10 kişinin seyrettiği ya da özel odalarda konular masalarda veya kahvelerde toplanıp ‘Böyle olmaz!’ diye bir de ahkâm kesenleri almayın, ‘Olmaz!’ diyecek gerçek vatansever, şehrini sevenler, insanları seven, yöneticiler başa getirilmeli. Hatta müdürler, şefler böyle olmalı… *- URLA’DAKİ TOPLANTI Geçenlerde Urla’da toplantı vardı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da oradaydı. Söyledikleri akılcı ve gerçekçi idi. ‘Urla’yı geliştirmek demek Urla’yı korumak demektir!’ dedi. Ama, seçimlerden hemen önce, Kaymakam tarafından yönetilen Urla’da, paha biçilmez değerdeki, Kum Denizi denilen yerdeki geniş alan birilerine ihale edildi. Betonerme binalar başladı ve tamamlanamadan inşaatlar bitti. Ama halka öyle bir propoganda ila reklamlar yapıldı, algı operasyonu sistemi uygulandı ki, ‘Ne güzel olacak!’ düşüncesi hakim oldu. Birçok değil, bir bileni sorun bakalım, yapılaşma doğru mu? Buraları ileride milyarlar versen, kendini yerden yere atsan, paralasan da eski haline getirilemez. Bizim için değil, bütün dünyanın gözbebeği sayılacak bu yeri, ileride milyirlar, katrilyonlar harcasan, kendini yerden yere atıp paralasan da eski haline getiremezsin. Adam ‘lunapark’ gibi bir şey yapacak, parasına paralar katacak. Urlalı, ya da İzmirli şimdiye kadar olduğu gibi ücretsiz, dilediği gibi kullanamayacak. Gürültüsü çevre halkına bedava. Yüksek oyla seçilen yeni ‘Mimar’ belediye başkanı ‘Rant kapısı’ *- BOKSÖR İHSAN’DAN SONRA ‘İzmir beni cesaretimle anacak!’ diye bir mesaj veren Dr. Cemil Tugay, bana ‘Boksör’ lakaplı efsane olarak anılan Belediye Başkanlarımızdan İhsan Alyanak’ı anımsattı. İhsan Alyanak ağabeyimiz, ‘Kafayı Kemeraltına’ takmıştı. Doğru – yanlış, ‘Burayı yıkacağım!’ demişti. Ama neden? Kemalpaşa’dan, yani Ankara yönünden gelen Ege ve Anadolu araçlarının İzmir’e giriş yaptıkları Bornova Belkahve’den ‘bir yumurtayı bırakacağım, kırılmadan doğrudan Konak’tan denize düşecek!’ demişti. Ne yaptı? Önce eski adıyla tepecik, yeni adıyla Yenişehir’i kadar yıkımlar yapıp, geniş bir yol açtı. Sıra ‘Kemeraltı’ na yani Anafartalar’a geldi. Sıra sıra dükkanlar… Kuyumculardan tutun da aklınıza ne geliyorsa o kadar meslek erbabının işyeri… Hatta benim dedelerimin ama bize bir şekilde kalmayan, Konak girişindeki mağazalar… Hepsi yıkılacak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e girdiği noktadan Yunan’ı denize döktüğü yere kadar olan yere, bulvar yaparak yeni ve modern bir çağdaş yol açacak. Ama mekanı olan, iyi denilecek bir gelir kapısını hiç kimse bırakmak ister mi? Gece nöbetleri bile yaptılar, sabahlara kadar, yıkım ekipleri gelmesin, diye… Herkese, ‘Şu tarihe kadar işyerlerinizi boşaltın’ ihbarnameleri çekilmişti. İhtilal oldu, İhsan Alyanak’ın yerine Güney Deniz Saha Komutanı, daha sonra ‘Bakkal!’ diye anılan bir asker getirildi. Vali Namık Kemal Şentürk idi. *- ÇILGIN PROJELER Daha koltuğunu ısıtmayan, yeni Başkan Dr. Cemil Tugay bir sözü ile bana neleri anımsattı: ‘Boksör’ Başkan İhsan Alyanak’ın bir büyük projesi de, ‘İzmir’den Çeşme’ye tren işleteceği’ idi. Gülenler oldu. ‘Hayal görüyor!’ dediler. Ama çok yıllar sonra, şimdi yine İzmir halkının katkısıyla, devletten bir kuruş alınmadan yapılan metro Bornova’dan nereye kadar geldi? Bilmeyene söyleyeyim: Narlıdere’ye! Kaç tane ilçeyi geçiyor? Yakın zamanda, tabi para bulunursa, Çeşme’nin dibine Karaburun yolunun ağzındaki Yüksek Teknoloji Enstitüsüne kadar ulaşacak. Onanmış proje böyle. Geriyi bir atım kurşunluk yer kalıyor Çeşme’ye… Demek ki, istenirse oluyormuş… Mühim olan ‘kararlı’ olmak, ama bilimi arka plana atamazsınız. İhsan Alyanak ağabeyimiz, büyüğümüz gerekli parayı da bulmuştu. İzmir çoğu zaman ‘İstemezükçüler’ in etkisi altında kalmıştır. Bu konuda çoğu hesap yanlışları da olmuştur. ‘Doğruya doğru!’, ‘Eğriye eğri!’ diyemez günler de yaşandı. Sonuç ortada! İzmir’e İstanbul halâ ‘taşra’ ya da ‘Büyük köy!’ gözüyle bakıyor. Ama son gelişmelerden, ilerlemeden haberleri yeni yeni oluyor. *- ULUSLARASI SORUN Hızımı alamadım devam ediyorum, kayıtlara girmesi için; Alsancak’ta garın bulunduğu yerde trafik sıkışıyordu. Öğrenciler okullara, çalışanlar işlerine zamanında ulaşamıyordu. Aynen İstanbul’daki trafik sıkışıklığı gibi… En büyük engellerden biri de, Talatpaşa Bulvarı’nın girişinde, köşedeki İngiliz Konsolosluğunun da bulunduğu kilise idi. Uluslararası anlaşmalara göre, tuğlasına bile dokunulamaz. İhsan Alyanak bu sorunu, halkın menfaati için nasıl aştı? Söyleyeyim: Spor Yazarı ‘Hoca’ isimli Mühendis Yüksel kardeşimiz, bu sırada Belediyenin Mimar- Mühendisi olmuş, yol ve kaldırımları düzeltmesi görevi verilmişti. Gece yarısı Mühendis Yüksel Beyi arada İhsan Alyanak, ‘Kalk operasyona gidiyoruz!’ dedi, Mühendis Yüksel Beye ve yardımcılarından İzmir’in temizliğinden sorumlu Ünal Beyi de uyandırdılar, ‘Gece ekibini topla, hazırlan’ denildi. Bu arada bir de büyük vinç getirildi, Alsancak’a sabaha karşı… İzmir uyurken… Başkan İhsan Alyanak’ın talimatı ile vinç sanki kaza olmuş gibi, hızla klişenin bahçe duvarını yıktı. Mühendis ‘Hayatı tehlikesi vardır!’ şeklinde rapor tuttu. Temizlik işleri yıkıntıyı temizledi. Ustalar, yolun genişleyeceği, bugünkü haline getirdiler. Aynı zamanda Garın köşesindeki Demiryolu Hastanesi’nin bahçesine de by- pas yapıldı, sorun çözüldü. Bu kez Papa’dan tutun da İngiltere devreye girdi. ‘Siz bizim kilisemize nasıl dokunursunuz?’ diye… Her bakımdan uluslararası yasalar da, anlaşmalar da onlardan yanaydı. Konuşmalar, görüşmeler, ‘insanlık için!’ dediler. Sonunda ‘Tamam ama bir daha olmasın!’ dediler, sulh olduk. Büyük ve ‘cesur’ Başkan İhsan Alyanak’ın İzmir için çok ama çok büyük projeleri vardı. Yapması ve önü daha sonra ‘darbe’ ile önlenmiş oldu. *- BUCA- İZMİR SU SAVAŞI Buca Belediye Başkanı, önceki bakanlardan Işılay Saygın ile ‘Buca’nın suyunun sıkıntı çekilen İzmir’e verilip verilmemesi büyük tartışmalara neden oldu. Bu tartışmalar ve olaylar yıllarca sürdü. Hepsi kitap yapılacak konular. ‘Asfalt’ lakaplı Başkanlarımızdan Osman Kibar, makamı seçimi kazanan İhsan Alyanak’a teslim ederken yanlarındaydım. ‘Kadının dediği oldu!’ dedi. Çünkü susuzluk son safhada idi. Çamaşırlar da insanlar da yıkanamıyor. Bulaşıklar birikiyordu. Belki de gece yarısı bir saat gelecek tazyiksiz şehir şebekesi ihtiyacı tam karşılayamıyordu. İşte o seçimi ummadığı ve beklemediği şekilde kaybeden Osman Kibar, ‘can dostu’ rakibine şunları söyledi: ‘İhsan seni tebrik ediyorum. Benim gibi seçimi kaybetmemek istersen, öncelikle İzmir’in su sorununu çözmen lazım!’ Ve İhsan Alyanak, Menemen’den, içinden ‘araba geçecek’ büyüklükteki, özel döküm, dev basınca dayalı, beton borularla İzmir’e su getirdi. Açılış ya da vanaların açılış törenine zamanın başbakanı Süleyman Demirel de katıldı. Güzel sahneler yaşandı, konuşmalar oldu. Bir gün o anekdotları da anlatırım, zamanın politikacılarına, liderlerine örnek olsun diye… *- KRALIN ŞAHİNLERİ ‘Günlerden bir gün, bir Krala iki harika şahin hediye edilir. Kral, bu zamana kadar böyle ihtişamlı şahin görmemiştir. Bu değerli kuşları eğitmesi için bir şahin eğiticisi çağırır. Aylar geçer, şahinlerden birisi gökyüzünde asil bir şekilde süzülerek uçuyor, ancak diğer şahin, üzerinde bulunduğu daldan geldiği günden beri bir türlü ayrılmıyordur. Bunun üzerinde Kral, ülkedeki pek çok şahin eğiticisini seferber eder ama kimse bu şahini uçurmayı başaramaz. Ülkede denenmemiş tek bir eğitici kalmıştır. Sonunda kralın emriyle o eğitici de saraya getirilir ve çalışmaya koyulur. *- PENCEREDEN BAKINCA Kral ertesi gün uyandığında camdan bakar ve her iki şahinin de muhteşem bir şekilde uçtuğunu görünce gözlerine inanamaz. Koşar adımlarla eğiticinin yanına gider ve sorar; ‘Nasıl başardın bunu? En az 10 eğitici geldi başaramadı. Sen nasıl yaptın?’ Şahin eğiticisi de cevap verir: ‘Çok basit Kralım. Sadece kuşun üzerinde durduğu dalı kestim...’ Bazen güvenlik alanlarımızın dışına çıkamadığımız için, istediğimiz yönde bir değişim gerçekleştiremeyiz. Böyle durumlarda, rahatlık alanımızın dışına çıkmak için üzerinde durduğumuz dalı kesmek gerekir. İstediğiniz muhteşem uçuşu gerçekleştirebilmek için, daha fazla beklemeyin. Kesin o dalı!..” Senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, senin yaşamak istediğin hayatı yaşarlar… Sevinç Tez'den bu hikayeyi hep anlatıyor… *- ADAM İLE ERKEĞİ AYIRMAK İnternette, sosyal medyada ‘Yazarı belli olmayan!’ kişiler tarafından bazen ilginç yazılar döner. Beğenenler ‘Kopyala – yapıştır’ sistemini uygulayarak, yaygınlaştırırlar. Tabi doğru ve kaliteli olanların yanında, çöpten dediklerimiz de az değil. Bakalım hayatımızda hep gördüklerimiz ve yaşadıklarımızdan birini sizinle paylaşayım, görüşleriniz nasıl? 1. Evet her adam erkektir ama ne yazık ki, her erkek adam değildir.. Çünkü adam olmak erkeklik gibi cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir. Bir adamı önce karakteri ele verir! 2. Erkek olmak için pipin olması yeter, ama adam olmak için bir de yüreğin olması gerekir… Gerçek adamlar aslan yüreklidir, vicdan sahibidir, iyi niyetlidir… 3. Bir erkek ne istediğinden asla emin değildir. Sağı solunu tutmaz, maymun iştahlıdır, savaşmaz, kolay vazgeçer. Bir adam ise ne istediğini her zaman iyi bilir ve onun peşinden gitmekten korkmaz da gitmeye üşenmez de… 4. Erkek dediğin anı yaşar, geleceği düşünmez. Sadece eğlencenin peşindedir. Adam dediğinse gelecek planı yapar. İş hayatı hakkında da aile hayatı hakkında da kafasında belirlediği hedefleri vardır. 5. Bir erkek ‘Kalbi atsın yeter’ ile ‘Bu kızı götürsem ne havam olur’ arasında gider gelir. Bir adam ise bir kadının sadece dış görünüşüne bakmaz. Birlikte olacağı kadında güzellik dışında da özellik arar. 6. Adam dediğin zor ve rahatsız edici konulardan kaçmaz. Onlarla yüzleşir. Haksızsa özür dilemesini de bilir af dilemesini de. Erkekse mümkün olduğunca sorunları görmezden gelir ve mecbur kalmadıkça özür dilemez. 7. Bir adam ne zaman bir kadınla ciddi olacağını ve bir sonraki aşamaya geçeceğini iyi bilir. Bir erkek ise asla tam anlamıyla kendini ilişkiye vermez ve evliliğin e’sini duyarsa arkasına bakmadan kaçar. 8. Bir adam hem sosyal olup hem sorumluk sahibi olabilir. Nerede durması gerektiğini iyi bilir. Bir erkekse yarın yokmuş gibi parti yapmanın peşindedir. Kısacası bir adam ne yapılması gerekiyorsa onu yapar, bir erkekse sadece istediğini yapar! 9. Bir adam sözünün eridir. ‘Söz ağızdan bir kez çıkar’ der ve arkasında durur. Bir erkeğinse sözleri havadır. İşin özeti erkek söz verir adam tutar! 10. Ve oyunlar erkek çocukları içindir adamlar için değil! Bir adam asla bir kadının kalbiyle veya aklıyla oyun oynamaz! Uzun lafın kısası zordur adam olmak ama değer her çabaya. Çünkü günün sonunda kadınlar ‘hayatlarına kaç erkek girdi!’ diye saymaz, kaç adam tanıdıklarına bakarlar.. Umarım anlaşıldı... *-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BÖYLE BİR ANLAŞMA GÖRÜLMEDİ... DENİZİ YOK ANLAŞMAYA LİMANLAR KONULDU...

ANAHTARI SİZDE OLMALI

SAHTEKARLIĞI NORMAL KARŞILIYOR!