KOLAY DEĞİL BE USTA!
YAŞAR EYİCE
*- GİTTİM, GELDİM!
1 Nisan Şakaları değil!
İzmir televizyonundan (Ege TV) haberleri dinlerken, birden irkildim:
‘Yaşar Eyice Mustafa Kemal Bulvarı’nda, bir bisikletliyi ezerek öldürdü!’ başlığıyla olayı ayrıntısı ile veriyordu.
Ben bu haberi dinlerken, İzmir’den çok uzaklarda idim.
Ne yapacağımı şaşırdım…
‘Acaba birisi benim kimliğimi mi kullanıyordu?’ diye düşündüm.
Çünkü bir arkadaşımın kimliği kopyalanmış, fotoğrafı haricinde tıpa tip kendi kimliğinin bir sureti çıkarılmıştı.
‘Sureti’ yani ‘benzeri’ değil tıpatıp aynısı.
Nasıl olduysa, bu ‘sahte kimlik’ ile elektronik pahalı eşyalar ve son model an pahalı cep telefonu bile almışlardı.
Olay evine ‘icra’ gelince ortaya çıktı.
Halâ bu sıkıntıdan, beladan kurtulamadı, çeşitli ilgili devlet dairelerine, yetkililere ifadeler vermesine rağmen…
Nereden biliyor?
Kendi kimliğinin sahte fotoğrafla benzeri ile yaptığı alışverişin, uygulamaya aldığı bir program sayesinde bilgisi olduğunda…
Öğrendiğime göre, aynı dolandırıcılık sistemini kullananlar var.
Aman dikkat…
Bizimkisi isim benzerliği soyadı da aynı…
*- MERAKLI İDİM…
Demek İzmir’de aynı isim ve soyadında en azından bir kişi daha var.
‘Geçmiş olsun!’ dileklerimi buradan gönderiyorum.
Gençliğimde hep ‘Eyice’ soyadında biri daha var mı?’ diye merak ederdim.
O zamanlar PTT’nin her şehir için çıkardığı sarı yapraklı telefon rehberleri vardı.
Her seyahatimde, o kentin telefon rehberini alır, alfabetik sırada soyadımı arardım.
Sadece bir kere ‘Akbaba’ isimli bir dergide, Mersin’den hikaye yazmış bir ‘Yaşar Eyice’ye rastlamıştım.
Daha sonra ise, Bornova Manavkuyu mahallesinde, Mustabey’in çiftliğinin karşısında, Bornova ovayolu üzerindeki bir küçük yerleşim alanında, ‘Erzurum Çay Ocağı- Yaşar Eyice’ levhasını okumuştum.
‘Eyice’ soyadlı bir Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral ile İstanbul’da bir iki tane ‘profesör’ sıfatlı akademisyen vardı.
*- GECE YARISI TELEFONU
ESHOT’tan emekli, İzmirsporlu arkadaşım Bilgin Önder gece yarısı telefon etti.
Hepimiz biliriz, gece yarısı, ya da sabah erken saatlerde ‘Seher vakti!’ arayan olursa pek ‘hayra’ yorulmaz…
Yine hepimiz biliriz, ‘Kütü haber’ zamanından önce size ulaşır…
Bilgin Önder arayınca, ‘Hayırdır!’ diyerek telefonu açtım, ‘Ohh şükür!’ diye lafa girdi;
‘Öldün sandım! Ondan merakla sesini duymak için bu saatte aradım!’ dedi.
Ben de şaka ile karışık şu yanıtı verdim:
‘Gittim geldim, dostları merak ettim!’
Gülüştük, güzelliklerden söz ettik.
*- SORMAKTAN ÇEKİNMEYİN
Ne zaman yanımıza bir stajyer geldiğindi, ona ilk söylediğim şudur:
‘Karşındakine ismini ve sıfatını mutlaka soracaksın.
Hatta gerekirse, kağıt kalem uzatıp mutlaka kendisinin yazmasını rica edecek, sonra da okuyacaksın.
Doktor yazısı gibi olursa, eczacı gibi sende okuyamaz, kendi kendine söylenirsin’
Örneklerini de veririm bu isim ve sıfat konusunun ne kadar önemli olduğunun.
Çoğu kimse ne bilir, ne anlar, bu söylediklerimin değerini…
‘Doktor’ deyince aklıma geldi.
Yine bir Nisan şakası değil…
*- KALABALIK AİLE
Bornova’da Mustafa Açıkel adında bir çocukluk arkadaşımız vardı.
Çok sayıda kardeşi vardı.
Bir gün annesi Ayşe Hanım kendisine hamile olmuş.
‘Bu da kız olacak!’ diye düşünmüş.
Bizim çocukluğumuzda ne ‘ultrason’ vardı, ne de benzer annenin taşıdığı çocuğun erkek ya da kız mı olacağını önceden haber verecek!
Aklımda kaldığına göre hamilenin karnı sivri ise ‘erkek’ olacak, yoksa ‘kız’ olacak diye düşünülürdü.
Aileler, minderin altına bıçak ve makas koyarlardı.
Eğer gelin ‘Bıçağın’ altında olan mindere, şilteye oturur da ‘erkek’ aksi halde ‘kız’ olacağı düşünülürdü.
Kahve falı gibi bir şey işte!
*- BAZI İNANIŞLAR
Tekrarlıyorum:
Hamilelik sürecinde bebeğin cinsiyetini tahmin etmek için birçok geleneksel inanış ve yöntem bulunuyor.
Bilimsel olarak bebeğin cinsiyeti gebeliğin belirli haftalarında ultrason ile öğrenilebilirken, halk arasında bazı belirtilere dayanarak tahminler yapılır.
İşte bazı yaygın inanışlara yeni örnekler:
Mide bulantısı: Şiddetli sabah bulantıları yaşayan kadınların kız bebek beklediğine inanılır.
Aşerme:Tatlı yiyecekler aşerenlerin kız, tuzlu ve ekşi yiyecekler aşerenlerin ise erkek bebek beklediği söylenir.
Bebeğin nabzı: Nabzı 140’ın üzerinde olan bebeklerin kız, altında olanların erkek olduğu düşünülür.
Linea nigra çizgisi: Göbek deliğinde duran çizginin kız, göğüse kadar uzanan çizginin erkek bebek işareti olduğu söylenir
Bu inanışların bilimsel bir dayanağı olmasa da, eğlenceli tahminler yapmak için kullanılabilir.
Eminin, sizin duyduğunuz başka geleneksel yöntemler de vardır, yörelere göre.
*- ÇIKMAZ!
Geçenlerde bir şarkı yarışmasını izlerken, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden katılan bir gencimizle yapılan söyleşide şöyle demişti;
‘Ya çıkarsa!’
Yani talihini denemiş, kazanma ihtimali için aklından geçen buymuş;‘
‘Ya çıkarsa!’
Ben de yeri gelmişken söyleyeyim:
‘Kesinlikle piyango bileti almıyorum, çünkü şansa talihe inanmıyorum…’ anlayan anlar ne demek istediğimi…
‘Ya çıkarsa!’ diye bir şey yok…
*- ‘YETER!’ DEYİNCE
Görüntüler ve düşünceler Ayşe Hanımın yine bir kız çocuk doğuracağı yönündeymiş.
Kendisini de buna inandırmış.
Kalkış İzmir’e, o yıllar doktorların bir arada olduğu Konak’da, Kemeraltı’nın girişindeki ‘Birinci Beyler Sokağı’na gitmiş.
Ünlü bir kadın- doğum doktoruna gidip, düşüncesini söyler ve ‘Bunu aldırmak istiyorum!’ der.
Yani ‘koca- karı sistemini’ uygulamak istemez.
Doktor da kendisini dinleyip, rahatlatıcı sözlerden sonra Ayşe Hanım’a bu operasyonun ‘300 liraya’ mal olacağını söyler.
Ayşe Ablamız da, ‘Ben sana bu kadar büyük para ödeyeceğime, bu para ile kızımı büyütür çeyizini de hazırlarım!’ der.
Bunları espriyi seven, bizi her zaman güldüren Mustafa Açıkel’den duymuştum.
İnanılacak gibi değil bence.
Ama nedense aklımda kaldı.
Ha sahi, Ayşe Hanım, herkesin de kendisinin de ‘kız’ dediği bebek, erkek olmuş, yani bizim Mustafa Açıkel’i doğurmuş…
Benden bu konular şimdilik bu kadar…
*- BİLGİSAYAR HESABI
Maden Mühendisi Göksel Yelken, Ekrem İmamoğlu için Maltepe’de (Anadolu Yakası) düzenlenen ‘Demokrasi mitingine’ katılmak için Bornova grubuna katılmış, İstanbul’a gelmiş.
İfadesine göre;
Meydanı dolduran kalabalığın bir o kadarı değil, daha fazlası dışarıda ve yollarda imiş.
‘En az 3 milyon kişi vardı!’ dedi.
‘Bunu nereden biliyorsun?’ diye sordum.
Meydandaki kalabalığı ölçüleri vererek bilgisayara hesaplatmış.
Ayrıca İstanbul’daki dostlarını ziyaret etmek ve kalabalıkta ezilmemek için son bölümden önce yola çıktığında görüntüyü görmüş.
Uzun uzun anlattı.
‘Yaşlılar gitmedi, kilometrelerce yolu yürümemeleri için!’ diye bir yorum yaptım.
‘Yok, ben tekerlekli sandalye ve baston ile mitinge katılmaya çalışanlara rastladım’ yanıtını verdi.
Birkaç televizyon kanalı mitingi canlı yayınladı.
Herkesin kendine göre mutlaka yorumu ve düşüncesi vardır.
Benim konum bu değil, asıl önemli noktayı vurgulamak ve yetkililerimizin dikkatine sunmak istiyorum.
*- YÜRÜYEREK DAHA ÇABUK
Yine Mühendis Göksel Yelken’le söyleşimizde öğrendim:
Dediğine göre:
‘Bayram tatilinde İstanbul’un boşalacağını sanmıştım.
Yanıldım.
Örneğin; Ramazan Bayramı’nın ikinci akşamı firmanın servis aracına binip otogara gitmek için Boğaz yolunu seçmiş.
Altlarında bir arkadaşının özel aracı olmasına rağmen Bebek semtinden, Boğaz yolu ile altı kilometrelik yolu iki buçuk saatte geçmiş.
Dur- kalk ile Arnavutköy- Kuruçeşme- Ortaköy üzerinden Barbaros Bulvarı üzerindeki otobüs terminaline giderken izlenimlerini şöyle anlatıyor:
‘İki şerit araçlar caddeleri ve ara sokakları doldurmuştu.
Tek şeritte uzun kuyruklar vardı.
Özellikle Ortaköy ile Beşiktaş İskelesi ve meydanı arasında Çırağan caddesinde binlerce çift şerit araç kuyruklarını bir yana bırakalım, İzmir’in Kemeraltı ya da İstanbul’un Mahmutpaşası gibi kalabalık yürüyerek karşılıklı gidip geliyordu.
Kalabalıktaki gençler dikkatimi çekti.
Hepsi askerlik çağında diyebilirim.
Çoğunluk da Arapça ya da yabancı dilde konuşuyordu.
*- BAYRAM NEDENİYLE
Göksel beyi dinlemeye devam edelim:
‘Hepsinin de giyimi genelde iyi, sportmen yapıdaydılar.
Bebek arabalı aileler de vardı.
Çocuk yaşlarda olanlar da…’
İstanbul’da Bayramın iki günü böyleydi.
Araçlar arasında su satan bir gence, ‘burası hep böyle mi?’ diye sorduğumda.
‘Yok ağabey, Bayram diye bu kalabalık var!’ dedi.
Benim izlemimim böyle.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, iç kısımlarda da, ne kadar açık halka açık yerler varsa hepsi ağzına kadar doluydu.
Kapalı olan Mısır çarşısı ile Kapalı Çarşı idi.
Belediyenin yönetimindeki Yerebatan Sarnıcı’ndaki kuyruk dikkat çekiyordu, aynı şekilde cafeler ya da lokantalar, pastaneler gibi…”
*- KUYRUK VAR
Maden Mühendisi Göksel Yelken, uzun kuyruk nedeniyle Yerebatan Sarnıcı’na girememiş.
Aynı şekilde Kapalı Çarşı’ya da, Mısır Çarşısına da…
Mahmutpaşa boştu ama Sultanahmet çok kalabalıktı.
Aynı Boğaz ve Babaros Caddesi gibi ana caddeler de.
Toplu ulaşım ücretsiz olduğundan her zamanki gibi ana baba kalabalığı vardı.
Demek ki, İstanbul’da uzatılan Bayram Tatili birçok kişi ya da aileye ‘fırsat ‘ yaratmamıştı.
Bazılarına ise yaramıştı.
Ben de Göksel Yelken’in merakla girmek istediği ama bir saat kuyrukta beklemeyi göze alamadığı Yerebatan Sarnıcı’nı bilmeyenlere tanıtmaya çalışayım:
*- YILLARIN İZİ VAR
Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un en etkileyici tarihi yapılarından biridir. M.S. 542 yılında Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa edilen bu sarnıç, şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmıştır. İçerisindeki ‘Medusa başlı sütunlar’ ve mistik atmosferiyle ziyaretçilerini büyüleyen bu yapı, günümüzde müze olarak hizmet vermektedir.
Yerebatan Sarnıcı'nı ziyaret etmek istersen, Fatih ilçesinde, Sultanahmet bölgesinde yer alıyor.
Ziyaret saatleri 09:00 - 22:00 arasında olup, giriş ücretleri farklı kategorilere göre değişiyor.
Tam bilet 300 lira, öğrenci 75 lira…
İstanbul Büyükşehir Belediyesi içerisini öyle güzel hale getirdi ki, anlatmakla olmaz, mutlaka kuyruğa girip hayranlıkla seyretmek gerekiyor.
Belki bir gün bu güzelliği daha geniş bir şekilde beğenize sunarım.
*- ‘TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK MİTİNGİ’
Ara başlık sizi meraklandırmış olabilir!
Ansiklopetik bir bilgi falan değil, bu başlık.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir’deki Bayramlaşmalardan sonra Silivri’deki Marmara Cezaevi’ne giderek, siyasi bazı mahkumları ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti.
İmamoğlu’nun, Maltepe’den sonra, Türkiye’nin sekiz şehrinde yapılması düşünülen mitinglerden en büyüğünün en son İzmir’de yapılmışını istediğini anlattı.
Dr. Cemil Tugay, mevkidaşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bu isteğini İzmirlilere, Bayraklı’da sordu:
‘Türkiye’nin en büyük mitingini yapmaya var mısınız?’ diye.
Bu özel istek mitingi için topluluktan şu yanıt çıktı:
‘Evet!’
Başkan Tugay, ‘Demokrasi için, özgürlük için, eşitlik için daha çok çalışmaya devam edeceğiz’ dedi ve şöyle konuştu:
‘Gece gündüz çalışıyoruz. Uzun yıllardır beklenen Buca Onat Tüneli, Buca Metrosu, En büyük işlerden bir tanesi önümüzdeki bir iki hafta içinde hizmete açacağımız Çiğli Arıtma Tesisi’nin 4. fazıdır.
12 yıldır beklenen bu projeyi tamamlıyoruz.
Açtığımız anda Türkiye’nin en büyük arıtma tesisi olacak.
Şu anda kavşak, yol, bulvar gibi önemli çalışmaları sürdürüyoruz.
Biz bu dönemde çok fazla baskıya maruz kaldık diye çok fazla kendimizi anlatmaya çalışmadık.
Ama hiçbir gün boş oturmadığımızı, her gün çalıştığımızı, İzmir’in bütün ilçelerine, mahallelerine dokunacak işler yaptığımızı söyleyebilirim.’
Bakalım Maden Mühendisi Göksel Yelken, tarihi önümüzdeki günlerde belli olacak mitingden sonra bana yine rakam verebilecek mi?
*- BUGÜN SIRADA BİR ŞİİR VAR
Trabzonlu Şair Mustafa Bulan, Pendik’te 2021 yılında yazdığı ve şairler antolojisinde yayınlanan, ‘Kolay Değil Be Usta’ başlıklı şiirini yayınlamamı, daha doğrusu üzerinde durup yorum yapmamı ve yayınlayıp yayınlamayacağımı merak ettiğini bir iki satırla belirtmiş.
Takipçilerimin sadece mektuplarını, sıkıntılarını, mutluluklarını, yaşadıklarını paylaşacak değilim..
Mustafa Bulan’nın tahmininden fazla ‘şiir sevenlerin’ olduklarını biliyorum.
İşte sevgili Mustafa Bulan’ın şiiri…
Yorumu ve tabii ki beğenisi sizlere kalmışl
*- KOLAY DEĞİL BE USTA
Bu kadar çok cana canana kıyılanda
Sevmek, aşık olmak kolay değil be usta!
Sabahattin Ali’den Cemal Süreya’ya
Hep aşkı yazdılar, okuyalım be usta!
Hüznün, hasretin şairi Ahmed Arif’ten
Aşkın gizemli şiirlerini okurken
Canilerden, eblehlerden ve eziklerden
İğrenirim fazla, iğrenirim be usta!
Zorla güzellik olmaz, neden görmüyorlar?
Kadınlara ve çocuklara kıyıyorlar.
Mazide kalmış yaşanan büyük sevdalar!
Vuralım soysuzlara, vuralım be usta!
Kendini mecnun sanıyor kimi zorbalar!
Cahit Külebi’yi hikayeden okurlar...
Atalım inlerine yesin aç çakallar;
Temiz ellerimiz kirlenmesin be usta!
Çok hadsizler var dolaşır hep aramızda!
Yalan, dolan, riya… utanma yok bunlarda!
Bu kadar çok pişkin hadsizin arasında
Öyle had bildirmek, kolay değil be usta!
Her haltı işleyip suç atarlar Allah’a!
Yaptıkları, yedikleri kadermiş; haşa!
Biz sözü verelim Mehmet Akif Ersoy’a
Bildirsin hadlerini, bildirsin be usta!
Sonra Pir Sultan’a, Sezai Karakoç’a…
Canlarını okusun hep acımasızca!
Aradan çekilelim kenara, usulca...
Olmayalım hedef, olmayalım be usta!
Bu kadar tutarsız alçağın arasında
Güzel bakmak zordur ve güzel konuşmak da.
Çok küfür var Neyzen Tevfik’de, Can Baba’da;
Savursunlar bazen, savursunlar be usta!
Olmasa babamın o gizli heybesinden
Şöyle hiç gün yüzü, güneş görmemişinden
Sallayalım ağır okkalı küfürlerden;
Başka anlamazlar, sallayalım be usta?
Bu kadar riyakâr, münafık arasında
Böyle sessiz kalmak çok zor, kayıtsızlık da…
Sözü verelim Namık Kemal’e, Gökalp’a
Vursunlar her birini, vursunlar be usta!
Olmasa hicvin ustası Şair Eşref’len
Birlikte vuralım şunları tam böğründen...
Biz doğru bakalım kendi zaviyemizden;
Mahşeri düşünelim, hesap var be usta!
Dalkavuk tipler var, dolaşır ortalıkta!
Bu kadar yalaka dalkavuk arasında
Şöyle hafif, en masumundan bile olsa
Yalana başvurmak kolay değil be usta!
Anlamlı sözler var Şair Ziya Paşa’da
Ve it demeden it’i anlatsın onlara...
Hedef oluruz, biz kalmayalım arada!
Yalandan dolandan hep kaçalım be usta!
Bu kadar çok doğa düşmanı arasında
Taş dikmek bile zor bir mezarın başına!
Hele dallarından çiçekler koparmak da...
Hep sevelim doğayı, sevelim be usta!
Onlar için çok sözler var Veysel Baba’da...
Bilirim, dilinden pek anlamazlar ama
Bizler anlayalım, yapmayalım bir hata...
Doğayı koruyalım, yanarız be usta!
Hep gösteriş yapıyorlar kıble yolunda!
Resimler çekip paylaşıyorlar medyada!
Bu kadar dinbaz, din baronu arasında
Secdeye yönelmek kolay değil be usta!
Saflarda öndeler, bizler kaldık arafta!
İnsan Allah ile kalamıyor baş başa!
Yine Mehmet Akif onları eder ifşa!
Kıblemiz düzgün olsun, şaşarız be usta!
Hırsızlık yaparken çekmiyorlar besmele;
Ancak yerken çekiyorlar yüksek ses ile(!)
Bir de haram olurmuş yenirse sol elle(!)
Allah’tan korkmazlar, biz korkalım be usta!
Horlayanlar çok, yankı yapıyor uzayda;
Uyuyorlar ayağa kalkmış olsalar da…
Bu kadar uyurgezer, gafil arasında
Öyle rahat kalmak kolay değil be usta!
Soralım geleceği gören üstatlara;
Uğur Mumcu’ya, Necip Hablemitoğlu’na!
Uyarsınlar derin uykudan derdim ama
Onlar uyurgezer, uyanmazlar be usta!
Bu kadar hesapsız kitapsız arasında
Biliyorum zor hesap kitap yapmak da…
Bizler mecburuz ince hesaplar yapmaya!
Tıpkı Atatürk gibi yapalım be usta!
Zor ve kötü şartlardan güç alıp sabırla
Ve özellikle eğilmeden dik duruşla
Bulamoğlu çözüm gerek tüm sorunlara;
Yoksa savruluruz, yok oluruz be usta!
*-
Yorumlar
Yorum Gönder