ÇEŞME'DEKİ KIZIL KENT!

YAŞAR EYİCE *- RUMELİ’DEN ANAVATANA BÜYÜK GÖÇ Bir ara onlardan söz etmiştim. Kendilerini tanıttıklarında, ‘Biz Rumeliyiz Platformuyuz!’ demişlerdi. Hedef ve amaçları da, dikkatinizi çekerim, her zaman her yerde ve işte olduğu gibi ‘Bugüne kadar yapılamayan projeleri tek tek gündeme taşımaya çalışıyoruz!’ idi. Mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum. Bir ermeni arkadaşım, ‘Bizler ezikiz!’ demiş ama kabul etmemiştim. Asıl yıllarca ‘ezik’ durumda olanlar, bu yurdun öz evlatları saydığım Rumeliler, adalılar, Giritliler, Boşnaklar, yani Türkler,,, Osmanlı’da da böyle olmuş, 700 hatta bin yıllık bir zincir hayatını Gazi Mustafa Kemal Atatürk çözmüştü. Geçenlerde ‘Gaziler Günü’ sözde kutlandı. Bir iki beyanat, bir iki yerde yürüyüş ve çelenk merasimleri… Böyle mi olmalı? Aynen, bana ‘Kravat hediye edilen’ Polis Günü ve Haftasında olduğu gibi… Olmaz ve olmamalı… Değerlerimize sahip çıkmazsak, kim çıkacak? Gidin yurtdışına da görün… Ama birbirimizi sevmemeyi öğrendik, ‘Hadi canım!’ demeyi… Kim litarüterimize sokmuşsa sokmuş; ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!’ diye… ‘Yuh bizlere!’ *- KOLAY DEĞİL Biz Rumeliyiz Platformu ‘8 Ekim Rumeli’den Anavatana Büyük Göç Anma Günü’ etkinliği düzenlemişti geçen yıl. Bu yılki programlarını bilmiyorum. Proje kapsamında anıt yapılması için gerekli çalışmalar aralıksız sürdürülüyordu. Ama bunun için de, bir değil bin kişi ile görüşmeleri gerekiyor, Yani kolay bir iş değil, çünkü çoğu zaman, sözde ilgili ve yetkili kişiler, ‘Tamam, haklısınız, arkanızdayız!’ derler, sonra da kendi başlarına kaldıklarında, ‘Bütün işler bitti de, sıra buna mı geldi?’ deyip konuyu 5 numaralı dosyaya kaldırırlar. Yani boş vermişlerdir! Bu da liyakatsizlikten, bilgisizlikten, ilgisizlikten, bıkkınlıktan kaynaklıdır. Daha ne diyeyim? Hepimiz bir başka şekilde bunları yaşamıyor muyuz? *- SOYKIRIM, SAVAŞ ve AÇLIK Anımsatayım: Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında Rumeli’den yaklaşık 5 milyon Türk ve Müslüman, yüzlerce yıldır yaşadıkları topraklardan Türkiye`ye göç etmek zorunda kaldı. Milyonlarcası da soykırım, savaşlar ve açlık nedeniyle öldü. Türk ve Müslümanların yaşadığı bu soykırım ve göç tarihte yeterince vurgulanmayan en büyük olaylardan biridir. Rumeli’nin tarihinde yaşanan soykırım ve göçler ne Türkiye, ne de dünyada yeterince anlatılmamaktadır. Türk milleti bu trajik dönemi ve olayları hiç bir zaman unutmamalı ve dünyaya unutturmamalıdır. Bu kapsamda yapılacak olan anıt bu büyük göçün en önemli göstergesi olacaktır. Balkan Savaşları’nın da yaşandığı 1910-1914 yılları arasında Balkan haritası büyük ölçüde yeniden çizildi. Buna paralel olarak Balkan demografisi de büyük değişikliklere sahne oldu. Bu hareketlilik ve değişimin hem Balkan coğrafyasının kendi içinde hem de Osmanlı Devleti ve özellikle Türkiye coğrafyası için son derece önemli sosyal, siyasî ekonomik ve demografik sonuçları var. *- ‘ZOR DOSTUM ZOR!’ 1821-1922 arasında, 5 milyondan fazla Müslüman’ın topraklarından sürüldüğü, beş buçuk milyon Müslüman’ın da öldüğü belirten, Balkanlar'daki soykırımın, tarihin en büyük soykırımı olduğu dile getiren, Biz Rumeliyiz Paltformu, tüm Türkiye ve Dünya’da Rumeli’deki soykırım ve göçün her yıl belli bir günde anılması için "Rumeli'den Anavatan’a En Büyük Göçün Anma Günü" ilan edilmesi çağrısında bulunmuştu. Ama bildiğin kadarıyla bugüne kadar bir yanıt alamadılar. Bu anma gününde uluslararası seminerler, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmesi, yayınlar yapılması ve kitaplar yazılma sı gerektiği vurgulanıyor, ama birkaç kişi tek başına, ya da küçük sayılacak bir topluluk kendi kısıtlı imkanları ile başaramaz. Zor dostum, çok zor. Karşıdan göründüğü gibi değil. *- KANMAYIN- İNANMAYIN Sonuç olarak: Rumeli’den Türk ve Müslümanların zorunlu göçü (göçürülme) Balkan Savaşlarından çok önce başlamış olmasına rağmen Balkan savaşları yakın hafızamızda yer etmesi, insani ve siyasi sonuçlarının en ağır olması nedeni ile tarihi bir dönüm noktasıdır. Belirtmeye çalıştığım gibi: Platform açıklamasında; Anma günü için farklı tarih seçenekleri içerisinde en anlamlı ve sembolik günün literatürde Balkan savaşlarının başlangıç günü kabul edilen 8 Ekim günü olmasını önermişti. Bu tip girişimlerin başarıya ulaşmasında en önemli etken kamuoyu oluşturulmasıdır. Uluslararası mahkemelerde kabul edilmiş Srebrenitsa soykırımı bile ancak geçen yıl, Birleşmiş Milletler kararından sonra kabul edilip yasalaştı. Bu arada bir gerçeğe de deyineyim: Maalesef her yerde, her zaman önümüze gelen, ‘bölünme’ bu Rumelili kardeşlerimizin içinde de bulunuyor. ‘Sen- ben’ kavgaları oluyor. Bazıları siyasallaşıyor ve bundan yararlanmaya çalışarak, bütünlüğü bozuyor. Ya da bazı iç ve dış etkilerin, algı operasyonlarının etkisinde bırakılıyorlar. Bu da ayrı ve önemli bir konu… Politikacılara, yöneticilere sesleniyorum, Yapmayın, etmeyin… Sinek küçük ama mide bulandırır. Bir iki bedava seyahat, bir iki maddi ve manevi sözde desteklere kanmayın. *- KIZIL KENT İstanbul Beşiktaş’tan okuyucum, Sinema Oyuncusu Berrak Öztekin isimli gencimiz araştırmalara ve de Ege hayranlarından. Gerçekte kendisi Ankaralı… Çeşme’yi ve Urla’yı bir iki kez tatil için tercih etmesine rağmen, arada sorular yönetiyor. Yani öğrenimi açık… Ben de sevgili Berrak kızımız için araştırdım ve Mehmet Durur’un notlarından, derinlemesine öğrendim, Erythrai (Ildırı) Çeşme’yi… Çeşme’nin 20 km kuzey doğusunda yer alan Ildırı köyünün antik dönemdeki adı Erythrai olduğunu… Zaten oralarda araştırmalar sürüyor. Erythrai sözcüğünün Yunanca’da ‘Kırmızı’ anlamına gelen Erythros‘tan türediği kent toprağının kırmızı renginden dolayı Erythrai’nin ‘Kızıl Kent’ anlamında kullanıldığı sanılıyor. Bir başka varsayıma göre ise kent adını ilk kurucusu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythro’tan almıştır. *- ‘DEĞİRMEN TAŞLARI’ ÜNLÜ İDİ Kentte ele geçen bulgular bu yörede İlk Tunç çağından bu yana yerleşimin olduğunu gösteriyor. İkinci Kolonileşme döneminde kent, Atina kralı Kadros soyundan gelen Knopos yönetimindeydi. Başlangıçta krallık ile yönetilen kent sonraları yine kral soyundan olan ancak halkın seçtiği Vasileuslar tarafından yönetildi. İon kentlerinin aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasal birliğe katıldılar. Kent Payhagorasla birlikte kısa süreli tiranlık dönemi yaşamış, bu dönemde üreterek dışarı sattığı değirmen taşları ile önem kazanmıştı. *- BAĞIMSIZLIĞIN KAZANILMASI ve KAHİNLER! Erythrai, Lidya ve daha sonrada Persler’in eline geçer. Pers boyunduruğuna karşı diğer İon kentleri gibi ayaklanmaya katılan kente, bütün İon kentleri ile birlikte MÖ 334’te İskender, ‘bağımsızlığını’ kazandırır. İskender’in ölümünden sonra ortaya çıkan kargaşalar sonucu birçok el değiştiren Erythrai, Pergamon (Bergama) Krallığının eline geçer. MÖ 133’te ise Roma İmparatorluğu içinde ‘özgür bir kent!’ statüsü kazanır. Bu dönemde şarabı, keçileri, değirmen taşları ve ‘kadın kahinler’i Sibyl ile Herophile ile ün kazandı. Herhalde bu kahin denilen falcılar günümüzde yaşasalardı, lüks içinde yaşarlardı, İstanbul’dan gelen meraklılar sayesinde… *- TÜRK EGEMENLİĞİ MÖ 1.yüzyıl’da depremler, savaşlar ve Romalı komutanların yağmaları yüzünden büyük yıkıma uğrayan yöre, Bizans döneminde önemini yitirdi. ‘1366’da Türk Egemenliğine’ girdikten sonra da Erythre, Rhtyrai, Lythri gibi değişik adlar alan yöre; 16.yüzyıl’dan sonra İlderen ve Ildırı adlarıyla anılmaya başladı. Şehirde 1963-1966 yılları arasında Prof. Hakkı Gültekin ve sonraları Prof. Ekrem Akurgal tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. İlk önce MÖ 3.yüzyıl sonralarında yapıldığı sanılan Akropol’ün kuzey yamaçlarındaki antik tiyatro toprak altından çıkarıldı. Akropolün en yüksek düzlüğünde yapılan araştırmalarda da Athena tapınağına ait kalıntılar bulundu. Şehrin etrafının 5 km uzunluğunda surla çevrili olduğu anlaşıldı. Tiyatro kısmen açığa çıkarıldı. Araştırmalarda akropolde MÖ 6. ve 7.yüzyıl’dan kalma çanak, çömlek, taş ve topraktan figürler bulundu. *- BİRAZ DAHA SABREDECEĞİZ Önce Ali Kıray’ın görüntülemesi ve bizim de ele almamız ve kamunun harekete geçmesiyle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın da ilgilenmesiyle, metronun ‘Ağır bakıma alınan yürüyen merdivenler’ ekim ayı sonuna kadar etap etap açılacak, Hatırlayan olacaktır; bu işlerin başındakiler görevden alınmış ve yeni bir genç ekip yetkili kılınmıştı. Metro istasyonlarında yıllardır süren kullanım nedeniyle aşınan ve kazalara neden olmaya başlayan yürüyen merdivenleri ağır bakıma alan İzmir Büyükşehir Belediyesi, 12 Eylül Perşembe itibariyle 27 yürüyen merdiveni tekrar hizmete aldı. Bakım süreci devam eden 30 yürüyen merdiven de ekim ayı sonuna kadar etap etap devreye alınacak. *- YARALANANLAR OLDU İzmir Metro AŞ yönetimi, yaralanmalara da neden olabilen yürüyen merdiven arızaları sonrası, merdivenleri incelemeye almış ve toplam 194 merdivenden ağır bakım ihtiyacı görülenleri gruplar halinde devreden çıkararak bakım süreçlerini başlatmıştı. Ağır bakıma alınan bu merdivenlerin yenilenmesi ve yeniden güvenli şekilde çalışabilmesi için gerekli parçaların üretim ve temin süreçleri sonuçlanmaya başladı. *- ASANSÖRLERDE DURUM Tüm metro istasyonlarında toplam 84 asansör hizmet veriyor. Yalnızca 6'sı, ağır bakım zamanı gelmiş olduğu için devreden çıkarıldı. Bunlardan ikisi 12 Eylül Perşembe günü açıldı. Halen 80 asansör sorunsuz şekilde hizmet veriyor. Kalan 4 asansörün de tamir ve bakım çalışmaları en kısa sürede tamamlanacak. *- BUCA METROSU’NDA TEMPO ARTTI Çok iyi anımsıyorum. Yıllar önce İzmir metrosunun Hatay- Üçyol’da temelinin atıldığı ya da çalışmaların basıldığında, ileride sorun olmaması ve yapımının savsaklanmaması için, Buca yönüne doğru da 100 metrelik kadar tünel açılmıştı. Eğer bu metro hattının başlangıç töreni o zaman açılmasaydı, bugün yapılması neredeyse imkansız ya da çok büyük, karşılanması ise çok güç masraflara, giderlere yol açacaktı. Yani ileriyi görenler oldu. Gelelim zamanımızı; Buca Metrosu’nda çalışmalar hızla ilerliyor. İlki 22 Ocak’ta çalışmaya başlayan ve kademe kademe hatta giren 4 tünel açma makinesi bugüne kadar 5,1 kilometre tünel kazdı. Yaklaşık 8 aylık süreçte artan tempoyla tünellerin yüzde 26’sı açılmış oldu. *- İZMİR’İN KAYNAKLARI İLE Üçyol-Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Kampüsü-Çamlıkule arasında 13,5 kilometrelik hatta hizmet verecek Buca Metrosu’nda, iki tüp halinde olacak tünellerin içinde tünel açma makineleri (TBM) hızla yoluna devam ediyor. İlki 22 Ocak 2024 tarihinde çalışmaya başlayan tünel açma makinelerinin diğerleri ise; 4 Mart 2024, 15 Nisan 2024 ve 13 Mayıs 2024’te hatta indi. General Asım Gündüz İstasyonu ve Buca Koop İstasyonu’ndan aşağı indirilen tünel açma makineleri hattın hızla tamamlanmasını sağlayacak. Binlerce kişinin açılmasını heyecanla beklediği Buca Metrosu’nda çalışmalar General Asım Gündüz, Buca Koop, Dokuz Eylül, Çamlıkule, Hasanağa Bahçesi istasyonları ve İzmirspor bölgesindeki hat başı şaftı olmak üzere 6 bölgede sürüyor. Dört TBM ile yaklaşık 8 aylık süreçte 5,1 tünel kazılırken, tünellerin yüzde 26’sı kazılmış oldu. *- GÜNLÜK 400 BİN YOLCU Üçyol, Zafertepe, Bozyaka, General Asım Gündüz, Şirinyer, Buca Belediyesi, Kasaplar Meydanı, Hasanağa Bahçesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Koop ve Çamlıkule istasyonlarının bulunduğu Buca Metrosu, Fahrettin Altay-Bornova arasında çalışan mevcut metro hattı ile Üçyol İstasyonu'nda, İZBAN hattı ile Şirinyer'de entegre olacak. Bu hat üzerinde tren setleri sürücüsüz olarak hizmet verecek. Buca’nın en uzak mahallesi Çamlıkule ile İzmir Körfezi arasındaki ulaşım süresi 15 dakikaya inecek. Yapımı süren Buca Metrosu’nun araçlarla birlikte 765 milyon Euro’ya tamamlanması öngörülüyor. Hat işletmeye açıldığında günlük yolcu sayısının 400 bin olması bekleniyor. *-

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BÖYLE BİR ANLAŞMA GÖRÜLMEDİ... DENİZİ YOK ANLAŞMAYA LİMANLAR KONULDU...

ANAHTARI SİZDE OLMALI

SAHTEKARLIĞI NORMAL KARŞILIYOR!