VAY SOYGUNCULAR VAY
YAŞAR EYİCE
*- ‘HASTANE’ HATIRLATTI
Zamanımızı bilmiyorum.
Bizim zamanımızda, şiirleri, hikayeleri, şarkıları halâ ağızlarda ve hafızalarda olan ünlü edebiyat öğretmenlerimiz vardı.
Hepsi üreticiydi.
Özellikle İzmir Namık Kemal Lisesi’ndekilerden, sitayişle söz etmek isterim.
Tabii ki, her kentimizdeki öğretmenlerimiz süper idiler.
O zamanlardan aklımda, daha önceki hikâyecilerimizden, ‘Hastane odası’ nı, ya da ‘Hasta evini’ anlatması…
Bilenler, okuyanlar şimdi ‘Şıp diye!’ eseri ve yazarımızın adını söyleyeceklerdir.
Konum bir hastanemizin, iki kişilik, her türlü bakımı, teşhis ve tedaviyi yapan sağlık görevlilerinden, öğretim görevlilerine kadar her görevlinin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘İşini yapan en büyük yurtseverdir!’ mealindeki sözlerini, büyük bir özveri ile yerine getirdiklerini gözledim.
‘İstisna’ yok, ‘torpil!’ yok…
Bunu doktorlarımız için söylüyorum, particilik yanı ağır basan bazı idareciler için değil…
Bazıları, herhalde büyük beklentileri olmalı, ya da koltuk rahat oluyor, ya da, spor olarak kabul ediyorlar ki, ‘el etek öpmeye’ de bayılıyorlar.
Beş parmak bir değil ama bazılarının ballı parmağı var.
*- İYİLİK SİZE BAĞLI
Siz iyi iseniz, herkes iyidir.
Bazıları laftan anlıyor, bazıları anlamıyor.
Gelelim iki kişilik odada yatan, ‘şanslı’ hastaya.
‘Hoşgörüden’ ya da ‘yönetimin iradesinden’ yararlananlar, ‘Canımız’ dedikleri hastalarını bırakmıyorlar.
Hasta, bir değil, iki değil her gelene ‘Başına geleni’ anlatıyor…
Bozuk plak gibi aynı sözler dönüyor.
Sanki ‘Buluşma noktası!’ gelen gitmiyor.
Oda insanlarla doluyor.
Bir ara ‘kontrole gelen!’ hekimin sorularını, hasta yerine, misafiri (!) yanıt vermeye başlamasın mı?
Hekim şaşırdı!
Duramadım, bana ne?
Atıldım, ‘Siz değil hasta yanıt verecek!’ dedim.
‘Biliyorum…’ demez mi?
Doktor bana baktı, ben doktora…+
İçerideki gürültüye rağmen, görevini yapmaya devam etti.
Dediğim gibi, gelen gitmiyor, dakikalar, belki de saatlerce bekleyecekler.
Kalabalık duraklarda olduğu gibi…
‘Haklısın! Ama fark etmez, ben de biliyorum!’ gibisinden laflar geveledi.
Sonra da beni gördü, ‘Siz asker misiniz?’ diye sordu.
‘Hayır sıradan emekliyim!’ deyince, ‘Albay emeklisini benzettiğini’ belirtti.
*- HESAPSIZ
Hastaya gelen gidenin hesabı tutulacak gibi değil.
Telefonlar susmuyor.
Siz varlıklı ya da, bir mevki insanının cenazesine gittiniz mi?
Herkes görüntü vermeye gelmiştir!
Cenaze sahipleri bir yana, onlar bir yana…
İş konuşulur, onun bunun dedikodusu yapılır.
Hastayı ziyarete gelenler de, ‘Ay nasılsın? Nerede oturuyorsun, ne yapıyorsun?’ gibi kendi aralarında konuşmaları duydum.
Kimi kendini anlatıyor, birlikte çalıştıklarından şikayetçi.
‘İşlerim iyi!’ diyen yok..
Tabii ki, bu da birilerinin kulaklarını çınlatıyor.
Örneğin biri ‘Yağ ticareti’ yapıyordu.
‘İhracat durdu!’ dedi.
Kulak kabarttım, ‘Halbuki verilen rakamlara ve bakanlara göre işler yolunda’ görünüyordu.
Meğer onun iş yaptığı yurtdışındaki firma ‘Türkiye ile iş yapmayacağız, bir süre!’ diye yanıt vermiş.
‘Şikayetçi’ yorumunu şöyle sürdürdü:
‘Belki de bir başkası ile anlaştılar, bana da böyle, diyorlar.’
Bu arada ‘hilelerden’ de söz edildi.
Bunları, herkesi zan altında bırakmamak için yazmıyorum.
Araştırmak lazım…
*- İMKANSIZ OLAN
Bir hasta yakını koridordu fenalaştı.
Sanıyorum, sıcaktan ya da duraktan hastaneye, bir de gar gibi uzun bina içi yollarda yürümekten bunaldı ve fenalaştı.
‘Aman ne oluyor, doktor, hemşire!’ denilirken, ‘hepsi var, ama yoklar…’ aynen bir politikacımızın dediğine benzer gibi…
Sorduk soruşturduk, neden?
Yönetimden, üst yönetimden ‘Kesin talimat, hasta dışında hiç kimseye bakılmayacak!’
Peki ne olacak?
Ziyaretçi ya da refakatçıya ‘Sivil’ dersek, o acile gidecek, ya da acilden bir hekim çağrılacak!
‘Olur mu, böyle bir saçma uygulama?’ diye düşündük.
Her şeyin cılkını çıkarıyoruz ya, her gelen mutlaka ‘Şuram arıyor, buramda bir şey var!’ diyerek doktor, hemşire ve görevlileri meşgul ediyor, işlerini aksatıyor.
Bunun dışında, ‘Bakacaksın, edeceksin!’ gibi ‘emredici’ laflar kullanıyor, kaba kuvvet gösterenler de görülüyor.
Sağlık personelinin bu nedenle darp edildiği, hatta birçoğunun yaşamını yitirdiğini de biliyoruz.
Sonunda böyle radikal bir tedbir alınmış.
İnsanız, duygularımız, hislerimiz, vicdanımız var.
Eğer bir görevli, kim olursa olsun, bir sivile sağlık konusunda yardımcı olur ve görülürse, hemen hakkında tutanak tutuluyor.
Yani kendi sonunu hazırlamış oluyor…
İş regüle edilir mi?
Orta yol bulunur mu?
Bunu ilerleyen zamanda göreceğiz.
Yazacaklarım çok ama şimdilik bu kadar…
Bir zamanlar ‘AİDS’ e meydan okuduğumuz gibi ‘Enfeksiyona’ da ‘Boş ver!’ demeyi başarıyoruz!
Ama üst yönetimlere, örneğin Sağlık Bakanlığına, YÖK’e, Rektörlere, valilere, bir önerim var:
‘Büyük’ sayılan bütün hastane ve devlet dairelerini, özellikle yaşlılar, engelliler, hastalar için, ne bileyim; ziyaret saatlerinde, yönetimlerin uygun görecekleri saatlerde çalıştırılacak bir şekilde, havaalanlarında olduğu gibi ‘Yürüyün merdivenler’ yapılarak sorun çözülür.
Rahatsız olup da, bir şekilde böyle büyük yapılara gelenlerin nefes alacak imkanı olabilir.
‘Tasarruf’ buralara uğramamalı…
‘İtibar’ yok, ama ‘sağlık’ var!...
*- FIRSATÇI MI, AHLAKSIZ MI?
Ne denir?
‘Sevinmek istiyorsan sevindireceksin, sevilmek istiyorsan sevindireceksin…’
Ama nedense bazı günlerde, bazı yerlerden sevindirici haber almak imkânsız!
Örneğin Nevzat Kaya’nın duyurduğu gibi.
‘Rezerv alanda TOK,İ tarafından yapılıp, hak sahiplerine verilen ve henüz tek kuruş ödemedikleri evleri geçen yıl 10 bin liradan kiraya veren ev sahipleri, bu yıl 35 bin liraya ilan veriyorla!
Bunun adı fırsatçılıktan öte ahlaksızlıktır.
Kimse bana ‘enflasyon yüksek!( demesin,
Üzgünüm ama toplumsal çöküş başlamıştır ve ‘Türk milleti dayanışmacı yardımsever!’ demesin, kimse…
Bir kaç kişi değil bunlar; evlerini kiraya verenlerin tamamı bu şekilde davranıyor.
Bu toplum çökmesinde de ne olsun?’
İşte böyle, kimisi yüzünü güldürüyor, kimisi de ağlıyor, ‘Ağlarsa anam ağlar!’ misalinde olduğu gibi…
*- YALNIZ DEĞİLLER
Bu görüntü yalnız orada değil serbest çalışandan esnafa kadar istisnasız herkeste var!
Adam iki mala, ya da kürek sallıyor iki üç günde birkaç saat çalışıp 25 bin lira alıyor.
İki ampul takıyor bin iki bin lira alıp gidiyor.
Hastanız var, özel cankurtaran (ambulans), ya da aracınız var ‘çekiciiler) öyle fiyat istiyorlar ki, mecburiyetten maaşınızın iki katına katlanıyorsunuz.
Yalan değil, gerçek…
Bir zamanlar ‘Kan emenler!’ ve ‘Sülükler’ diye bunları ve yaptıklarını, nasıl trafik kazalarını takip ettiklerin yazmıştım.
Bir okuyucum, böyle durumları, ‘Maalesef 600 yıllık Osmanlı biat kültürü etkisinde genetik yapı değişiyor!’ olarak nitelemişti.
Okuyucularımızdan İsmail Olukçu bey, ‘Ev kira artışı yüzünden, İzmir’i terk etmek zorunda kaldım. Orta sınıf çökmüştür…’ yazmıştı.
İşi, gücü her şeyi Karşıyaka’da olan, arkadaşım Ziynet Hanım da, bu nedenle Antalya’ya taşınmak zorunda olduğunu bana söylemişti.
Ama nedense sinirlerimize hakim olamayarak, bazen ani atak yapıyor, ağzımızdan belki istem dışı laflar çıkıyor.
Bu lafları genelde özel gün ve duyumlarda, örneğin seçim zamanları çok duyarız.
Celalettin Dikkaya, ‘zalimce’ istek ve artışları yapanlara, ‘Evet bunların evleri çöktüğünde kurtarmaya gitmiştik. Şimdi çok pişmanım…’ diyor.
Sakın ha, felaket başka, fırsatçılık başka…
*- TÜRK OLMAK
Selahattin Haseki bakın ne diyor?
‘Türk olmak, erdemli olmaktır...
Her kim muradına ermek isterse Türklüğe bağlı kalsın.
Çünkü Türklük; temiz yüreklilik, mertlik, merhamet, adalet, hak tanırlığın hamuruyla yoğrulmuştur.
Bu hasletler Türk'e tanınmış Tanrı ikramıdır...’
Divanü Lügati't-Türk’ten alınmış sözler.
‘Türk Bilgeliği’ isimli bölümde bunlar, çok zaman önce yazılmış.
Tarihten böyle gelmiş, ama ya şimdi?
*-
Yorumlar
Yorum Gönder